ABD’nin Suriye’de Esad rejiminin hedef gözetmeksizin kimyasal silah kullanmasına karşı cezalandırıcı sınırlı askeri harekat uygulaması planları Rusya’nın getirdiği yeni bir öneri ile askıya alınmış ve yerini diplomatik görüşmelere bırakma eğilimine terk etmiştir. Putin’in ortaya koyduğu öneriye göre Esad rejimi elinde bulunan bütün kimyasal silah envanterini BM gözetimi altında ülke dışına çıkacak şekilde teslim edecektir. Bu suretle Suriye’nin kimyasal silah stokları eritilecek ve Esad’ın bunları bir daha kullanması imkansız hale gelecektir.

 

Rusya’nın başlangıçtan itibaren ABD’nin her türlü askeri saldırısına karşı çıktığı ve bunu önlemek için çaba harcadığı bilinmektedir. Bunun yanı sıra Suriye’de Esad rejiminin sonuna kadar destekleneceği mesajını vermekten de uzak durmamaktadır. Görüldüğü kadarı ile Suriye meselesinde nihai oyuncu ve karar vericiler yine “Soğuk Savaş” döneminde olduğu gibi ABD ve Rusya Federasyonu olarak tarihi yerini almıştır. Rusya BM’lerde dahi taviz vermez yaklaşımı ile bir taraftan Güvenlik Konseyi’ni karar almada kilitlerken, diğer taraftan BM kararı olmadan yapılacak her türlü askeri harekata karşı olduğunu sert bir dille açıklarken “bensiz olmaz” mesajını dünyaya vermekten çekinmemiştir.

 

Aslında ABD ve Rusya arasında devam etmekte olan bu örtülü mücadeleden Rusya’nın inisiyatifi alarak, Suriye’yi bir şekilde zorlayarak ikna etmesiyle yeni bir siyasi çözüm yolu önermesiyle Rusya bir adım ötede kazanç sağlamıştır. Getirilen önerinin hem ABD ve hem de Rusya için “kazan-kazan” olarak tesis edildiğini söylemek yanlış bir yaklaşım olmayacaktır. Bunun nedenleri hakkında birçok şey söylenebilir. Ancak, aşağıda Erdinç Çelik kardeşimiz tarafından tercüme edilen değerlendirmenin temel nedenlerden biri olduğu yolunda çok ciddi bir inancımız bulunmaktadır.

 

“Kaddafi Libyası’na 1982 yılında ABD Hava Kuvvetlerinin yaptığı saldırıda AGM-86 model Cruise (Seyir) füzelerini kullanarak felç etmesi ve Sovyet benzeri Hava Savunma sistemini alçaktan uçan yüzlerce AGM-86 ile aşarak imha edip sabit Yerden Havaya SAM füze bataryalarının tamamını imha etmesi üzerine Rusya bu tehlikenin çok çabuk farkına vardı.

 

Ruslar Cruise (seyir) füzelerini veya alçaktan uçan diğer füzeleri durdurmak için pek çok ayrı hava savunma sistemleri geliştirmeye başladılar Bunlar sırasıyla Tunguska (Daha sonraki adı Pantshir S-1 “ NATO Kod Adı SA-22 Greyhound”) Thor-M veya M1 (NATO Kod Adı SA-15 "Gauntlet") ve enson olarak BUK füze Sistemidir (NATO Kod Adı SA-11 Gadfly veya SA-17 Grizly). Füze Sistemi (NATO Kod Adı SA-11 Gadfly veya SA-17 Grizly).

 

ABD elindeki eski model AGM-86 Cruise füzelerini Birinci Körfez savaşı, Yugoslavya’da Sırplara yapılan harekat ile tüketmesi sonucu ve AGM-86 model füze teknolojisinin üçüncü ülkelerinin eline geçip kopyalanmasıyla birlikte, geliştirdiği gizli silahı yani; AGM-129 gelişmiş radara yakalanmayan Seyir Füzesini 2001 yılında kamuoyuna duyurmaya karar verdi.

 

Aslında AGM-129 1982 yılından sonra geliştirme çalışmalarına başlanmıştı bunun sebebi Libya harekatından sonra bazı patlamamış AGM-86B füzelerinin Ruslar tarafından incelenerek tersine mühendislikle kendi uçaklarında kullanılmaya başlandığının görülmesi ve bu füzeleri durdurmak üzere Rusya’nın hava savunma sistemlerini geliştirme çalışmalarına yol açmıştı.

 

Sonuç olarak AGM-129 füzesi düşman tarafından kolayca fark edilemeyecek, düşman radarlarınca görülemeyen (STEALTH) profiline sahip olup, kolayca yanıltılamayacak şekilde dizayn edilmiştir. Füze hedefini bulurken sahip olduğu üç ayrı yaklaşma sistemini (Sırasıyla GPS (Global Position System-Küresel Konumlama Sistemi), INS (Inertial Navigation System-Dahili Seyrüsefer Sistemi) ve TERCOM (Terrain Contour Matching-Arazi Görüntüsü Karşılaştırma Sistemi) kullanır. Füze Atıldığı hedefe 1500 Km. kala en kolay yanıltılan GPS sistemini devre dışı bırakır, daha sonra INS sistemini kullanmaya başlar hedefe 1000 ila 750 Km kala INS ekipmanı devre dışı kalır ve TERCOM sistemi devreye girer ve karşılaştırmalı arazi takip görüntüleme sistemiyle yolunu bulur.

 

Ayrıca ABD tarafından yeni geliştirilen AGM-129  Cruise füzesinin başlığında bulunan arazi takip kamerasına düşman tarafından lazer tutularak kör edilmemesi için lazer koruyucu (Laser Shield) lens kullanılmıştır. Füzenin radara yakalanmamasını sağlayan gövde yapısı ve kaplamasından başka önemli bir özelliği daha vardır. Bu ise füzenin sahip olduğu Williams International yapımı F-112-WR-100 Turbofan motorudur ve bu motor dışarıya kolayca kızılötesi (IR) izi vermez. Bu sayede kızılaltı tarayıcı radarlara yakalanmaz veya zor yakalanır. ABD hava Kuvvetleri daha sonra bu motorların teknolojisinde elde ettiği tecrübeleri F-22 Savaş Uçağının motorlarının geliştirmesinde kullanmıştır.

 

Sonuç olarak yaklaşan veya yaklaşmakta olduğu değerlendirilen Suriye harekatında ABD Hava ve Deniz Kuvvetleri AGM-129 ve AGM-84 Cruise füzelerinin kara hedeflerine karşı kullanılacağı aşikar gibidir. Ayrıca eski Sovyet veya Rus Hava Savunma Sisteminin bire bir kopyası olduğu değerlendirilen Suriye Hava savunma sistemini delmek için ABD ordusu farklı teknolojiye sahip yeni örtülü silahlarının peçesini kaldıracağı gerçektir. Unutmayalım ki, Yugoslavya harekatında ABD havadan atılan elektro manyetik bombalar, elektrik sistemini felç eden ve kesen alüminyum şeritler ve radarları ve yerden havaya sistemleri felç eden süzülerek uçan mikro dalga füzelerini ortaya çıkarmıştı.

 

Bu yüzden Suriye hava savunma sisteminin nasıl aşılabileceğini anlamak için Ruslar Suriye açılarındaki Doğu Akdeniz’e çok sayıda elektronik izleme/şaşırtma ve istihbarat gemisi gönderdi. Nedeni, Suriye hava savunma sisteminin Rus hava savunma sisteminin çok yakın kopyası gibi olmasıdır. Rusları endişelendiren şayet Suriye hava savunma sistemi aşılırsa bu Rus hava savunma sisteminin de aşılır olduğunun işareti olmasıdır. Bu nedenle sahip oldukları tüm elektronik saptırma/şaşırtma gemileri ile elektronik istihbarat gemilerini bölgeye yığmış durumdadır.”

 

Bu durumda Suriye'ye bir harekat gerçekleştirilirse ABD Ordusu Suriye Hava Savunma Sistemini bir şekilde aşarsa bu Rusya’nın geliştirmiş olduğu sistemin demode olduğunun gerçek zamanlı bir testi olacaktır. Tersi olur da, ABD Cruise füzeleri veya diğer füzeler Rus Hava Savunma Sistemiyle önlenirse bu defa da ABD’nin geliştirmiş olduğu sistemlerin inanılırlığına gölge düşecektir. Her iki durumda da taraflardan birisi kaybeden taraf olacak ve yetersizliği dünyanın gözü önünde tescil edilecektir.

 

Rusya açısından bakıldığında, ortaya çıkan manzara iki önemli açıdan Rusya’yı olumsuz etkileyecektir. Birincisi, ABD harekatı karşısında hava savunma sisteminde ortaya çıkan zafiyet Putin’in yine süper devlet olarak oynamak istediği rolü oldukça olumsuz etkileyecektir. Bu konuda Rus desteğine güvenen ülkeler üzerinde Rusya ciddi prestij kaybına uğrayacaktır. ABD tartışmasız üstünlüğünü kanıtlamış pozisyona girecektir. İkincisi ise, Rusya’nın bu zafiyeti gidermek için ciddi bir maliyet altına girmesine neden olacak ve pahalıya mal olacaktır.

 

ABD açısından konu ele alındığında, Rus hava savunma sistemlerinin bu füzeleri önlemesi ve başarılı olması durumu Sovyetler Birliği zamanındaki gibi Rusya’nın süper devlet olarak yerini almaya başladığını teyid edecektir. Bu Putin’in daha rijid ve dayatmacı bir dış politikayı uygulamasına yol açabilecektir. ABD’de yeni teknolojiler geliştirmek için harekatı maliyetine ilave olarak, ciddi maliyetlere katlanmak zorunda kalacaktır. Başarısızlık ABD kamuoyu dahil dünyada bir hayal kırıklığı yaratacak ve ABD’nin tek lider olarak söz sahibi olduğu konusunda tereddütlere yol açacaktır.

 

Yukarıda yapılan değerlendirmelere başka ilaveler de yapılabilir. Ancak, sonuç olarak görüldüğü kadarıyla Rusya’nın konunun siyasi yolla çözümü konusundaki teklifinde her iki taraf içinde “kazan-kazan” bir getiri vardır.