ABD Başkanı Barak Obama 11-12 Nisan 2010 tarihleri arasında, New York’ta yapılacak ve 47 ülke ve muhtelif organizasyonların katılacağı “Küresel Nükleer Güvenlik Konferansı” arifesinde ABD’nin uygulayacağı yeni nükleer silah kullanma stratejisini açıklamıştır. Başkan Barak Obama Salı günü yapmış olduğu konuşmada[1], Prag’da geçen sene ortaya koymuş olduğu, nükleer silahlardan arındırılmış bir Dünya tasavvurunu hayata geçirmek üzere atılan en önemli adımlardan birinin daha gerçekleştirildiğini ifade etmiştir. Savunma Bakanlığı tarafından yapılan “Nükleer Görünüm Gözden Geçirme- Nuclear Posture Review” raporunda yapılan tehdit değerlendirilmesinde tehdit artık, nükleer silaha sahip ülkelerin birbirlerine karşı bu silahları kullanmasından kaynaklanmamakta fakat aşırı uçların nükleer terörizmi ve bir kısım ülkelerin bu silahlara sahip olma çabaları olarak görülmektedir. Yeni stratejide askeri üstünlüğü muhafaza ederek, tecavüzü caydırma ve Amerikan halkının güvenliği emniyet altına alırken, nükleer silahların rolünü azaltmak istediğini açıklamıştır. Bu nedenle, ABD ve müttefiklerinin güvenliğinin sağlanmasında, daha fazla oranda konvansiyonel silah üstünlüğüne ve güçlü füze savunma sistemlerine dayanılacağını belirtmiştir.

 

ABD Başkanı’nın Prag’da başlattığı inisiyatife göre, ilk defa Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi (NPT) Anlaşmasının esasını teşkil eden; nükleer silahların yayılmasının önlenmesi ve nükleer terörizme mani olmak ABD nükleer ajandasında ilk maddeyi oluşturmaktadır. Bu kapsamda Nisan ayının ikinci haftasında yapılacak olan, Küresel Nükleer Güvenlik Konferansı’nda katılımcı ülkelerin dört yıl içinde bütün Dünya’daki hassas nükleer materyali emniyet altına almalarını sağlamak için atacakları adımlar belirlenecektir. Müteakiben Mayıs ayında yapılacak NPT gözden geçirme zirvesinde ise, bu silahların yayılmasının önlenmesi için, ülkelerin alacakları sorumlulukların belirlenmesine çalışılacaktır.

 

Stratejinin en önemli ve en can alıcı ifadesi ise, ABD eskiden olduğu gibi, nükleer silahları her hangi bir çatışmada ilk kullanan (first strike) ülke olma inisiyatifini hala elinde tutarken, NPT’e üye ve onun gereklerini yerine getiren nükleer silaha sahip olmayan hasım ülkelere karşı ABD’nin nükleer tehdit veya kullanımda bulunmayacağını taahhüt etmesidir. Bu suretle ABD NPT gereklerinin ve nükleer silaha sahip olmama zorunluluğunun yerine getirilmesinde yaptırıma yönelik, zorlayıcı bir enstrüman oluşturmaya çalıştığı düşünülmektedir. Bir diğer değişiklik ise kitle imha silahlarından kimyasal ve biyolojik silahların kullanılmasına karşı konulacak reaksiyona yönelik olarak yapılmıştır. Buna göre, hasım ülke ABD ve onun müttefiklerine ve ortaklarına karşı kimyasal ve biyolojik silah kullanırsa ezici bir konvansiyonel kuvvetle karşılığını alacaktır. Ancak, biyolojik silahların potansiyel olarak tehlike oluşturması halinde ABD politikasını yeniden düzenleme hakkını elinde bulundurmaktadır.

 

Bu yeni stratejinin 2002 yılında Bush yönetimi tarafından yapılan gözden geçirmeden oldukça farklı olduğu değerlendirilmektedir. Bundan evvelki nükleer stratejisinde de, ABD[2] bir çatışmada nükleer silahı ilk kullanan ülke olma hakkını elinde tutmaktaydı. İlave olarak, Başkan Bush 11 Eylül saldırılarından sonra, güçlendirilmiş nükleer silah geliştirme tesislerine önceden müdahaleyi sağlayan, yeni küçük ve güçlü korunakları delici nükleer silahlar geliştirilmesi yönünde irade beyan etmiştir[3]. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NTP) ışığı altında, nükleer silaha sahip olmayan ülkelere, nükleer silaha sahip bir ülke ile beraber saldırmadığı sürece bu silahı kullanmayacağını belirtmektedir. Her şeye rağmen, yapılan kimyasal ve biyolojik saldırıya karşı hasım nükleer silaha sahip olmasa bile, nükleer silahla mukabele edebileceğini muhtelif zamanlarda açıklamıştır. Herhangi bir kitle imha silahı kullanımı durumunda nükleer silahların ABD için, bir misilleme vasıtası olarak kullanılması hakkı saklı tutulmaktaydı.

 

Yapılan değerlendirmelere göre, ABD Rusya ile yapılan anlaşmalara konu olan miktarın yarısı kadar bir nükleer envanter ile yeni stratejinin gerektirdiği caydırıcılığı sağlayabilmektedir[4]. Her ne kadar ABD yeni harp başlığı üretimini durduracağını ifade etse de, envanterde mevcut olan silahların faal olması için gerekli etkinliği göstereceğini belirtmektedir ki zaten bunlar Rusya ile birlikte Dünya’daki nükleer harp başlıklarının % 95’ini oluşturmaktadır.

 

ABD yeni stratejisi ile NPT’e taraf olmayan veya NPT hilafına faaliyet gösteren Kuzey Kore, İran gibi ülkelere açık bir mesaj vermeyi amaçlamaktadır. Buna göre, bu gibi ülkeler eğer nükleer sevdadan vazgeçmezlerse kayıtsız, şartsız ABD’nin nükleer gücü kullanma tehdidi ile karşı karşıya kalacaklardır.

 

Görüldüğü gibi, ABD nükleer silah kullanma stratejisinde bir takım değişiklikler yaparak, onu Başkan Obama’nın ortaya koymuş olduğu konsepte uydurmaya çalışmıştır. Ancak, envanterde mevcut silahların yarısı ile gerekli caydırıcılığı sağlayacağını hesap eden ABD acaba gerçekten nükleer gücünde bir azaltmaya gitmiş midir? Bu sorunu cevabı bana göre hayırdır. Çünkü, bir sineğe elde mevcut sineklikle ilk darbe olarak, yeteri kadar kuvvetle bir defa vurmakla, birkaç defa vurmak arasında hiçbir fark olmayacaktır. İlk darbede sinek zaten ölmüş olacaktır. Bu yaklaşımla, ABD yine büyük bir nükleer güçtür. Şu anda kullanım konsepti ne olursa olsun, herhangi bir tehdit karşısında elzem olması halinde, bu yaklaşımını rahatlıkla arzu ettiği gibi, yeniden düzenleme imkanına sahiptir. Şu anda, buna karşı müdahalede bulunabilecek bir ülke Dünya üzerinde yok gibidir. Bunun örneği, ABD’nin Irak’a müdahalesinde açık bir şekilde görülmüştür. BM ve muhtelif ülkeler bu müdahaleyi ancak, onaylamadıklarını ifade etmekle yetinmek zorunda kalmışlardır. Bu stratejiyi incelediğimizde özünde, ABD’nin nükleer gücü bir yaptırım ve üstünlük vasıtası olarak görmeye devam ettiğini açık ve seçik olarak tespit edebiliriz. Nükleer silahlardan arındırılmış bir dünya yaratmak istiyoruz derken, tabiatıyla ben bekli de, diğer nükleer silaha sahip ülkeler hariç denilmektedir. Bu yaklaşım, nükleer silaha sahip ülkelerin bu gücün avantajını her zaman bir baskı unsuru olarak kullanacakları anlamının devam ettiğini göstermesi açısından oldukça önemli olarak mütalaa edilmektedir.

 

İyimser bir şekilde bakıldığı zaman, ABD Başkanı Obama ortaya koymuş olduğu yeni konsept paralelinde elindeki mevcut vasıtaları kullanarak bir takım tavizlerle kararlılığını devam ettirmeye çalıştığı söylemek doğru bir yaklaşım tarzı olacaktır. Bu suretle, Nisan ve Mayıs ayında geçekleştirilecek uluslararası platformlarda liderliğini yapmaya soyunduğu girişimle ilgili elinde kuvvetli bir koz bulunacak ve bir hamle daha yapması için ortamı sağlamış olacaktır.

 

Dipnotlar

 

[1]Statement by President Barack Obama on the Release of Nuclear Posture Review, http://www.whitehouse.gov/the-press-office/statement-president-barack-obama-release-nuclear-posture-review

[2]www.armscontrol.org/factsheets/unitedstatesprofile

[3]In Sharp Turn, Obama’s New Nuclear Strategy Ends U.S. Warhead Development,

http://www.brainicane.com/2010/04/06/in-sharp-turn-obamas-new-nuclear-strategy-ends-us-warhead-development/

[4] Jim Garamone, Review Provides Deterrence, Arms Reduction Roadmap, http://www.defense.gov/news/newsarticle.aspx?id=58628