Milli Savunma Bakanlığı’nın açıklamasına göre, Suriye‘nin kuzeyinde ABD ile koordineli bir şekilde tesis edilmesi planlanan güvenli bölgeye yönelik olarak ABD askeri yetkilileriyle Milli Savunma Bakanlığı’nda 5-7 Ağustos’ta yapılan görüşmeler nihayete erdi. Görüşmelerde, Türkiye’nin güvenlik endişelerini giderecek ilk aşamada alınacak tedbirlerin bir an önce uygulanması, bu çerçevede güvenli bölge tesisinin ABD ile koordine ve yönetimi için Türkiye’de “Müşterek Harekat Merkezi”nin en kısa zamanda kurulması konusunda anlaşıldı. Türk ve Amerikan askeri yetkililerince güvenli bölgenin bir barış koridoru olması ve yerinden edilmiş Suriyelilerin ülkelerine dönmeleri için her türlü ilave tedbirin alınması konusunda da mutabık kalındı.

 

Güvenli Bölge ile ilgili son gelişmeleri Terör ve Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar, TÜRKSAM için değerlendirdi.

 

Güvenli Bölge’ye ilgili yapılan açıklamada Güvenli Bölge’nin;

– genişliğine,

– derinliğine,

– bileşenlerine,

– ruhunu ve kurgusuna dair bir ifadenin olmaması, anlaşılamayanlar üzerinden değil, anlaşılabilenler – farklı niyet ve temenniler üzerinden bir açıklama yapıldığını anlatır.

 

Güvenli Bölge’de ABD’nin Türk görüşüne yaklaştığı ifade ediliyor.

1) Ne kadar yaklaştı?

2) Ne kadarını sonuç alacak şekilde ve süreçte uygulayacak?

3) Süreç YPG/PKK’nın önce ötelenmesi sonra dağıtılması olarak mı tecelli edecek, yoksa kalıcılığının perçinlenmesini mi sağlayacak?

 

Güvenli Bölge müzakereleri sonucunda ABD ile Türkiye’nin; “Müşterek Harekât Merkezi” kurmasının öncelikli amacının; “Türk-ABD askerleri arasında olası bir çatışmasının engellenmesi” olduğunu düşünüyorum. Ya da bir provokasyon ve/veya maniplenin engellenmesi…

 

“Risk Ötelenmiş Oldu”

 

Uluslararası kamuoyu, uzun zamandan beri, Türkiye’nin ABD’ye rağmen Fırat’ın doğusuna bir harekât düzenlemesi halinde, sürecin ABD ile Türkiye arasında nasıl bir çatışmaya dönüşebileceği, krizin nasıl derinleşebileceğini ve sürecin nerelere gideceğini hesaplanmaya çalışılıyordu. Şimdilik bu risk ortadan kaldırılmış, ötelenmiş oldu. Bir başka açıdan ABD, Türkiye’yi elinde tutmuş, kaçırmamış oldu. Sonuçta ABD, Rusya’nın süreci nasıl takip ettiğinin ve kolladığının farkında… Öte taraftan ABD’nin “Şam Şeytanı”nı oynayan YPG/PKK’nın rejim, rejim ve Rusya ve İran ilişkilerini de Türkiye’yle gelişen angajmanlarına bağlı olarak yönetmesi/yönlendirmesi ve yürütmesi gerek.

 

Türkiye Fırat Kalkanı Sacur Suyu’nda YPG/PKK’yı Menbiç’e doğru kovalarken ABD ve Fransa Özel Kuvvvetleri’nin araya girmesi-PKK’yı himaye altına almaları ve devamında gelen Menbiç oyalanma süreçleriyle terörle mücadelesinde büyük bir yara aldı. Eğer bu yeni süreçte de gereken hassasiyeti, kararlılığı, caydırıcılığı ve yığınağının etkisini göstermez/gösteremezse yeni bir Menbiç Süreci yaşamak zorunda kalır. ABD, engelleme, geciktirme ve oyalama stratejilerini devreye koyma ve “unutturan” konjonktür yaratma konusunda çok mahirdir.

 

“Sadece IŞİD ile İlgili Değil”

 

Türkiye Fırat’ın doğusuna ekilen, gün be gün gelişen ve derinleşen terör varlığını öncelikle sınırından 30-40 km uzaklaştırmak, sonrasında da ABD’nin IŞİD’le gerekçelendirerek ‘dönemsel ve taktiksel’ dediği ABD-YPG/PKK/DSG ilişkisini-bağını ortadan kaldırmak zorundadır. Yoksa konuyu çalışanlar bunun sadece IŞİD’le ilgili değil;

– Suriye’nin ve Irak’ın parçalanması,

– Türkiye’nin baskı altına alınması ve parçalanması,

– Enerji kaynaklarına ve rotalarına sahip olunması ve başkalarına kaptırılmaması,

– Teolojik ihtiraslar eşliğinde çok yere batacak-çok mahmuzlu teröre ait bir mihver devletin kurulması,

– Çok kapıyı açacak maymuncukların, yeni düşmanlıkların, istikrarsızlıkların ve çatışmaların kurgulanması,

– Oluşagelen yeni küresel dengelerin engellenmesi, yolunun kesilmesi ya da baskılanması gibi pek çok gerekçe sayılabilir.

 

Sonuçta ABD bu bağı kendi eliyle kesmek eğiliminde değil. Bunu ancak Türkiye sağlayabilir. Bu da stratejik tercihler ve jeopolitik eğilimlerin, ilgili kuram ve kavramların devreye girmesi ve etkisini göstermesiyle ilgili bir meseledir. Yan sorun sadece gündeme geldiği ve ürettiği gerekçelerle; sınırda ya da Türkiye-Irak-Suriye’deki terörün dolaşımıyla ilgili, gün be gün gerçekleşen taciz, saldırı, sızma girişimleri, mayınlama/EYP gibi cari meseleler değildir. ABD’nin konuyu bu cari tehditler üzerinden algılama ve buna dair tedbirler geliştirme eğiliminde olduğu görülüyor.

 

“Temel Sorun…”

 

Temel sorun, Türkiye’nin üniter yapısına, toprak bütünlüğüne, kardeşliğine, egemenliğine yönelmiş bir terör örgütünün ABD başta bazı dost ve müttefikler tarafından korunması, kollanması, himaye edilmesi, fonlanması, donatılması, eğitilmesi, yönetilmesi, yönlendirilmesi ve alan açılmasıdır. ABD ile işletilmeye başlayan bu yeni sürecin nihai askeri-siyasi ve jeopolitik hedefi bu olması gerektir. Yoksa ABD, cari tehdit üzerinden bir fiili durumu dayatacaktır. Bu da paradigma değişikliğini engelleyecektir. ABD eğilimlerinde bir değişiklik ya da bir irade beyanı görülmüyor. Türkiye paradigmayı değiştiremezse, sonuçları değiştiremez. Kalıcı sonuçlar hiç üretemez.

 

Konuyla ilgili son derece önemli üst düzey açıklamalar yapıldı. Son derece güçlü kararlılık mesajları verildi. Artık gereği, sahada etki, eylem, takip ve kontrol zamanı. Tersi olduğu takdirde güvenirlik, inanırlık, samimiyet ve kararlılık riski var. Tarihi sorumluluklar, tarihi kararlılıklar ve misyonlar ister. Konu cumhuriyet tarihinin en önemli jeopolitik sorunudur.

 

Müşterek Harekat Merkezinin kurulmasıyla başlayan ABD’li süreç;

– 1’inci aşamada 30-40 km’lik sınır boyu derinlik,

– 2’nci aşamada, YPG/PKK’nın ilgası, dağıtılması, elindeki silahların alınması ve istismar ettiği halkların terör tasallutundan kurtarılmasıyla sonuçlanmazsa, tarih ve Allah mutlaka yargılayacaktır.