ABD’nin Füze Kalkanı stratejisinin yine gündeme geldiğini görmekteyiz. Başkan Bush zamanında geliştirilen bu konsepte göre; füzelere karşı Dünya çapında savunma sistemi tesis edilmek suretiyle, ABD ana kıtası ve Avrupa (NATO) ülkeleri Dünya’nın neresinden gelirse gelsin füze tehdidinin zamanında önlenmesini öngören bir savunma ağı oluşturulacaktır. Bu kapsamda sistem ile ilgili ilk girişimler Çek Cumhuriyeti ve Polonya’da konuşlandırılmak istenilen radar ve önleyici füze sistemleri ile başlatılmıştır. START anlaşmasının devamı anlaşmanın Rusya ve ABD arasında imzalanması aşamasında Rusya, ABD’nin bu ülkelere konuşlandırmak istediği sistemlerin kendisini tehdit olarak algılayarak, planlandığının değerlendirildiğini ileri sürerek, itiraz etmiş ve bu projeden vazgeçilmediği takdirde START’ın devamı olan anlaşmayı imzalamayacağını açıklamıştır. Bunun üzerine Başkan Obama Moskova ziyareti sırasında bu uygulamayı askıya almış ve banlundan sonra anlaşma imzalanabilmiştir.

 

Bu arada Başkan Obama stratejinin uygulamasında değişikliğe gitmiştir. Başkan Bush zamanında tamamen belirli ülkelerde kara platformlarına konuşlandırılmış radar ve füze sistemlerinden oluşan yapıya bir elastikiyet getirilerek, füze sistemleri Aegis sınıfı su üstü platformlarına konuşlandırılmakla daha hareketli bir hale getirilmiştir. ABD 2015 yılına kadar balistik füze platformu olarak, 38 Aegis gemisine sahip olmayı planlamaktadır. Bunun birinci nedeninin tehdide yakın ülkelere konuşlandırılmak istenilen sistemler konusunda evsahibi ülkelerde oluşan rahatsızlığı önlemek, ikinci nedeninin ise, özellikle SM-3 füze sistemlerinin hareketli platformlara konuşlandırılmak suretiyle, gerginliğe göre tehdit bölgesine yakın denizlere kaydırılması marifetiyle, hem caydırıcılık sağlamak, hem de tehdide karşı zamanında tedbir almayı kolaylaştırmak olarak değerlendirilebilir.

 

Bu konsept ışığında yapılan yeni planlamaya göre, Bulgaristan ve Türkiye’ye konuşlandırılması düşünülen x bandı radarlarla tehdit olarak algılandığı değerlendirilen İran ve hatta Rusya’dan atılabilecek ABD ve Avrupa kıtasını hedef alan balistik füzeler ateşleme anında tespit edilecek ve Doğu Akdeniz, Karadeniz’de yüzer durumda bulunan gemiler üstündeki SM-3 füzelerinin ateşlenmesi vasıtasıyla füze daha yükselme safhasında iken imha edilebilecektir. Füzenin bu safhada imhası başarılamaz ise, devreye ikinci kademe yapılanması olan Çek Cumhuriyeti ve Polonya’ya konuşlandırılmak istenilen sistemler veya uzayda konuşlandırılmış olan önleme sistemleri devreye girecek ve uzayda uçuş halinde olan balistik füzenin imhası yoluna gidilecektir. Bu da başarılı olamadığı takdirde ABD veya Avrupa’da hedef olabilecek ülkelere konuşlandırılmış olan sistemlerle son safhada imhası yolu aranacaktır.

 

Türkiye ve Bulgaristan’da bugünlerde gündeme gelen yapılanmalar atılan balistik füzenin birinci kademede imhasını öngören sitemleri içermektedir. Rusya yine bu konudan rahatsızlığını gündeme getirmiş ve Bulgaristan ülke topraklarının bu gibi sistemlere uygun olmadığını açıklamak zorunda kalmıştır. Türkiye ise İran’la ve Rusya ile olan iyi ilişkilerinden dolayı şu anda çekimser bir tavır sergilemektedir. Ancak, ABD yapılanmasını 2020 yılına kadar yaydığı için bu konuda aceleci davranmamaktadır. Zaten İran’ın balistik füze tehdidi değerlendirmeleri, şu anda elinde menzili 1200 km. olan balistik füzeler Avrupa kıtası için tehdit oluştursa dahi, kıtalararası balistik füze yeteneği kazanmasının en iyimser tahminle 2015’lerden evvel olamayacağı şeklindedir. Bu nedenle, 2020’lere kadar başkan Obama tüm dünyada yaklaşık 436 sistemi içeren bir ağ oluşturmayı planlamış görünmektedir. Bu kapsamda ABD’nin alt yapı hazırlığı içinde olduğu değerlendirilebilir.

 

ABD’nin bu konuda açık bir kanaldan füze kalkanı yapılanmasını açıklamasının bir diğer amacının İran üzerinde ve bir derecede Kuzey Kore’de caydırıcılığı sağlamak olarak açıklanabilir. Özellikle İran’a BM yaptırımlarına ilave olarak, ABD ve AB yaptırımlarının ağır yükü ile aba altından sopa gösterilirken, diğer taraftan müzakere yolları açık tutulmaya çalışılmaktadır. Füze kalkanı konusundaki bu yapılanma baskısının İran’a ilave bir baskı unsuru olarak ileri sürüldüğü söylenebilir. İran bir taraftan yaptırımlar, diğer taraftan İsrail’in önleyici müdahale tehdidi ve son olarak da ABD tarafından uygulanan adım, adım çatışmaya yönelik tedbirlerin uygulanmaya konulması İran’ı nasıl bir gelecek beklediği konusunda gerekli emareleri ortaya koymaktadır. Bu nedenle İran nükleer programının devamı konusunda müzakereye oturmak isteğini ileri sürerek, gelecekteki tavrını şekillendirmeye çalışmaktadır.