ABD ile Rusya arasında 2008’de Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesi ile Soğuk Savaş öncesi konumuna gelen ilişkiler, ABD Başkanı Obama’nın Temmuz’un ilk haftasında Rusya’ya yaptığı iki günlük ziyaret ile yumuşama süreci içine girmiştir.

 

Aslında bu süreç, ABD Başkanı Obama ve Rus Başkanı Medvedev arasında, 1 Nisan’da Londra’da yaptıkları görüşme sonrası yaptıkları açıklamalarla başlamıştır. Her iki lider iyi niyetle ilişkilerin geliştirilmesi ve dünyadaki sorunlara müşterek işbirliği ile yaklaşarak çözüm bulunmasında hemfikir olduklarını ifade etmişlerdir. Bu konuda işbirliğine vesile olarak da,  5 Aralık 2009 tarihinde sona erecek olan START- I Anlaşması sona ermeden onun devamı olan bir anlaşmanın yapılması için müşterek çalışmayı gündeme getirmişlerdir. Bu fırsattan istifade ile Başkan Obama 6-7 Temmuz 2009 tarihlerinde Rusya’yı ziyaret edecek ve her iki tarafın kartlarını açacağı görüşmede diğer sorunlu konularla birlikte asgari müştereklerde bir uzlaşma sağlanması yoluna gidilecekti.

 

Obama’nın Temmuz başında yapacağı ziyaretin hemen öncesi Rusya Başkanı Medvedev’in medyaya yaptığı açıklamalarda son derece cömert bir şekilde, iyi niyet gösterisi içinde olduğu gözlemlenmiştir. Medvedev’e göre iki ülke, dünyadaki sorunlara işbirliği ile yaklaşarak çözüm yolu aramalıdır aksi takdirde her iki ülkenin farklı yaklaşımları sorunları tetikleyici bir etki yaratmaktadır. Yapılan açıklamaların analizini yaptığımız zaman Medvedev Rusya’nın yaklaşımı konusunda aşağıda belirtilen hususlara dikkat çekmek istediğini görürüz:

 

·ABD ile Soğuk Savaş dönemi çekişmeleri bitmiştir. Biz ABD’yi karşımıza değil yanımıza almak istiyoruz.

·Dünya platformunda Rusya hala etkin bir güçtür ve herhangi bir sorunun çözümünde ABD ile birlikte müşterek hareket ederek, etkin bir şekilde rol almalıdır.

·ABD ile her konuda anlaşmamız mümkün değildir. Görüş ayrılığı olan konular vardır. Ancak, önce işbirliğini başlatıp, ortak anlayış geliştirmeliyiz, sonra sorunlu konuların çözümünde müzakereler ile bir sonuca ulaşabiliriz.

·Bu suretle Rusya, ABD ile yan yana gelerek, onunla eşit konumda olduğunun tescilini istemektedir.

 

Konuya ABD açısından baktığımız zaman ise, ABD Rusya’nın artık Soğuk Savaş öncesinde olduğu gibi bir kutuplaşma yaratamayacak şekilde sınırlandırılmasını ve kontrol altında tutulmasını istemektedir. Bu kontrolü sağlamak için de, devamlı sorun yaratacak bir hasım olma potansiyelindeki Rusya’yı karşısına almak yerine yaptıklarını muhtelif kontrol vasıtaları ile takip edebildiği bir mekanizma içine sokmak için yanında tutmak istemektedir. İşte bu mekanizmalardan en etkili olanlardan biri, START, bir diğeri ise Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler (CFE- Conventional Forces in Europe) Anlaşmasıdır. ABD ve Batı bu iki anlaşma vasıtasıyla bir taraftan Rusya’nın nükleer silah kapasitesini sınırlayıp denetimler vasıtasıyla kontrol etme, diğer taraftan da sahip olduğu konvansiyonel silah kapasitesine getirdiği sınırlamalar ile topyekün askeri imkan ve kabiliyetlerini değerlendirme imkanı bulmaktadır.

 

ABD Başkanı Ronald Reagan tarafından ilk olarak 20 Haziran 1982 tarihinde Cenova’da başlatılan START inisiyatifi Gorbaçov öncesi Sovyet yöneticileri ve ABD arasında karşılıklı güven sağlanamadığından herhangi bir gelişme kaydedememiştir. Ancak, 1990’ların başında oluşan yumuşama ve şeffaflık sürecinden istifade ile anlaşma Sovyetler Birliği’nin yıkılışından beş ay evvel 31 Temmuz 1991 yılında imzalanarak, yürürlüğe girmiştir. SSCB yıkılışı sonrasında mirası devralan Rusya Federasyonu anlaşmaya sadık kalmıştır. SSCB yapısı içinde bulunan ve dağılma sonrasında bağımsızlıklarını kazanan Beyaz Rusya, Kazakistan ve Ukrayna’daki nükleer silah ve teçhizat ya imha edilmiş veya Rusya’ya iade edilmiştir. Bu suretle bu ülkeler nükleer silah ve atma vasıtalarından arındırılmış hale getirilmiştir[1]Yürürlükte ki START 1 anlaşmasında:.

 

-Her iki taraf için, kıtalararası balistik füze (ICBM), denizaltı platformuna konuşlu balistik füze (SLBM) ve ağır bombardımanların sayısının 1.600’e çekilmesi öngörülmekteydi.

-Kıtalararası balistik füze (ICBM), denizaltı platformuna konuşlu balistik füze (SLBM) ve ağır bombardımanlara yüklü 6000 adet harp başlığının en fazla 4900 adedi ICBM ve SLBM’ lerde yüklü olabilecektir. 1540 adedi Sovyet SS-18 gibi ağır füzelerde, 1100 adedi mobil ICBM’lere yüklü olabilecektir.

-Bu konuda tarafların birbirlerini denetlemesi kuralı da getirilmiştir.

 

Nitekim 5 Aralık 2001 tarihinde hem Rusya, hem de ABD START-I’in gereklerini yerine getirdiklerini deklare etmişlerdir[2]. Anılan anlaşma 5 Aralık 2009 tarihinde sona erecektir. Taraflar karşılıklı denetimin yarattığı bu güven ortamının devamını istemektedir. Bu nedenle START’ın devamı için düğmeye basılmıştır. Bu şekilde bir anlaşma ile nükleer silahlara ve atma vasıtalarına sınırlama ve uygulamaya yönelik denetim getirilirse, bu diğer nükleer silaha sahip ülkeler için de emsal teşkil eder ve ileride onların da kapsam içine alınmasına vesile olabilir şeklinde bir yaklaşım sergilenmektedir. Bilindiği gibi nükleer, biyolojik ve kimyasal silahlar ile ilgili anlaşmalar yaptırım unsurundan yoksun oldukları için bunlara sahip olmak isteyen ülkeler tarafından imza altına alınmış olsalar dahi istismar edilmesi gündeme gelmektedir. START anlaşmasının devamı olan anlaşmanın genel parametreleri ve çerçevesi belirlenmiş ve onaylanmıştır. START’ın devamı olan anlaşma kapsamında nükleer harp başlıkları sayısının yedi yıl içinde, 2200’den, 1500- 1675’ler seviyesine; atma vasıtalarının sayısı ise 1600’den, 500- 1100 civarlarına çekilmesi ve dörtte bir oranında indirimi öngörülmektedir.

 

Bilindiği gibi, Konvansiyonel Kuvvetler Anlaşması 1990’da Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından önce NATO ile Varşova Paktı arasında yapılan son derece önemli bir anlaşmadır. Anlaşmaya göre, Atlantik Okyanusu’ndan Urallar’a kadar olan sahada, bir kısım ağır silahların miktarına sınırlamalar getirilmekteydi. Sovyetler’in yıkılmasından sonra 1999’da anlaşma yenilenmiş ve Rusya 2004 yılında güncelleştirilmiş anlaşmayı onaylamıştır. Ancak, Birleşmiş Milletler ve NATO üyesi ülkeler, Moskova’nın önce Gürcistan’dan ve Moldova’daki ayrılıkçı Trans-Dinyester bölgesinden kuvvetlerini çekerek, anlaşmanın şartlarını yerine getirmesini talep etmek suretiyle anlaşmayı göz ardı etmişlerdir. Bunun üzerine, Rusya 2007 sonunda, Aralık 2007’den itibaren geçerli olarak bu anlaşmayı askıya aldığını açıklamıştır. Burada, Rusya anlaşmayı tamamen göz ardı etmeyip, bundan sonra askeri üslerin NATO devletleri tarafından denetim ve kontrolüne müsaade edilmeyeceğini ve Urallar’ın batısındaki silah miktarlarındaki sınırlamalara da uymayacağını açıklamıştır. Ancak, dönemin Rusya Başkanı Putin anlaşmanın askıya alınmasının nedenini ABD’nin Çek Cumhuriyeti’nde ve Polonya’da konuşlandırmayı planladığı Füze Savunma Sistemlerine karşı tepki olarak ortaya konduğunu açıklamıştır.[3]  Muhtemelen, START anlaşmasının devamı veya buna paralel bir ileri adım olarak, CFE Anlaşmasının tekrar Rusya tarafından yürürlüğe geçirilmesi işbirliği sürecine dahil edilecektir.

 

Obama’nın ziyareti sonrasında her iki tarafın basın toplantısında da, iyimser bir tutum hakim olmuştur. Taraflar Gürcistan’ın toprak bütünlüğü, NATO’nun Doğu’ya genişleme siyaseti ve ABD’nin Doğu Avrupa’da konuşlandırmayı düşündüğü füze savunma sistemleri konularındaki görüş ayrılıkları hakkında rezervlerini belirterek, bu sorunları ileride çözüm getirmek üzere bir kenara koymuşlardır. Bunun yanında Obama, artık Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi Rusya’nın “coğrafi etki alanı” şeklinde bir kavram geliştirerek, bağımsızlıklarını kazanmış demokratik ülkelerin kendi iradeleri ile verdikleri kararlara müdahale etmesinin veya muhtelif baskılarla mani olma çabalarının “Yeni Dünya” düzeninde kabul edilemeyeceğini diplomatik bir üslupla, açık bir şekilde ortaya koymuştur. Bu ülkelerin de Ukrayna ve Gürcistan olduğunu ifade etmiştir.

 

Afganistan’a lojistik destek sağlamak için Rusya tarafından hava koridorunun açılacağı, Kuzey Kore ve İran ile ilgili konularda müşterek hareket edileceği de en üst düzey yetkililerin ağzından dünyaya duyurulmuştur. Rusya’nın İran’la olan yakın ilişkisi dikkate alındığında bu konuda bir takım fedakârlıklar yapması anlamlı bir yaklaşım olmalıdır.

 

Ayrıca, her iki başkan “Müşterek Erken İkaz Merkezi” tesisi konusunda anlaştıklarını açıklamışlardır. Anılan merkez füze atışları ile ilgili bilgileri paylaşacak ve gerekli ikazı sağlayabilecektir.[4] Söz konusu merkezin kurulması ile ilgili daha evvel 1998’de Bill Clinton ve Boris Yeltsin, 2000’de yine Clinton ve Putin, 2007’de G. Bush ve Putin tarafından mutabakat sağlandığı, fakat bir türlü gerçekleştirilemediği belirtilmektedir. Bütün bunlara ilave olarak, 1990’da başlatılan ve sonuçlanamayan, her iki ülkeyi de kapsayan, 35 ton nükleer silah yapmaya uygun Plutonyum’u imha taahhütü, imza altına alınmıştır. Başkan Obama Kapsamlı Nükleer Test Yasaklama Anlaşması’nı, (CTBT-Comprehensive Test Ban Treaty) onaylanması konusunda irade beyan etmiş ve gelecek sene silahların yayılmasının önlenmesi ile ilgili toplantı yapacağını ifade etmiştir.[5]

 

Başkan Obama’nın önünde sorun olarak, şu anda, 2009 Aralık ayında kongreye sunulacak olan ve önümüzdeki beş – on yıl içinde ABD’nin uygulayacağı nükleer caydırma politikasını, strateji ve nükleer kuvvet yapısını analiz ederek, ortaya koyacak “2009 Nükleer Yapının Gözden geçirme” (NPR -The 2009 Nuclear Posture Review[6]) raporu bulunmaktadır. Bu raporda, tehdit belirlemesinde İran ve Kuzey Kore nükleer potansiyel tehdit olarak dikkate alındığında START devamı olan anlaşmanın taban sayılarının ABD aleyhine olacak şekilde geriye çekildiği endişeleri, ileri sürülmektedir. Bu durumda START anlaşmasının devamı niteliğindeki bu anlaşmanın müzakerelerinin, rapor sonrasına kadar sürdürülmesi olası bir ihtimal olarak görünmektedir.

 

Sonuç olarak, ABD, Başkan Obama’nın kimliğinde Rusya ile olan problemlerle boğuşarak bu problemleri küreselleştirmek ve Rusya’yı karşısına almak yerine, onu yanına almak suretiyle kontrol edebileceği bir yolu seçmiştir. Rusya ise, bu konuda istekli davranarak, ABD ile işbirliği içinde uyumlu rol almayı taahhüt etmiş görünmektedir. Görülen o ki şimdilik, alan da, veren de razıdır.

 

Dipnotlar

[1] Serdar Erdurmaz, “Stratejik Silahlar İndirim Anlaşması (START) 2010 Yılı Başına Kadar Yenilenecek.”, www.turksam.org.tr

[2] Strategic Arms Reduction Treaty (START I) Chronology,  http://www.fas.org/nuke/control/start1/chron.htm

[3] Serdar Erdurmaz, “Bir Yıldır Toplanamayan NATO-Rusya Konseyi Haziran Ayında Yeniden Toplandı: NATO, Rusya ile Uyum Sağlayabilecek mi?”, www.turksam.org.tr

[4] Peter Baker, “Obama Resets Ties to Russia, but Work Remains”, July 8, 2009

[5] Ciliford J. Levy,  Peter Baker “U.S.-Russia Nuclear Agreement Is First Step in Broad Effort” The Newyork Times, July 7, 2009

[6] 2009 NPR Terms of Reference Fact Sheet, June 02, 2009