ABD Suriye hükümetinin kimyasal silah kullandığına dair bulgularının olduğunu resmen açıklamıştır[1]. Açıklama perşembe günü Milli Savunma Danışman Yardımcısı Ben Rhodes tarafından yapılmıştır. Bu açıklama ile ABD’nin kimyasal silah kullanımına karşı belirtmiş olduğu “kırmızı çizgi”nin aşılmış olduğu Başkan Obama tarafından da ifade edilmiştir.

 

Amerikan istihbaratına göre, çatışmaların başlangıcından beri Esad rejimi sık sık fakat küçük miktarlarda kimyasal ajanı muhaliflere ve sivil halka karşı kullanmış ve 150 kadar ölüm vakası ortaya çıkmıştır. Amerika kaynaklarına göre, muhaliflerin kullandığına dair herhangi bir bulgu mevcut değildir. Bilindiği gibi, Haziran ayı başında BM Bağımsız Komisyonu kimyasal ajanların Suriye’de kullanılması ile ilgili bir değerlendirme yaptığını ve kullanıldığına dair ikinci kaynaklardan duyumlar aldığını ancak bunun teyit edilmesine imkan olmadığını ifade etmişti. Nedeni bu komisyonun araştırma ve inceleme yapması için Suriye’ye girişi için Esad rejiminin müsaade etmemesi olarak belirtilmiştir. Buna karşılık, İngiliz ve özellikle Fransız kaynakları muhalif halkın üzerine sarin gazının kullanıldığını kendi kaynaklarından almış oldukları bilgiler ve ölenlerden alınan doku örneklerinden teyit edildiğini açık bir şekilde ifade etmişlerdir.

 

Bütün bu gelişmelerin sonucu olarak, Washington daha evvel gündemde olmayan “muhaliflere silah sağlanması” konusunun uygulamaya alınmasına karar verildiği açıklanmıştır. Bilindiği gibi ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin de taraf olduğu, muhaliflere finansman yardımı yapılması, ancak silah yardımı yapılmaması kararı bu güne kadar sıkı bir şekilde uygulanmıştır. Muhalifler tanksavar ve uçaksavar silah ve mühimmatı ile diğer hafif silah ve mühimmatı temini konusunda yardıma ihtiyaçlarının olduğunu sıklıkla gündeme getirmektedir. Uçaksavarların sivil uçaklara karşı da kullanılması olasılığı olduğundan bunun verilmesi taraftarı olmamakla beraber ABD diğer hususlarda yardım konusundaki iradesini kimyasal ajan kullanılması kırmızı hattının aşıldığı gerekçesi ile açıklamıştır. Bunun dışında, Ürdün sınırı çevresinde “sınırlı uçuşa yasak bölge” uygulaması gündeme gelmiştir. Günde 50 milyon dolar gibi yüksek bir maliyete sahip bu uygulama konusunda gerekli çalışmaların yapıldığı Washington tarafından belirtilmektedir. Halen ABD savaş uçakları Ürdün’de konuşlandırılmış durumdadır.

 

Son gelişmeleri bir tarafa bırakırsak, aslında ABD, Rusya ile birlikte sorunu barışçı bir şekilde Cenevre’de Esad rejiminin de yer alacağı müzakereler yoluyla çözmekten yana bir tutum içinde olmuştur. Hatta bu konuda ne kadar ısrarcı olduğunu Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ın ziyaretinde de ortaya koymuştur. Haziran ayında yapılması planlanan müzakereler Rusya ile anlaşılamadığı için Temmuz ayına kaydırılmıştır. Bu durum sorunun müzakerelerle çözülmesinde zorluklar olduğu konusunda ABD’yi ikna etmiş gibi gözükmektedir. ABD’nin bu şekilde düşünmesi için bir takım olumsuz faktörler etki etmiş ve Başkan Obama’yı fiili müdahale gerektiği konusunda değerlendirme yapmaya sevk etmiştir. 

 

Bunlardan birincisi, kimyasal silah kullanıldığına dair BM’nin muğlak raporuna karşı Fransa ve İngiltere’nin somut verilerle teyit edici bilgilere sahip olmasıdır. Her iki ülke bu doğrultuda ABD’ye baskı yapmaya başlamıştır. Buna rağmen, Washington kendi kaynakları ile teyit edilmesi gerektiği ile direnmekte ve konuyu müzakere ile ele alma önceliği üzerinde ısrarlıydı. Bu tavrın değiştirilmesinde ve gevşetilmesinde ikinci etken pozitif bir tesir yaratmıştır. Rusya bir taraftan müzakereler konusunda ve hatta muhaliflere karşı Esad temsilcilerin yer almasında ısrarcı iken, diğer taraftan S-300’lerin ikmaline devam edeceği ve silah satışını devam ettireceğinde direnmesi Obama yönetiminde bir güven eksikliğinin oluşmasına neden olmuştur. Rusya’nın bir taraftan müzakere ederken bunun yanında Esad’ı askeri açıdan destekleyerek muhalifleri bastırma hareketini sürdüreceği kaygısı Washington’un uyanmasına neden olmuştur. Buna ilave olarak, İran’ın Hizbullah’a desteği ve açık destek vermesi sorunun boyutlarını attırmaktadır. Bu konuda diğer önemli bir etki ise Kuseyr bölgesinin Esad rejimi tarafından ele geçirilerek, Golan Tepeleri stratejik askersiz bölgenin işgal edilmesidir. Bu suretle muhaliflerin Humus’a sızmaları ve silah aktarmalarının yolu engellenmiştir. Esad, Humus ve Şam’ın sahil kesimindeki Tartus ve Lazkiye arasındaki deniz ulaşımını kontrol altına almıştır. İsrail ile Hizbullah elemanları 70 metre kadar hassas bir mesafede karşı karşıya gelmişlerdir. Bu durum İsrail’in sınır güvenliği konusunda tehlikeli bir durum yaratmıştır. Bütün bunların üstünde bu gelişmelerin Esad rejiminin ülke sathında inisiyatifi ele geçirmeye başladığını ve muhaliflerin iradesini kırma yolunda ilerlediğine dair işaretler olduğu şeklinde okunması Başkan Obama’nın daha radikal tedbirler alınması konusunda değerlendirmeye zorlamıştır. 

 

Yukarıda açıklanan gelişmeler ve değerlendirmeler doğrultusunda Washington’un bir taraftan müzakereler konusunda çalışmalarını sürdürürken, çatışmalarda inisiyatifi Esad rejimine kaptırmamak ve muhalifleri desteklemek için bir şeyler yapması gerektiğine karar verdiğini söyleyebiliriz. Yönetime geldiğinde “Akıllı Güç- Smart Power” başlığıyla yeni bir dış politika stratejisi getirdiği söylemi içinde olan Başkan Barack Obama’nın bu konudaki çıkış noktası; “kimyasal silah kullanımı kırmızı hattının aşıldığı” savıyla yeni girişimler için bir bahane yaratmasıdır. Bu aşamada, bir yanda Suriye için müzakere masasına oturma konusunda ciddi baskılar sürdürülürken, diğer taraftan Esad rejiminin güçlenmesini önleyici tedbirleri almak ve bunu tedrici olarak arttırmak suretiyle inisiyatifi kaybetmemek ABD’nin yeni stratejisi olarak gündemde yerini almıştır. Bu stratejinin gelişmelerin durumuna göre gittikçe artan dozda şiddetlenerek bir askeri müdahaleye kadar uzanması uzak bir ihtimal değildir. Bu tırmanmanın en güzel ifadesi, Ürdün bölgesinde uygulanması düşünülen “sınırlı uçuşa yasak bölge” tesisi konusunun gündeme alınmasıdır. Demek ki, bir sonraki aşamada uçuşa yasak bölge gündeme gelecek, sonra Kuseyr bölgesine havadan müdahale edilecek ve bu şekilde şiddet adım adım kesin sonuca ulaşana kadar sürdürülecektir. Artık ok yaydan çıkmış gibi görünmektedir. Bu konudaki gelişmeleri Rusya’nın da dikkatle okuması ve Suriye ile ilişkilerini ona göre yönlendirmesi çok önemli bir husus olarak masada durmaktadır.

 

Sonuç olarak, Washington’un bu çıkışının olayın müzakereler dışında askeri bir yöne doğru kaydığı konusunda önemli emareler verdiğinin farkına varılması gerekir.

Dipnotlar

[1] Zeke J Miller, “Red Line Crossed: U.S. Officials Confirm Syrian Chemical-Weapons Use”, June 13, 2013, http://swampland.time.com/2013/06/13/red-line-crossed-u-s-officials-confirm-syrian-weapons-use/