Suriye’deki gerilimin hız kesmeden devam etmesiyle radikalleşme ve aşırı uçlara yönelimler bir kez daha Avrupa gündemine oturmuş durumdadır. Suriye’de devam eden çatışmalar dünyanın dört bir yanından insanları etkilemeye ve Müslümanları harekete geçirmeye devam etmektedir. Aralık 2013’de Associated Press’in yayınladığı bir raporda[1] savaşa katılmak için Suriye’ye giden Avrupalı sayısının 1200-1700 civarında olduğu belirtilmiştir. Bu rakamlar ise Avrupa’da büyük yankı bulmuştur. 15 Şubat’ta Avrupa Komisyonu’nun üye ülkeleri Suriye’ye savaşmaya giden Avrupalı gençlerin durumlarına dikkat çekerek, bu hususa ilişkin üye devletlerinden destek istemiştir. Bu çalışmada Avrupa’daki bu durum ele alınarak radikalleşme ve aşırı uçlara yönelim hususu değerlendirilecektir.

 

Avrupa Komisyonu'nun içişlerden sorumlu üyesi Cecilia Malmström’ün yayımladığı bir bildiride[2] üye ülkelerin özellikle gençlerin eğilimleri hususunda daha dikkatli olmaları yönünde çağrıda bulunmuştur. Komisyonda Suriye’deki çatışmaların dolaylı olarak diğer ülkelerde de hissedildiğine işaret etmiş ve işbirliğinin önemine vurgu yapılmıştır. Bu bağlamda geleneksel hukuk tedbirlerinden ziyade daha kapsamlı bir perspektife ihtiyaç duyulduğuna dikkat çeken Malström, bu söylemiyle sorunun sadece Avrupa’nın değil küresel olduğuna dikkat çekmiştir.

 

Terör Korkuları

 

Uluslararası ilişkilerde milat olarak değerlendirilen 11 Eylül ve daha birçok benzeri terör saldırılarının hafızalardaki yeri henüz soğumamıştır. Terörizm unutulan bir kavram olmaktan ziyade süreç içinde evrilerek değişmekte ve dünya gündemindeki yeri ve önemini korumaya devam etmektedir. Bu ise terörist faaliyetler konusunda toplumlarda çeşitli etkiler yaratmış, islamofobi (Müslümanlardan korkma) ve zenofobi (yabancılardan korkma) gibi çağımızın en histerik rahatsızlıklarının oluşmasına zemin hazırlamıştır. Aşırı sağ veya sol eğilimlerin yaygınlaşması ise kamu huzur ve güvenliğini yakından ilgilendirmektedir.

 

Avrupa’nın birçok yerinden terör gruplarından esinlenerek kurulan hücresel faaliyetlere katılan gençlerden oluşan yabancı savaşçılar içine girdikleri şiddet ortamından sonra rehabilitasyonu zor olan bir süreçle baş başa kalmaktadırlar. Bu mağdurların sosyal hayata geri kazandırılmaları ise güçleşmektedir. Avrupa merkezli bazı ağların Avrupalı gençleri Suriye’de savaşmak üzere istihdam ettiği yönündeki bilgiler, Avrupa’nın esas endişe kaynağı olmuştur. Norveç, Fransa, İngiltere, ABD ‘de gerçekleşen terör eylemlerinin yarattığı tedirginlik devam etmektedir. Zihninde zaman zaman hala İslamiyeti terörle ilişkilendiren Avrupalının, Suriye’deki savaştan dönen gençlere hazır olmadığı ortadadır. Radikal eylemlerin hafızalardaki yeri bile islamofobi, zenofobi gibi hoşgörüye kapalı görüşlerin ve endişelerin yeniden harekete geçmesine ve büyümesine sebep olmaktadır. Bu bakımdan Suriye’deki iç karışıklıktan evlerine dönen kişilerin topluma karışmaları Avrupa’nın huzurunu kaçırmaktadır. Birliğin 2011 yılında 8 milyon Euro ayırdığı Radikalleşme Farkındalık Ağı programına bu sene itibariyle 20 milyon Euro ayırması ise durumun önemine dikkat çekmektedir.

 

En büyük tehdit potansiyelinin Suriye’ye giderek bir müddet eğitim aldıktan sonra geri dönen kişilerden geleceği beklentileri oldukça yüksektir. Medyada yer alan komplo teorilerinin korkuları arttırdığı bu süreçte istihbarat birimlerinin elindeki terörist olma potansiyelini taşıyanlar listesinin giderek uzaması kaçınılmaz olacaktır. Bu bakımdan şimdiden 50 kişinin Londra’ya geri döndüğü düşünülürse[3] önümüzdeki günlerde terörle mücadele hususundaki uğraş merkezi ortaya çıkmaktadır.

 

Medya Etkisi

 

Bu tartışmalara eklenmesi gereken bir diğer değerlendirme de medyada tüm çıplaklığıyla sunulan teoriler ve/veya haberlerdir. Artan iletişim ağları ve sosyal medya gibi masum görünen güçlü araçların bazı ellerde tehdit oluşturabileceğinin altının bir kez daha çizilmesi gerekecektir. Bilgi çağında olduğumuzun her fırsatta altının çizildiği günümüzde bunun bazı noktalarda zararlı olabileceği de dikkate alınmalıdır. Özellikle son zamanlarda sosyal medyanın gündeminden düşmeyen Suriye’deki çatışma fotoğrafları konunun ciddiyetini gözler önüne sermektedir. Zira bu kanlı fotoğrafların gençleri etkilemesinin önünde herhangi bir engel yoktur. Avrupa’dan toplanan Müslüman radikallerin Avrupa aleyhinde ve cihatçı bir eğitimden geçtikten sonra Avrupa’ya geri gönderildiklerine yönelik yapılan haberler tedirginliğin tırmanmasına neden olmaktadır. Zira yabancı savaşlarının eğitimlerinin bir parçasının da cihat ve geri dönenlerin gittikleri yerde bu görüşü yaymaları gerekliliği olduğunun altı çizilmektedir. Bu görüşten sadece savaştan geri dönenler değil, Orta Doğu ve Suriye ile herhangi bir ilişkisi olan insanlar ve dolayısıyla bütün İslam dünyası etkilenecektir. Müslümanlığı terörle ilişkilendiren bilincin en büyük tehditleri arasında da yine radikalizmin ve aşırı uçlara yönelimin tetiklemesi yer almaktadır. Aynı toplumda yaşayan insanların kendinden olmayanları ötekileştirdiği ve tehdit olarak gördüğü bir noktada huzur ve istikrarın tehlikeye girmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu nedenle radikalizmin sadece Avrupa’nın bir sorunu olmaktan öte küresel bir olgu olduğunun farkına varılmalıdır.  

 

Dünya Ekonomik Forumu'nun açıklamalarında yoksul ve zenginler arasındaki uçurumun giderek arttığına[4] dikkat çekilmesi ve ekonomilerin düzelme sinyallerine karşın artan işsizlik oranları, önümüzdeki yıllarda gerekli önlemler alınmazsa dünya ekonomisi ve toplumsal düzen açısından ciddi sorunların yaşanma ihtimaline işaret etmektedir. Bu tür unsurların ve Radikalizmi tetikleyebilecek her türlü faktörün akıbetinin ve İslamofobi ve zenofobi gibi ciddi bir sorunu büyütme ihtimalleri üzerinde durulmaksızın yapılan her türlü kamuoyu duyurularının toplum üzerindeki etkilerinin incelenmesi elzemdir. Özellikle göçmen akımlarının yer değiştirme hızının artmaya devam ettiği dikkatlerden kaçmamalıdır.

 

Bu bağlamda AB içişlerinin yayınladığı radikalleşmeye yönelik politikaların temel haklara saygı, entegrasyon ve kültürel diyalogun desteklenmesi ve ayrımcılıkla mücadelenin gerçekten uygulamaya geçmesi gerekmektedir.[5] Terörist saldırısı korkularının en aza indirilmesi için ise Radikalleşme Farkındalık Ağı (RAN) projesinin AB ile sınırlı kalmaması ve küresel bir boyut kazanması gerekecektir. Coğrafi, kültürel, ekonomik ve sosyolojik tüm farklılıkların dikkate alınması ve yabancı savaşçılar gibi mağdurlarla ilgilenecek bir mekanizmanın önemi büyüktür.

 

Avrupa Birliği’nin radikalleşmeler ve aşırı uçlara yönelime vurgu yapması her ne kadar bölgesel olarak ele alınmış olması sebebiyle eleştiriye açık olsa da sorunun farkında olmaları dikkate ve takdire değer bir durumdur. Zira Avrupa bu gidişatın farkında olduğunu ve gerekli tedbirleri almak üzere harekete geçme niyetinde olduğunu göstermiştir. Öte yandan geçtiğimiz günlerde Türkiye’de gündeme gelen bazı fotoğraflar ise izleyicilerin psikolojilerinin dikkate alınmadığını bir kez daha kanıtlamıştır. Suriye’de yaşanan çatışmaları yansıtan bazı fotoğraflar sadece gençleri değil hükümetleri de harekete geçirmiş, bu gelişmeler üzerine ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Marie Harf’ın Esad rejimini hedef alan bir siyasi geçişin gerekliliği hususunda açıklamalarda bulunmuştur.[6] Görüldüğü üzere bu ve benzeri uygulamalar barış çağrısından öte, hassas duyguları kaşımakta ve radikalizme sebebiyet vermektedir. Almanya’daki çeteler de bu durum için uygun örneklerden olacaktır. Almanya’nın halen Türklerin göç tercihleri arasında ilk sıralarda yer alması ve halihazırda barındırdığı Türk nüfusu, Türkiye’nin bu hususta daha hassas hareket etmesi gerekliliğine işaret etmektedir. Bu bakımdan kısa süre önce gerçekleşen ve kamuoyuna fazla yansımayan Türk diplomatların araçlarının kundaklanması gibi olaylar zenofobik belirtiler gösterebileceğinden yakından takip edilmelidir.[7]

 

Değerlendirme

 

Devlet mekanizmalarının istihbaratını dakika dakika aldıkları vahşetler, Doğu Türkistan’dan Suriye’ye ve dünyanın daha birçok yerine yaşanmaya devam ediyor. İnsanların bu vahşeti görmesi veya görmelerinin sağlanması ise devletlerin politikalarını değil, zaten uygulanacak politikaların meşruiyet zeminini etkilemektedir. Dünyanın dört bir yanında devam eden çatışmaların medya gibi çeşitli kanallarca kaşınması ve taraflarının beslenmesi, şüphesiz ki bu sorunlara çözüm olmayacaktır. Fakat siyasi dengelerin bu eğilimden vazgeçmesinin mümkün gözükmediği de ortadadır. Bu noktada, devletlerin kendi elleriyle ektikleri zenofobi ve İslamofobi tohumlarının yeşerme ihtimallerini dikkate almak büyük önem arz etmektedir.  

 

 

 


[1] EU Anti-Terror Chief Warns About Escalating Threat Of Syria Foreign Fighters, http://www.foxnews.com/world/2013/12/04/eu-anti-terror-chief-warns-about-escalating-threat-syria-foreign-fighters/, Erişim Tarihi: 21 Ocak 2014

[2] Brussels Acts To Stem Flow Of EU's Radicalised 'Foreign Fighters' http://www.euractiv.com/justice/member-states-address-radicalisi-news-532799, Erişim Tarihi: 22 Ocak 2014

[3] Al-Qaeda Training British and European 'Jihadists' in Syria to Set up Terror Cells at Home http://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/middleeast/syria/10582945/Al-Qaeda-training-British-and-European-jihadists-in-Syria-to-set-up-terror-cells-at-home.html, Erişim Tarihi: 22 Ocak 2014

[4] WEF'den 'Eşitsizlikte Artış' Uyarısı, http://www.euractiv.com.tr/abnin-gelecegi/article/wefden-esitsizlikte-artis-uyarisi-029024, Erişim Tarihi: 22 Ocak 2014

[6]ABD Net Konuştu: ''Esad'ı İndirmeliyiz' http://www.internethaber.com/abd-net-konustu-esadi-indirmeliyiz-633571h.htm, Erişim Tarihi: 23 Ocak 2014