ABD’nin fiilen ve resmi olarak Irak’ta ki askeri harekatının sona erdiğine dair Salı gecesi akşamı Başkan Obama’nın bir açıklama yapacağı belirtilmiştir. Bu açıklamada ABD Başkanının zafer kazandıkları yolunda herhangi bir ifadenin yer almayacağı, bunun yanı sıra, bölgede bulunan bütün askerlere teşekkür edeceği ve özellikle, konuyu Afganistan’da ki harekâta getirerek, bu konuya ağırlık verebileceği belirtilmektedir. Obama bu konunun hemen ardından Çarşamba günü İsrail Filistin doğrudan görüşmelerini başlatmak üzere açılış toplantısına katılacağı bilinmektedir.

 

Obama yönetime geldiği andan itibaren uluslararasındaki sorunların çözümünde ABD’nin başı çektiği belli başlı konulara öncelik vererek, yol haritasını ortaya koymuş ve buna göre bir politika uygulamasına geçmiştir. Öncelikle, Irak’tan askerlerin çekileceğini ve yönetimi seçilmişlere bırakacağını ifade etmiştir. 2010 Ağustos ayının sonunda her türlü itiraza rağmen Irak’tan muharip birliklerinin tamamını çekmesi, almış olduğu kararları taviz vermeden uygulayacağını göstermesi açısından önemli olarak görülmektedir. Artık Irak’taki iç güvenlik merkezi hükümetin iradesine kalmış gibidir ancak, her gün ortaya çıkan bir patlama gelinen kaos ortamının habercisi durumda olup, durulması için uzun zamana ihtiyaç olduğu değerlendirilmektedir.

 

Afganistan’da 2011Temmuz ayından itibaren çekileceğini açıklaması ise, yine bu politikanın unsuru olarak ele alınabilir. Muhtemelen Başkan Obama’nın Afganistan’da yenilgiye uğrayan bir Başkan olarak anılması hiç arzu etmediği bir durum olarak algılanmaktadır. Bu nedenle, gelir gelmez acil olarak yeni bir strateji ortaya koymuş ve bunu tavizsiz bir şekilde uygulama yönünde kararlılığını sergilemektedir. Bu konuda komuta kademesindeki en önemli ismi tereddütsüz değiştirmiştir. Karzai’nin uyumsuzluğunu tolere etmeye çalışmış ve hatta Taliban ile görüşüp, uzlaşmaya yönelik Afgan Şurası’nı toplamaya çalışmıştır.

 

Ancak, çekiliş tarihini önceden açıklamanın Taliban lehine olduğu hususunda yetkililerin çekinceleri bulunmaktadır. Belirtilen tarihin esas alınarak, Taliban’ın stratejisini bu çekilme zamanına kadar alçak profilde bir harekat şeklinde uygulayarak, çekilme ile beraber, ABD ve NATO güçlerinin çekilmesi ile veya tamamen çekilmeseler dahi, kuvvet indirimi sonunda ortaya çıkan boşluklardan istifade edecek şekilde faaliyetlerini yoğunlaştırması son derece mantıklı bir yaklaşım olmaktadır. Bu durumda Taliban’ın üstünlüğü yeniden tesisi ile ABD’nin yıllardan beri tesise çalıştığı bütün kurumların yıkılmasına neden olabilecektir. Sonuçta, gelinen noktaya galibiyet demek mümkün olabilecek midir? ABD’nin demokrasiye bağlı, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne saygı gösteren bir seçilmiş hükümet tesisi çabaları ne olacaktır? Bunlar halen Afganistan’da ki çatışma ortamında-Pakistan’da ki felaketinde Taliban’a katkısı ile düşünülürse- dikkatle değerlendirilmesi gerekli konular olarak görülmektedir.

 

Bütün bunlara paralel olarak, İsrail Filistin doğrudan görüşmeleri konusunda her iki tarafı ikna etmesi önemli bir adım olarak görülmektedir. Ancak, görünen o ki her iki tarafta görüşmelerde yol almak için taviz vermeye hazır bir durumda değildir. İsrail Başbakanı Netanyahu, görüşmelerin önkoşulsuz olmasında ısrarlı iken, Filistin Yönetimi Başkanı Mahmut Abbas belirli konularda güvence verilmesini garanti altına almak istemektedir. Bu nedenle görüşmelerin uzayacağı ve başarıya ulaşma ihtimalinin zayıf olduğu düşünülmektedir. Burada başarı ihtimali derken bağımsız bir Filistin devletinin 1967 öncesi sınırlara göre kurulması ve Kudüs, göçmenler, Mescidi Aksa gibi sorunlarda da ilerleme kaydedilmesi kastedilmektedir. İsrail’in kendisine sağladığı her türlü kazancın ileride bir şekilde Hamas gibi, ayrılıkçı Araplar tarafından geri alınmaya çalışılacağının değerlendirmesi yapılmalıdır. Böyle bir sürüncemede kalan görüşme ortamında Başkan Obama’nın Ortadoğu’da ki barış çabalarının başarısı yine soru işareti olarak kalacaktır.

 

Bütün bu çabaların ardında yatan gerçek, Başkan Obama’nın ABD içinde seçmenleri arasındaki kredisinin oldukça düşmüş olduğudur. İçerideki başarısız görünümü daha evvel söz verdiği konulardaki kararlı tutumu ve başarılı çabalarıyla sonuçlandırmasının kendisini 2012 yılından itibaren yeniden seçim arifesine girerken güçlendirebileceğini kıymetlendirmektedir. Bu tıpkı Başkan Richard Nixon’un ikinci dönem seçim öncesi Vietnam’da 500.000’den fazla olan ABD kuvvetlerini 1972’de ki seçimlere kadar birkaç bine kadar düşürerek halkın desteğini sağlaması örneğinin benzerinin uygulanmaya çalışıldığını göstermektedir.

 

Sonuç

 

ABD’nin Irak’tan çekilişi bir şekilde mazur görülürken, Afganistan’da mevcut gelişmeler ışığında önümüzdeki yılın Temmuz ayına kadar askeri olarak kesin bir sonuca ulaşılmasının oldukça zor olduğu anlaşılmaktadır. Doğal olarak, bu husus seçilmiş hükümete halkın geniş tabanlı bir desteğinin oluşmasına alt yapı oluşturacak unsurları tesis edemeyecektir. Halk hala Taliban’ın etkisinden korkmaktadır. Bu etkinin yok edilmesi için Taliban’ın özellikle güney kesim dahil, bütün ülke sathında asgariye indirilmesi şart olmaktadır. Bu nedenle ayaklanmalara karşı koyma stratejisine dayanan askeri harekatın ABD politik desteği olmadan sürdürülebilmesi mümkün görülememektedir. Zaten NATO’ya katkı yapan Avrupa ülkelerinin ülkede devam iradeleri pamuk ipliğine bağlı gibi görülmektedir.

 

Bu açıdan bakıldığında uygulanmakta olan harekatın sonuçları kesin olarak görülmeden yapılacak erken çekilme hareketleri tekrar başlangıç noktasına dönülmesine zemin hazırlayabilecek ve Afganistan sorunu bitmeyen bir hikayeye dönüşebilecektir. Filistin İsrail sorununda ise müzakerelerin her iki tarafın özellikle İsrail’in katı tutumundan dolayı kesilmesi sorunu yine yılan hikayesine döndürecektir. Bunun getirisi Filistin üzerine baskıların artması şeklinde tezahür edebilir. Nedeni ABD parlamentosun da ki Yahudi çoğunluğun oluşturacağı baskıdan kaynaklanacaktır. Bu ise yine kaos ortamına yol açabilecektir. Bunun yansımasının ise, Başkan Obama için galibiyet şeklinde olmayacağını kesin bir şekilde ifade edebiliriz.