Avrupa Birliği’ne (AB) üye 28 ülkenin liderleri AB Konseyi toplantısı için 22 Mart 2018 günü Brüksel'de bir araya geldi. Zirvenin sonuç bildiri taslağı aynı gün bir şekilde basına sızdı ya da sızdırıldı. AB liderlerinin zirve taslağında “Türkiye'nin Ege ve Doğu Akdeniz'de devam eden eylemlerini güçlü bir dille kınıyor, Yunanistan ve GKRY ile tam bir dayanışma içerisinde olduğumuzu vurguluyoruz” ifadelerinde bulundukları iddia edildi!

 

AB liderleri aslında bu açıklamaları ile Ortadoğu ve Doğu Akdeniz bölgesinde uzun yıllara dayanan stratejilerle kurgulamış olduğumuz enerji denklemimiz tehlikeye girmiştir. Bölgesel çıkar ve menfaatlerimizi koruyabilmek için güçlü bir aktör olduğumuzu ortaya koyabilmek adına yaşanan gelişmeler karşısında sessiz kalmayacağız demeye getirmektedirler.

 

AB’nin 1 Mayıs 2004 tarihinde Güney Kıbrıs’ı neden ve hangi amaçla üye yaptığı artık günümüzde daha net bir şekilde anlaşılmaya başlanmıştır. AB liderleri anlaşılan o ki Orta Doğu ve Doğu Akdeniz bölgesindeki enerji denkleminde daha etkin bir aktör olabilmek için Güney Kıbrıs’ı AB’ne üye yapmıştır.  

 

Avrupa’nın enerjiye olan talebi her geçen gün hızla artmaktadır. Bu bağlamda Avrupa’da sürdürülebilir bir üretimi sağlayabilmek için enerjiye fazlasıyla ihtiyaç duyulmaktadır. Avrupa ülkeleri yakın zamana kadar Ukrayna üzerinden enerji ihtiyacını karşılarken artık günümüzde bu ihtiyacı Orta Doğu ve Doğu Akdeniz üzerinden karşılama düşüncesi içerisine girmiştir. AB, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) üzerinden yapmış olduğu hamleler ile Rus menşeli enerji kaynaklarını ekarte ederek enerji ihtiyacını Orta Doğu ve Doğu Akdeniz bölgesinden giderebilme arayışı içerisine girmiştir.

 

AB ülkeleri anlaşılan o ki, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz bölgesinde daha etkin bir aktör olabilmek için 1 Mayıs 2004’de önünü arkasını düşünmeden Güney Kıbrıs’ı üye yapmayı tercih etmiştir. GKRY’nin Doğu Akdeniz bölgesinde özellikle 1 Mayıs 2004 tarihinden sonra enerji alanında yapmış olduğu tüm girişim ve iş birliklerini de bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Eastmed projesini bu bağlamda değerlendirmek gerekirse acaba gerçekte kime aittir?

 

GKRY sözde ilan ettiği münhasır ekonomik bölgelerin (MEB) varlığını uluslararası kamuoyunda kabullendirmek maksadıyla önce konunun içerisine büyük uluslararası şirketleri sokmuş. Bu sayede söz konusu şirketlerin arkasındaki ABD, İtalya ve Fransa ile Türkiye’yi karşı karşıya getirecek bir oyun kurgulamış. Ardından da İsrail, Mısır, Irak ve Suriye’yi işin içerisine çekmiştir.

 

Rum Yönetimi ile Yunanistan Ege’de ve Doğu Akdeniz’de bulunan her adanın (özellikle de Meis Adası) münhasır ekonomik alanı olduğunu (12 deniz mili) ve bu alan bittikten sonrada ayrıca 200 deniz mili daha alana sahip olduğunu iddia etmektedir! Rum Yönetimi ve Yunanistan bu yöntem ile hem Türkiye’yi kendi içerisine hapsetmek ve hem de Kıbrıs Ada’sını denizden denize bağ kurarak karada başaramadığı Enosis’i deniz üzerinden gerçekleştirme hayalleri içerisine girmişlerdir!

 

Bir kere adaların kıta sahanlıkları yoktur. Kıta sahanlıkları kara devletlerinin vardır. Kıta sahanlıklarında egemenlik söz konusudur! Adalar sadece uzlaşma ile münhasır ekonomik bölge ilan edebilirler. MEB’lerde egemenlik alanı yoktur! Uluslararası mevcut gerçeklere rağmen yine de Yunanistan ve Rum Yönetimi yasadışı girişimlerde bulunmaktan geri durmamaktadırlar. 

 

Rumlar nasıl 1963’te silah zoru ile ortak Kıbrıs Cumhuriyeti’ni gasp ederek üniter Rum devletine dönüştürmüşlerse günümüzde de Ada’nın etrafındaki tüm deniz alanlarını aynı biçimde gasp ederek Yunanistan’ın sözde ilan etmeye çalıştığı MEB ile birleştirmeye çalışmaktadır.

 

AB’nin Güney Kıbrıs ile Yunanistan’la iş birliği içerisinde Ege ve Doğu Akdeniz’de ki tüm girişimleri şu ana kadar bertaraf edilebilmiştir. Peki, Türkiye bundan sonra acaba nasıl bir yol izleyecektir? AB yaptığı girişimlerle Türkiye ve dolayısıyla KKTC’yi köşeye sıkıştırmaya çalışmaktadır! AB, Güney Kıbrıs ile Yunanistan’ın yapmış oldukları girişimler karşısında sesiz kalmak ve görmezlikten gelmek mümkün değildir.

 

AB, Güney Kıbrıs ile Yunanistan’ın yapmış oldukları girişimler karşısında eğer anında akılcı karşılıklar verilemeyecek olunursa bir anda telafisi mümkün olmayan durumlarla karşı karşıya kalınabilinir! Doğu Akdeniz’de sular gittikçe ısınmaya başladı ve kritik bir sürece girilmektedir! Bakalım 22 Mart 2018 tarihli AB Konseyi zirve sonuç bildirisi resmen açıklandığında acaba Türk tarafı olarak ne yapacağız? AB Konseyi’nin bu yanlı tutumu karşısında bakalım ne gibi gelişmeler yaşanacak?  Tam da bu ortamda bazı kesimler Rum lideri Anastasiadis’in Amerikan 6. Filo gölgesinde KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı’ya yapmış olduğu yemek önerisini sürekli gündemde tutmaya büyük bir çaba göstermektedirler! İlerleyen günlerde ne gibi gelişmelerin yaşanacağını bekleyerek hep birlikte göreceğiz…