Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump telefonda iki ülke arasındaki ilişkileri ve bölgedeki sıcak konuları görüştü. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın konuyla ilgili açıklamasında; “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Sayın Donald Trump arasında bu akşam (dün) bir telefon görüşmesi gerçekleşmiştir. Görüşmede, NATO müttefiki ve stratejik ortak olan iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesinin önemi teyit edilerek bölgesel gelişmeler hakkında görüş alışverişinde bulunulmuştur. İki lider, müşterek stratejik sınamalar karşısında daha yakın işbirliği yapmak için atılan adımların sürdürmesi ve ikili ilişkileri olumsuz etkileyen hassasiyetlerin giderilmesi hususlarında mutabık kalmışlardır.” dedi. Beyaz Saray’ın iki cümlelik açıklamasında şu ifadeler yer aldı; “Başkan Donald Trump, NATO müttefiki ve stratejik ortak olarak iki ülke arasındaki güçlü ilişkinin önemini teyit etmek ve bölgesel gelişmelere ilişkin görüş alışverişinde bulunmak üzere bugün Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile telefonda görüştü. İki lider ortak stratejik sorunlara ilişkin işbirliğini kuvvetlendirecek çabaları sürdürmeyi ve iki ülkenin de ilişkileri etkileyen kaygılarını gidermeyi taahhüt ettiler.”

 

TÜRKSAM Genel Sekreteri A. Gencehan Babiş,  Erdoğan ile Trump görüşmesini TRT Radyo Haber’de Bahadır Şerif Onaran, Elif Yeriğ ve Fatih Dağdelen tarafından hazırlanan Radyo Ajansı programında değerlendirdi…

 

“ABD ile İlişkilerde Sorun Konsept Değil, Gündem”

 

Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump arasındaki görüşmenin çıktılarına baktığınızda “NATO müttefikliği” ve “stratejik ortaklığın” üzerinde bir vurgu olduğunu net bir şekilde görüyorsunuz. Yalnız ikili ilişkiler açısından bakıldığında sorun “konsept” değil, “gündem”. Gündemde de Menbiç ve buradaki terör örgütleriyle alakalı Amerika’nın geliştirdiği politikalara Türkiye’nin verdiği haklı tepkiler var. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Trump arasındaki bir önceki görüşme sonrası ABD tarafından bazı sıkıntılar çıkartılmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Donald Trump arasındaki görüşmelerde ara ara böyle iyi sesler duyabiliyoruz. Buna rağmen sahaya baktığınızda hala çok farklı görüntüler var. Hala ABD’nin bölgedeki askerlerinin YPG ile çok sıkı ilişkilerini devam ettirdiğini görüyoruz. Halihazırdaki görüşme Tillerson’ın gidişinden sonra ve iki ülke arasında kurulan komisyonlardaki gidişatla alakalı sonraki artık devlet başkanının devreye girmesi olarak yorumlanabilir.

 

“ABD, PKK ve YPG’yi Ayırmak İstiyor”

 

Tartışılan nokta; Amerika Birleşik Devletleri’nin çekilmesi değil YPG’nin çekilmesidir. Dolayısıyla Türkiye daha önce Rakka Operasyonu’nda, gündeme getirdiğine benzer şekilde “Görüşme sonrasındaki açıklamada belirtildiği gibi NATO müttefiki ve stratejik ortaksak; biz Suriye’de beraber NATO’nun en büyük ordusu ve ikinci büyük ordusu olarak sahaya çıkar ve gerekeni yaparız” diyor. Bu noktada kendi açısından çok da haklı. ABD tarafına baktığımız zaman artık PKK ve YPG’nin ayrılmasıyla alakalı politikaları daha çok gündemde tutulduğu ve tartışıldığı son süreçte çok aşikar. ABD şunu diyor; “PKK artık uluslararası anlamda çok kötü bir imaja sahip ve terör örgütü olarak kabul ediliyor. Biz PKK ile mücadelenizde yardımcı olacağız ama bizim burada YPG’yi tutmaktaki asıl amacımız Türkiye değil İran” ABD, İran’ın milislerine karşı YPG’yi bölgede daha etkili kılmak istiyor, bunun sonucunda da bölgedeki durum artık yavaş yavaş bir devlet inşasına gidiyor ve bu Türkiye’nin sınır güvenliği ve terörle mücadele açısından büyük bir sıkıntı… Türkiye’nin de aslından haklı olarak masada karşı çıktığı nokta tam olarak bu.

 

“ABD’nin Politikaları Mezhep Çatışmasına Sebep Olabilir”

 

Özellikle Afrin’de Türkiye elini güçlendirdi ve Türkiye artık masada biraz daha kuvvetli diyebiliriz. ABD ise “Türkiye ile YPG çatışmasından bölge olumsuz olarak bölge etkilenir” diyor. Lakin, ABD’nin tam da şunu düşünmesi lazım; eğer süreç Türkiye ve ABD’nin Menbiç’te karşı karşıya gelme noktasına varırsa hem bölge hem de ABD bundan daha olumsuz etkilenir. ABD’den yapılan YPG ile birlikte şu güne kadar iyi işler yaptıklarına ilişkin açıklamalar geliyor. ABD, bundan sonra Sünni aşiretleri de adına ortaklık dediği bu sürece katarak İran’ı bölgede frenlemek istiyoruz’’ diyor. Türkiye istikrarı sağlamaya çalışırken, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarını yaptıktan sonra artık Menbiç’teki terör tahakkümünü yok etmek isterken bu sefer bölgedeki terör örgütlerinin yanında ABD’nin şu an yavaş yavaş gündeme gelen politikaları bölgede bir mezhep çatışmasını da gündeme getirebilir. Bu söylemler sadece Türkiye ve sadece ABD için değil, bölgedeki istikrarsızlığın daha da ileri bir boyuta gitmesine sebep olur ki, bu da Türkiye tarafından tercih edilen bir durum değildir.

 

“ABD’de Sistem Bunalımı, İlişkilerde Güven Bunalımı”

 

Tillerson’ın ziyaretinden sonra 8 Mart’ta Türkiye ile ABD arasında komisyonlar kuruldu. Bu komisyonlarda çeşitli alanlarda çalışmalar başladı. Erdoğan – Trump görüşmesinden önce 11 Cumhurbaşkanlığı korumasının ABD’deki davasının düştüğü belirtildi. Evet, bu olumlu bir gelişmedir ama bu olumlu gelişmelerin artık yavaş yavaş ikili ilişkilerden de ileri bir noktaya Suriye’de sahaya taşınması gerekir. Bunda da çok büyük iki engel; ABD’nin içerisindeki maalesef sistem bunalımı ve Türkiye – Amerika ilişkilerindeki güven bunalımıdır. Güven bunalımının yavaş yavaş sonlandırılması noktasında bu Cumhurbaşkanlığımızın korumalarının hakkındaki dava süreçlerinin ABD tarafından düşürülmesi mutlaka ki olumludur. Türkiye, ilişkileri bir diyalog mekanizması çerçevesinde sürdürmek istiyor. Bununla ilgili çok çağrı yapılıyor ABD tarafına ama diğer taraftan bakıldığında da buradaki asıl sıkıntı ABD içerisindeki sistem sıkıntısı olarak öne çıkıyor. Örneğin, Flynn’dan sonra McMaster’ı da görevden aldı üçüncü ulusal güvenlik danışmanı John Bolton atandı. John Bolton’ın daha sert bir çizgide ve Amerikan basınında özellikle Kuzey Kore konusunda çok daha sert bir politika izleyeceğini öne çıkarılıyor. Artık Türkiye’ye ABD Büyükelçisinin gelmesi lazım hem de ilişkilerin, ikili istişare mekanizmalarının daha da geliştirilmesi gerekir. Diğer taraftan da artık Suriye’deki duruma ilişkin, ilişkilerdeki asıl sıkıntı noktalarına ve sinir uçlarına dokunmak lazım. ABD’nin açıklaması göz önüne alındığında bu stratejik ortaklığının altının ABD tarafından doldurulması gerekiyor.