ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz günlerde yeni İran stratejisini açıkladı. Trump, İran’ın “fanatik bir rejimin yönetimi” altında olduğunu, dünyaya ölüm, yıkım ve kaos yaydığını belirterek, 2015 yılında İran ile varılan nükleer anlaşmayı onaylamayacağını bildirdi. Trump, İran Devrim Muhafızları’nın da yaptırım listesine alındığını açıkladı. Tarihin en kötü nükleer anlaşmasının İran ile yapıldığının altını çizen Trump, "2015 yılındaki anlaşmanın kısa sürede yok edilmesi için hazırlanıyorum" demiş ayrıca "İran'ın defalarca nükleer anlaşmayı ihlal ettiğini, müttefikleri ile görüşüp yeni yaptırımlar koyabileceklerini" de sözlerine eklemiştir.

 

Öte yandan, İran Dışişleri Bakanlığı, Ruhani'nin Trump'tan gelen randevu isteğini reddettiğini ileri sürdü. Bakanlık sözcüsü Behram Kasımi, görüşme talebinin Eylül ayındaki BM zirvesinde geldiğini söyledi. Zirve için New York'a giden Ruhani, Trump'ın talebini kabul etmediği basına yansıdı. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de İran'ın füze üretmeye devam edeceğini ilan etti. Televizyonlardan canlı yayınlanan konuşmada, Ruhani füze üretmelerinin uluslararası anlaşmaları ihlal etmeyeceğini savundu.

 

Trump yönetiminin İran’a yaklaşımını ve yeni dönemde ABD’nin İran politikasını Arif Keskin TÜRKSAM için değerlendirdi.

 

Trump seçim sürecinde ve sonrasında hep şunu tekrarlıyordu; Obama’nın İran siyaseti kökten yanlıştı. İran uçurumdayken İran’ı kurtarmıştı. Obama’nın siyaseti İran’ı sınırlandırmak yerine hem içerde hem dışarıda çok güçlendirmişti. Bu nedenden dolayı bu siyasetin köklü olarak değişmesi gerekiyordu. Trump, İran’ın hem bölge anlamında sınırlandırılması gerektiğini söylüyordu hem ülke içinde zayıflatılmasının esas strateji olarak seçilmesi gerektiğini vurguluyordu ancak bunu nasıl yapacağı konusunda net bir şey yoktu. Stratejisini açıklamayı uzun süre bekletti ve şu anda yavaş yavaş tablo netleşiyor.

 

“Trump’ın Endişesi Anlaşması İran’ın Kazancı Olarak Görmesi”

 

Birincisi; Trump nükleer anlaşmanın gözden geçirilmesini istiyor ve nükleer anlaşmanın en büyük kazananının İran olduğunu düşünüyor. Bu anlamda, nükleer anlaşmayı imzalamadı ancak onu iptal de etmedi, anlaşmayı kongreye gönderdi. Bu şunu tablo çok olumsuz olduğunu gösteriyor, sonuç itibariyle imzalamaması İran nükleeri açısından başlı başına bir sorun teşkil ediyor. Diğer taraftan da tam anlamıyla iptal edemedi çünkü Avrupa, Rusya ve Çin bu anlaşmayı destekliyor. Anlaşma Birleşmiş Milletler’in anlaşmasıdır ve Amerika Birleşik Devletleri’nin kendi içerisinde de bu anlaşmayı destekleyen ciddi bir kitle vardır. Bu nedenden dolayı Trump böyle bir iddiaya gitmedi ve imzalamayarak ve kongreye göndererek bir şekilde farklı bir sürecin başlamasını tetikledi. Şimdi bu yarın bunu yapmayacak anlamına gelmiyor. Önemli olan Trump İran nükleer anlaşmasının tepkili olduğunu gösterdi. Şu gerçeğe de dikkat etmek gerekiyor ki; bu anlaşma 5+1 diye biliniyor. 5 veto hakkı olan ülke artı Almanya. Bu anlaşmanın iki temel tarafı var biri Amerika biri İran. Yani ABD’nin bu nükleer anlaşmayı onaylamaması ve böylece nükleer anlaşmayı çok tehlikeli bir sürece soktuğu anlamına geliyor. Bu nükleer anlaşmanın tehlikeye girmesi İran’ın iç politikası, ekonomisi, bölgesel siyaseti açısından hayati derecede önem ifade ediyor.

 

“Arap Baharı Sonrası Artan İran Etkinliğini Kırmak”

 

Trump’ın ikinci ana sorunu ise özellikle de Arap baharı sonrasında artan İran’ın bölgedeki etkinliğini kırmaktır. Bu konu Trump’ın temel stratejisi olarak biliniyor ama bunu nasıl yapacağı konusunda öncelikle İran Devrim Muhafızları’nı terör listesine almak istiyorlardı ama almadılar ancak çok geniş ambargo getirdiler. Biliyoruz ki, İran’ın Yemen’den Irak’a kadar siyasetini Devrim Muhafızları yürütüyor. Eğer bugün Irak’ta Haşdi Şaabi varsa bilinir ki, bu Devrim Muhafızlarının örgütlediği bir örgüttür. Devrim Muhafızları ayrıca Suriye’de, Yemen’de de var. Yani Devrim Muhafızlarını ambargoya almak ve belki gelecekte terör listesine almanın anlamı bir yönüyle İran’ın bölgedeki hâkimiyetini kırma amacı güdüyor. Diyelim ki, siz Devrim Muhafızlarını ambargoya alıyorsunuz Haşdi Şaabi Irak’ta şuan. Onu ne yapacaksınız? Doğal olarak Devrim Muhafızlarını ve onun bölgedeki tüm uzantılarını hedef haline getiriyor. Bu son günlerde ABD’den Haşdi Şaabi Irak’ı terk etsin veya geri çekilsin şeklinde açıklamalar bu stratejinin bir göstergesidir. Devrim Muhafızları’na ambargoyu yaparak bir şekilde onu zayıflatmak istiyor, aslında bu ambargo sadece devrim muhafızlarını değil İran’daki birçok kurum ve kuruluşu kapsayabilir. Devrim Muhafızları ki, İran ekonomisinin önemli bir gücüdür. İran’ı bölgesel sınırlandırmak için İran’a karşı olan ülkelerle iyi ilişkiler kurma arayışındadırlar. Özellikle, Suudi Arabistan’la olan ilişkilerini daha da güçlendirmek ve körfezdeki Arapları güçlendirmek onları İran karşısında daha sağlam durabilmesini sağlamak bunlarda Trump’ın önemli stratejileri arasındadır.

 

“Trump Politikalarının En Önemli Unsuru: İran’ın Füze Çalışmaları”

 

Diğer taraftan Trump’ın politikalarının en önemli unsuru İran’ın füze çalışmalarıdır. Trump İran füze çalışmalarını da önemli bir sorun olarak görüyor. Hatta İran nükleer anlaşmalarına İran füze çalışmalarının da dâhil edilmesini istiyor. İran füze teknolojisinin bu müzakerelerin dışında tutulmasını doğru bulmuyor. Onu müzakereye dâhil etmek istiyor. Bu, İran bütün askeri tesislerini Avrupa Birliği’nin (AB), Birleşmiş Milletler’in (BM) ve ABD’nin önüne sersin, onların denetimine açsın demek oluyor. Şu anda İran’dan gelen açıklamalar İran’ın kesinlikle bunu yapmayacağını beyan ediyor.

 

“İranlılar ABD’ye Güvenmiyor”

 

Bunun yanı sıra baktığımızda Trump, Avrupa’yı Rusya’yı Çin’i kendi yanında istiyor ama baktığımızda burada ciddi şekilde zorluklar söz konusu. Özelikle Avrupa İran konusunda Trump gibi düşünmüyor. AB ciddi bir biçimde nükleer anlaşmayı destekliyor ve bunu barış sağlayıcı bir anlaşma olarak görüyor. Trump’ın iddia ettiği gibi İran’ın lehine bir anlaşma olarak görmüyor ve bu nedenden dolayı nükleer anlaşmanın devam etmesini şiddetle istiyor. Diğer taraftan da evet Avrupa da İran’ın bölgesel siyasetinden rahatsızdır ama ABD gibi değil. Özellikle son yıllarda AB ile İran’ın ilişkileri daha da iyiye doğru gidiyor. Hem ekonomik ilişkilerinde iyileşme var hem siyasi ilişkilerde iyileşme var. Ama buna rağmen İranlılar, bu AB ve ABD ile aralarında olan bağa pek fazla güvenmiyorlar. Belki daha önceki tecrübelerine dayanarak belki yeniden bir araya gelebilirler gibi bir endişesi var İranlı yetkililerin. Özellikle AB’nin de İran’ın füze çalışmalarına ciddi şekilde dikkat etmek istiyor. Füze çalışmalarını bir sorun olarak görüyorlar. Bu anlamda İran’ın füze çalışmaları konusunda belki bölgesel siyaseti konusunda AB ile Trump arasında bir işbirliği doğma ihtimali var bu da İran yönetimini ciddi şekilde tedirgin ediyor bu açıdan ve söylediğimiz açıdan bakıldığında Trump Obama’nın İran siyasetini köklü bir şekilde değiştirmek istiyor ama bu köklü değişimin sınırları bellidir. Bir askeri müdahale durumu söz konusu bile değildir.  Trump İran’ın bölgesel, küresel ve ülke içerisinde zayıflatılmasını, kırılmasını bir hedef olarak belirtmektedir. Diğer taraftan hem İran’a yönelik nükleer anlaşma, Devrim Muhafızları’nı terör listesine almak ya da ambargo uygulama çabası İran’ın füze çalışmalarına bu kadar ağırlık vermesidir. İran’ın bölgesel siyasetini bir tehdit olarak görmek ister istemez İran ve ABD arasında sınırlı da olsa bir çatışma ihtimalini doğuruyor. Yani bütün bu saydıklarıma baktığımız zaman eğer siz Devrim Muhafızları’nı bir tehdit olarak görüyorsanız Yemen’de ne yapacaksınız? Suriye’de ne yapacaksınız? Irak’ta Haşdi Şabi’yi ne yapacaksınız? Bu anlamda ABD ile Haşdi Şabi arasında bir gerilim olacak mı? Şu anda baktığımızda Kuzey Irak medyasında böyle tartışmalar var. Onlara göre ABD belki Haşdi Şaabi’yi vurabilir böyle iddialar dolaşıyor. Hatta Irak ordusu Kerkük’e gelmeden önce de böyle iddialar vardı. Tabi bu haberler manipülatif ve asparagastı. Kuzey Irak Yönetimi kendi beceriksizliğini, başarısızlığını, kendi öngörüsüzlüğünü ve bölgedeki istikrara, barışa zarar veren tutumunu bir şekilde örtmek için böyle haberler uyduruyor ama ortada var olan bir gerilim vardır. Bu gerilimin arazide nasıl vücut bulacağı ve nasıl kendini göstereceği önemli bir sorundur. Bu anlamda küçük çaplı da olsa, sınırlı da olsa İran ve ABD arasında bir gerilimin zemini oluşabilir.