ABD ve İsveç’te kabul edilen Ermeni tasarıları konusunda Türkiye’nin oldukça sert! Tutumunda kısa sürede vazgeçtiği ve ikna! olduğu anlaşılmaktadır. Bu çerçevede önce Türkiye'nin Stockholm Büyükelçisi Zergün Korutürk geri dönmüş ve şimdi geri dönüş sırası Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Namık Tan'a gelmiştir. Her ne kadar bu konuda Başbakan Erdoğan ABD büyükelçimizi geri göndermeyeceğiz ve ben de ABD’ye gitmeyebilirim tavrı sergilese de biz uzun süre öncesinde hem büyükelçimizin geri döneceği ve hem de Başbakan Erdoğan’ın ABD gezisini yapacağı kanaatindeydik.

 

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 12-13 Nisan'da ABD'nin başkenti Washington'da ABD Başkanı Barack Obama'nın davetiyle 40'tan fazla ülke liderinin katılımıyla gerçekleşecek Nükleer Güvenlik Zirvesi'ne katılacağı zaten çok önceden belliydi. Bizi uzun zaman önce bu düşünceye sevkeden iki önemli sebep bulunmaktadır.

 

Birincisi; bu zirvede İran’a karşı güçlü bir mesaj verilmesi gerekmektedir. İran’a karşı Türkiye’nin yer almadığı bir koalisyonun başarı şansı yok denecek kadar azdır. Bu sebeple de Türkiye’nin mutlaka bu zirvedeki tablo içerisinde yer alması sağlanacaktı.

 

İkincisi ise; 24 Nisan öncesinde ABD Başkanı Barack Obama’nın “soykırım” sözcüğünü kullanmaması için kendisine yeni bir gerekçenin sunulması ihtiyacıdır. Bilindiği gibi mevcut Amerikan yönetimi Ermeni tasarıları konusunda Ermeni görüşlerine oldukça yakındır. Barack Obama seçim çalışmaları esnasında en az 5 defa sözlü ve bir de yazılı teminat vererek göreve geldiğinde 1915 yılında yaşanan olayları “Türklerin Ermenilere soykırım yaptığı” şeklinde değerlendireceğini açıkça ifade etmiştir. Beyaz Saray, Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanının bu konudaki tavırları bellidir. Daha önce hem Başkan Yardımcısı Joe Biden, Hem Dışişleri Bakanı Hillary Clinton benzer tasarılarda hep Ermenileri destekler pozisyonda bulunmuş ve evet yönünde imza koymuşlardır. Beyaz Saray yönetimi ve bürokratlarının da bu konuda Ermeni görüşlerine yakın olduğu söylenebilir. Böylesi bir ortamda ABD’nin Türkiye’ye ihtiyaç duyduğu ve şimdi soykırım sözcüğünü kullanarak Türkiye ile ilişkilerini bozmak istemediği görülmektedir. Bunun için geçtiğimiz yıl son dakikada (23 Nisan) Türkiye ile Ermenistan Yol Haritası imzaladıklarını açıklamış ve Obama’da bunu gerekçe göstererek soykırım sözcüğünü kullanmamıştı. Bu yıl ise protokollerin çıkmaza girdiği, ilişkilerin yürümediği bir ortamda Obama’nın durumu daha da sıkışmış bir manzaradadır. Bu çerçevede Obama’nın ABD’de yapacağı Erdoğan ve Sarkisyan’ın katılacağı bir zirve ve protokollerin arkasındayız şeklindeki demeçler Obama’yı rahatlatır. Bundan sonraki senaryo da muhtemelen bu şekilde olacaktır.

 

Bu vesile ile son günlerde Türk basınındaki Ermeni lobicilik başarısına da değinmekte fayda vardır. Ermenistan’ın Türkiye’den bazı basın mensuplarını Erivan’a davet etmesi ve orada ağırlanmasının ardından Türkiye’de bir Ermenistan havası hakimiyeti görülmektedir. Ermenistan’ın son derece başarılı bir şekilde yürüttüğü bu diplomasi sonrasında Türkiye’den davet edilen önemli köşe yazarları, gazeteciler ve televizyon yorumcuları Ermenistan’a davetlerinin ardından Ermenistan ile ilgili ve özellikle de ekonomisi ile ilgili yazılar yazmakta, yorumlar yapmaktadırlar. Yapılan yorumların genelinde Ermenistan’ın Türkiye ile ticarete aslında çok da ihtiyacı olmadığı, Ermenistan’ın Türkiye’nin ambargosuna rağmen çok hızlı geliştiği v.s. görülmektedir. Bu yorumlara bakılırsa sınırların açılması Ermenistan’dan çok Türkiye’ye gereklidir ve sınırların kapalı olması sebebiyle Ermeniler Türkiye yerine ihtiyaçlarını Gürcistan ve İran’dan karşılamaktadırlar. Ancak Ermenistan resmi rakamları bunun aksini göstermektedir.

 

Zira Ermenistan resmi rakamlarına göre son bir yılda Türkiye’den Ermenistan’a yapılan ihracatın 149 defa artarak 178 milyon dolara ulaştığı, Ermenistan’dan Türkiye’ye yönelik ihracatın ise 1,2 milyon dolarda kaldığı görülmektedir. Bu rakamlar aslında kesin rakamlar değildir. Zira bu ürünler Türk malı sıfatıyla bu ülkeye giren malları ifade etmektedir. Bunun dışında Gürcistan ve/veya İran’a girdikten sonra menşee değiştirerek Gürcü veya İran malına dönüşen ürünler de vardır ki bu ürünler bu rakamların içerisinde yoktur. Ermenistan’ın Türkiye dışında ithalat yaptığı diğer ülkelerin ise Suudi Arabistan, Rusya, bazı AB ülkeleri, Çin ve ABD gelmektedir.

 

Rakamların da anlattığı gibi Ermenistan ekonomisi aslında bu kadar Türkiye’ye muhtaç iken, basınımızda bunun tam tersi bir hava yaratılması ve medya mensuplarımızın Ermenistan mucizesinden bahsetmeleri Ermeni diaspora çalışmalarının ve diplomasi ataklarının başarısı olarak kabul edilmelidir. Aslında Azerbaycan’ın yapması gereken bu tür faaliyetleri Ermenistan son derece başarılı bir şekilde yürütmesi Azerbaycan diplomasisi için de bir ders niteliği taşımaktadır.

.

Ankara’da “Soykırım” Konferansı Hazırlığı

 

Ankara’da 24-25 Nisan 2010 tarihinde 1915 yılında yaşanan tehciri “soykırım olarak kabul eden kesimlerin Ermenilerle ortak bir konferans düzenlemesi beklenmektedir. Ermeni basınına yansıyan haberlere göre aralarında Ragıp Zarakoğlu, Recep Maraşlı, Sait Çetinoğlu, Ermenistan’dan Haçik Muradyan, ABD’den David Gaunt gibi isimlerin de bulunacağı konferans iştirakçileri soykırımın olup olmadığını tartışmayacaklar, zira katılanların tamamı böyle bir hadisenin olduğuna inanıyorlarmış. Anlaşılan o ki, ikinci bir Bilgi Üniversitesi vakasına hazırlanılmaktadır. Türkiye sadece uluslararası arenada değil, hem de içeriden Ermeni sorunu konusunda kuşatılmaya çalışılmaktadır.