Arap Baharı sonrasında iyice istikrarsız bir yapıya kavuşan Yemen’de Husiler ülkenin başkenti Sana’yı egemenliği altına almış ve Yemen Cumhurbaşkanı Abdurrabbu Mansur Hadi'nin Aden’e kaçmak zorunda kalmıştır. Husiler, 6 Şubat 2015 tarihinde meclisi feshettiğini duyurmuş, bu durum darbe olarak adlandırılmıştır. Mart ayında Sana ve Aden arasında kritik bir nokta olan Taiz’i de ele geçiren Ensarullah Hareketi, ilerleyişine devam etmekteyken Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisi Adel el Cubeyr, Yemen'de Husilere karşı kapsamlı bir askeri operasyonun başlatıldığını ifade etmiştir.

 

ABD’nin Arap Yarımadası’nın en fakir ülkesi olan Yemen’e müdahaledeki pozisyonuna bakıldığında Libya’daki gibi aktif bir anlayışın benimsenmediği görülecektir. Müdahale Libya’daki gibi NATO çerçevesinde gerçekleşmemiş, Arap Ligi yönlendirici uluslararası kuruluş olarak karşımıza çıkmıştır.  ABD, askerlerini göndermeyerek lojistik ve istihbarat desteği vermiş, Irak’taki gibi Suudi Arabistan liderliğinde Arap ülkeleri tarafından gerçekleştirilen “Kararlı Fırtına”  harekatındaki konumunu belirlemiştir. Kısa süre önce ABD zaten buradaki büyükelçiliğini ve hava üssünü boşaltmıştır. ABD’nin geçtiğimiz günlerdeki Charlie Hebdo saldırısını üstlenen Yemen El Kaidesi ile giriştiği mücadelede insansız hava araçlarının havalandığı Anad Hava Üssü daha sonra Husiler tarafından ele geçirilmiştir. Bir diğer deyişle ABD, gelinen süreçte sadece tarafını belli etmiş, operasyonel kısım 150 bin askerin katıldığı, on ülkeden oluşan koalisyon tarafından yürütülmüştür. ABD Yemen’den çıkarken İran destekli Şii Husilerin ilerleyişi devam etmiştir.

 

Arap Baharı Sonrası Artan İran Etkisi

 

Orta Doğu ülkelerinde esen bahar rüzgarı sonucunda ülkelerin yapısında farklılıklar meydana gelmiş ve istikrar birçok ülkede sarsılmıştır. Suriye ve Irak’ta IŞİD terörüne karşı İran’ın sahada mücadele etmesi ve Yemen’de Husilerin ilerleyişi, İran’ın ağırlığının artmasına sebep olmuştur. ABD, hava operasyonlarını tercih ederken İran sahada etkili olmuş, örneğin İranlı Komutan Kasım Süleymani’nin cepheden cepheye dolaşması, fotoğraflarının sosyal medyada servis edilmesi İran’ı daha da ön plana çıkarmıştır. IŞİD ile mücadelede İran ile aynı tarafta yer alan ABD’nin Yemen’deki durumu ise daha karmaşıktır. Yemen’de taraflar ayrışmıştır ve İran’ın söz sahibi olmaya başlaması bir taraftan ABD’yi de endişelendirmektir; ama burada daha fazla endişelenen bir ülke varsa o da Suudi Arabistan’dır. Diğer şüphe ise ABD’nin 2007 yılından beri Yemen İçişleri Bakanlığı’na verdiği silahların akıbetidir. Pentagon, Yemen’de isyan kargaşa sebebiyle 500 milyon dolarlık askeri yardım ile sağlanan silahların nerede olduğunu bilmemekte, ekipman, silah ve hava araçlarının İran destekli Husilerin ya da El Kaide’nin eline geçmesinden endişe etmektedir.[1] Geçtiğimiz günlerde Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Yemen’de yüzden fazla kişinin hayatını kaybettiği saldırılara başladığı da dikkate alınırsa El Kaide’nin yanında IŞİD’in burada büyümesi de ABD için bir diğer sorun olacaktır. Irak’ta ABD’den kalan silahları ele geçiren terör örgütü, büyük sorunlara yol açmaktadır. Geçtiğimiz günlerde IŞİD’in Yemen’de düzenlediği saldırıda 100’den fazla kişinin öldüğü de hesaba katıldığında tehlike çanları çalmaya başlamıştır. Bunların yanında, devrik lider Ali Abdullah Salih’e bağlı birlikler de Husilerle birlikte savaşmaya başlamıştır.

 

"30 Yıllık İktidar Şimdi Muhalif"

 

Arap Baharı sürecinde Yemen’de görevini devretmek zorunda kalan ve uzun süre ABD tarafından desteklenen Ali Abdullah Salih’e bağlı güçler de şu anda Husilerle birlikte savaşmaktadır. Ne var ki, Arap Baharı’nın getirdiği istikrarsızlık sürecinde Salih’in El Kaide gizli bir anlaşma yaparak ülkenin güneyindeki bir bölgeyi El Kaide kontrolüne verdiği iddialar arasındadır. Yemen’de Salih radikal militanların tabanını genişlettiğini göstererek, Batı’dan destek almak için ortam sağladığına ilişkin ifadeler mevcuttur.[2] Salih’in bu tavrı, Yemen’de hem Arap Baharı’nın yarattığı istikrarsızlığı işaret etmesi bakımından öneme haiz hem de Arap Baharı’nın politik aktörlerin tutumunu nasıl etkilediğini göstermesi bakımından kritiktir.

 

ABD – Yemen İlişkileri

 

ABD’nin desteklediği Yemen müdahalesinin Yemen’in içerisinde bazı sonuçları olacağı kadar, ABD’nin ikili ilişkilerinde de etkileri olacaktır. İlk olarak, Husilere yönelik başlatılan saldırılar sonucu ülke içerisinde bulunan El Kaide yapılanmasının da Husilere karşı elini güçlendirecek bu noktadan bakıldığında ABD’nin Irak ve Suriye’de savaştığı IŞİD ve benzeri terör örgütlerinin ülke içerisinde güç kazanmasına neden olacaktır. Bu da ABD’nin terörle mücadele politikasına zıt bir tutuma işaret etmektedir, terörle savaşan ABD, terörün güçlenmesine sebep olmaktadır. Ne var ki, ABD’nin Orta Doğu’daki politikaları ve söylemleri arasında birçok çelişki bulmak son derece kolaydır. Bunun en basit örneği; Suudi Arabistan ile ilişkilerdir. Demokrasi söylemi üzerinden birçok ülkeye baskı kurmaya çalışan ABD, son derece anti-demokratik bir rejimle yönetilen ve birçok insan hakkı ihlalinin yaşandığı Suudi Arabistan’da bunları bir sorun olarak görmemektedir. Çelişkilerden çok çıkara bakılarak ABD’nin Orta Doğu politikası daha net anlaşılacaktır.

 

Yemen, ABD’nin terörle mücadele politikasında Başkan Barack Obama’nın 10 Eylül 2014 tarihli konuşmasında başarılı olunan bir ülke olarak tasvir edilmiştir. Obama’nın “Bizi tehdit eden teröristleri Yemen’de ve Somali’de yıllardır ön cephedeki partnerlerimizi destekleyerek yok etme stratejisini sürdürüyoruz.[3]” karşın olayların düğümlenmesi ve Hadi’nin iktidardan edilmesi bu politikanın tekrar sorgulanmasına ve nasıl devam ettirileceğine ilişkin tartışmalara da yol açacaktır. Obama’ya Cumhuriyetçilerin eleştirisi ABD’nin geleneksel uluslararası liderlik konumunun azalmasına yöneliktir.[4]

 

Müdahalenin ABD’nin ikili ilişkilerine etkisi ne şekilde olacak diye bakıldığında karşımıza ilk olarak çıkan ülke İran olacaktır. İki ülkenin dışişleri bakanları İsviçre’nin Lozan kentinde  İran ile nükleer müzakerelerin daha da gergin bir hal alacağı şu an için düşünülmemektedir. ABD’nin müdahaleye desteğinin kısıtlı kalması, aslında bir taraftan da İran’ı masada tutmak için uygulandığı da söylenebilir.

 

Bir ülkeye yabancılar tarafından müdahale edilmesi ülkede buna karşı olanların Husilere sempati beslemesine bir vesile olabilecektir. Öte yandan Yemen’de Husilerin ilerleyişi de Sünniler arasında Yemen El Kaidesi’nin yerelde taban bulmasının sebeplerden biri olarak gösterilmektedir. ABD’nin Yemen’deki varlığı da El Kaide’ye katılımların sebepleri arasında gösterilmiştir. Yemen’de olayların mezhep temelli çatışma ekseninde daha da büyümesi mezhepsel gerilimi El Kaide’nin kullanmasına zemin hazırlayacaktır. Örneğin Bahreyn’de devam eden gerginliklerin bu olaylardan negatif etkileneceğini öngörmek mümkündür. Ayrıca, Yemen bölgede zaten hassas olan mezhepsel dengeyi sarsması açısından da kritik bir önem taşımaktadır. Yemen’in istikrarının tüm dünyayı etkileyeceği Yemen’in önemli geçitlerde olduğu değerlendirildiğinde daha da net anlaşılacaktır. Ülkede yaşanacak sıkıntılardan dolayı küresel finans piyasaları da etkilenecektir.

 

Değerlendirme

 

Son dönemde ABD’nin Yemen El Kaidesi’nden tehdit algılaması sonucu ülkede bu terör örgütünü kontrol etmesi birinci önceliği olmuştur. İran, Irak’ta IŞİD değiştirdiği denklemde Şii güçler ile önemli bir belirleyici haline gelmiş, Suriye’de değişmeyen Esad rejimi arkasındaki en önemli destek olmuş ve Yemen’de ise Hadi’yi koltuğundan fiili olarak indiren Hutilerin yanında yer almıştır. Bütün bunlar bölgede etkisini artırdığını göstermektedir. Suudi Arabistan’ın bundan rahatsızlığı, iki tarafın mezhepsel unsurların önemli bir referans olduğu rekabetçi politikalarıyla bir araya gelmiş ve Yemen’de saflar belirlenmiştir. Irak’ta ABD’nin sahaya süreceği ülke içerisinde peşmerge bulunmaktayken, Yemen’de somut bir sonuç alma noktasında bunun sıkıntısını çekebilir. ABD’nin hali hazırdaki Hadi iktidarına yakınlığı bilinmekteyken diğer yandan Yemen El Kaidesi’ne düşman olduğu öte yandan Husilerin de karşısında yer aldığı görülmüştür. Yemen’de ABD’nin böyle bir durumda kimlerle hareket edeceği merak konusu olmakla birlikte ABD’nin yerel kanallarda destek bulması giderek daha da sıkıntılı bir hal almaktadır. ABD’den kalan silahların kimin eline geçeceği Yemen’in geleceği için büyük önem taşımaktadır. Yemen’in dünyada kişi başına düşen silah oranı konusunda ikinci olması şiddet sarmalının istenmeyen boyutlara ulaşabileceğini bizlere göstermektedir.

 

Suudi Arabistan’daki Kral Abdullah’tan sonra Kral Selman’ın kendini göstermesi olarak da yorumlanabilecek bu harekat aynı zamanda Suudi Arabistan’ın ABD’den eskiye göre daha bağımsız hareket ettiğine ilişkin yorumları da beraberinde getirmiştir. Sonuç olarak, Yemen’de İran – Suudi Arabistan rekabeti sıcak çatışma olarak gün yüzüne çıkmıştır. İslam dünyası içerisindeki mezhepsel hassasiyetleri artırmaması açısından Yemen’de bir an önce diyalog yolu açılarak uzlaşıya varmak en iyi sonuç olarak görünmektedir. Çatışmaların artması demek, burada aynı zamanda tarafları daha da radikalleştirecek ve terör gruplarının genişlemesine ortam yaratacaktır. Uluslararası güç odaklarının çatışma alanına dönüşmeye başlayan Yemen ise bunların sonucunda bölünmeye bir adım daha yaklaşmıştır.

 


[2] How Yemen's US-Backed Ex-Dictator Is Tearing His Country Apart, http://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/middleeast/yemen/11502027/How-Yemens-US-backed-ex-dictator-is-tearing-his-country-apart.html, Erişim Tarihi: 29 Mart 2015.

[3] Statement By The President On ISIL, https://www.whitehouse.gov/the-press-office/2014/09/10/statement-president-isil-1, Erişim Tarihi: 30 Mart 2015.

[4] With Yemen Strikes, Saudis Show Growing Independence From U.S, http://www.reuters.com/article/2015/03/27/us-yemen-security-usa-idUSKBN0MN04020150327, Erişim Tarihi: 30 Mart 2015.