İspanya’daki milliyetçi görüş ayrılıkçı hareketleri tetiklemeye devam etmektedir. Geçtiğimiz yıl Bask Bölgesinde yapılan seçimler de sağ görüşün bölgedeki hâkimiyetini arttırdığını göstermektedir. Avrupa’nın ekonomik krizle mücadelede yaygın olarak kullandığı kemer sıkma politikaları sadece Avrupa’nın birçok yerinde olduğu gibi yeni mağdurlar yaratarak uygulanmaya devam edilmektedir. Artan huzursuzluklar çeşitli şekillerde Madrid’e tepki olarak geri dönmektedir. Kasım 2014’te gerçekleştirilecek bir oylama ile Katalonya’nın İspanya’dan ayrılıp ayrılmayacağı Katalonlara sorulacaktır. İskoçya’nın Birleşik Krallık’tan ayrılmak için referanduma da gidileceği dikkate alındığında Avrupa Birliği’ni zorlu bir yılın beklediğini söylemek mümkün olacaktır.

 

1979 yılında bir milliyet kimliği verilerek özerk bir statü kazanan Katalonya 2006’da yapılan bir dizi reformla finansal özerklik kazanmış ve bazı etki alanlarını genişletmesi ile ayrılıkçı görüşlerin hız kazanmıştır. 2010 yılında Madrid hükumeti 2006 yılında genişletilen yetki alanlarını daraltmış ve Katalanların İspanya içinde bir ulus olarak tanınamayacağına karar kılmıştır. 2012’de Avrupa’yı etkisi altına alan ekonomik kriz ise, Katalanların finansal özerklik taleplerini körüklerken, Madrid’i bu hususta daha kati bir tutuma yöneltmiştir. Bu tarihten itibaren ise, Katalanlar iç siyasette İspanya’dan ayrılma hususunda uzlaşmış ve referandum yapılması için 9 Kasım 2014 tarihi belirlenmiştir.

 

Katalonya İspanya gündemini son zamanlarda ekonomik krizden bile daha çok meşgul etmektedir. İspanya’nın içinde bulunduğu ekonomik koşullar son dönemlerde iyiye işaret ediyorsa da İspanya’nın en zengin özerk bölgesi olan Katalanya’yı tatmin edememektedir. Kasım 2012’deki seçimlerden ezici bir üstünlükle çıkan ayrılıkçı sağ partileri Katalan halkın referandum öncesi ayrılma yönündeki tutumunu ortaya koymuştur.  Katalonya, krizden sorumlu tuttukları merkezi hükümet Madrid’e geri aldıklarından daha fazla ödedikleri görüşüyle ayrılma taleplerinde giderek daha fazla ısrarcı olmaktadır. Ocak 2013’de Katalan Bölgesel Parlamentosu’nun Bağımsızlık Bildirgesi’ni ilanı ile Kasım 2014’te ayrılmak üzere referanduma gidilecek bu kritik süreçte anayasal bir boyut kazanmıştır.

 

İspanya’daki bazı hareketlilikler de referanduma yaklaşıldıkça Madrid’e tepkilerin arttığını göstermektedir. Bu bağlamda en çok ses getiren tepkiler de devlet televizyonlarının Kral Juan Carlos’u protesto etmeleri olmuştur. Bask Bölgesi'ndeki kamu televizyonlarının defalarca uyguladığı kralın konuşmasını yayınlamayarak Madrid’e tepkilerini gösterme yöntemine bu yıl Katalonya’nın da katılması dikkatlerden kaçmamıştır. Resmi gerekçe, kemer sıkma politikaları dışarıdan prodüksiyonların getirilmesini protesto etmek ve merkezi hükumet karşıtı bağımsızlık anlayışının bir gereği olarak sunulmuştur.1Katalonya’nın en büyük televizyonu TV3’ün İspanya Kralı Juan Carlos'un geleneksel Noel konuşmasını yayınlamayarak Kralın mesajınındaki birliktelik dileklerini bir nevi göz ardı etmiştir.

 

2015 yılında genel seçimlere gidecek olan İspanya’nın Katalonya’dan gelen bu tepkilere karşı parlamento ve yargı yoluyla engelleme yoluna gitmesi belenmektedir. Öte yandan, Katalonya’nın referanduma doğru istikrarlı yürüyüşü sadece Madrid ile değil, kendi iç siyasetinde de tedirginlik yaratmaktadır. Bu nedenle Kalan Başbakan Mas’ın, olası bir engellemede 2016’da yapılması planlanan yerel seçimleri referanduma çevireceği uyarısı unutulmamalıdır.2 Öyle ki, sağcı Katalonya’daki kualisyon hükümetinin referandumla ilgili bir başarısızlık yaşanması Katalan hükumetin sarsılmasını muhtemel kılmaktadır. Olası referandumun olası başarısızlığından ve yapılamamasından kualisyon hükümetinin dağılması ile sonuçlanabileceği,bunun da erken seçime gidilebileceği ve bu Katalan Başbakan’ın koltuğunun ciddi bir şekilde sarsılması beklentilerini kuvvetlendirdiği ortadadır.

 

Son olarak Katalonya Bölgesel Yönetiminin lideri Artur Mas, referanduma gidebilmek için Avrupa Birliği liderlerine gönderdiği mektuplarla gündeme gelmiştir. Katalan Bölgesel Yönetimi söz konusu mektuplarla AB liderlerinden bağımsızlık referandumlarına destek talebinde bulunmuştur. Bu bakımdan esas olarak, Katalanların bu talebin esasen AB’den İspanya merkez hükumetine karşı bir tutum sergilemesi yönünde destek olduğuna dikkat çekilmesi gerekmektedir. Zira İspanya’nın Katalonya’nın referandum talebini kesin bir dille reddetmesi, Katalonya’nın AB hükumetlerine yönelik destek arama politikalarını zora sokmaktadır. İspanya’nın mevcut Anayasasına göre referanduma çağırma yetkisi Madrid’deki merkezi hükumettedir.3 Zira Katalonya’nın AB üyelerine gönderdiği Katalonya’nın AB için önemini belirten bildiriler4 de Katalonya’nın dış politika çalışmalarına çoktan başladığını göstermektedir.

 

Hal böyleyken, Katalonya’nın bu referandumu yaptığı ve sandıktan ayrılma kararı çıktığı takdirde sadece İspanya’yı değil tüm AB’yi etkileyeceği ortadadır. 2014’te ise AB’nin ise gündemini sadece Katalonya değil Birleşik Krallık’tan ayrılmak için 18 Eylülde sandık başına gidecek İskoçya da bir hayli meşgul edeceğe benzemektedir. İspanya’nın aksine Birleşik Krallık İskoçya’nın ayrılmak için referandum yapma kararını desteklemekte ve sandıktan çıkacak kararı tanıyacaklarını duyurmuştur. Öte yandan, İspanya Başbakanının bunu hukuka aykırı bulmasına karşın Katalan hükumetinin iddia ettiği gibi bunun bir anayasal dayanağı varsa referandumun uluslararası bir mahkemede ele alınması muhtemel gözükmektedir.

 

Bu bakımdan İskoçya ile Katalonya’nın durumu ele alındığında iki durumun birbirinden farklı olmasına rağmen ilişkili noktalarının olduğu ortadadır. Hem Katalonya hem de İskoçya referandumdan sonra bağımsız birer devlet olması halinde henüz AB anlaşmalarına taraf olmayan üçüncü birer devlet olacaktır. Bu bakımdan Katalan Başbakan’ın Avrupa’ya gönderdiği belirtilen mektup ve bildirilerin rolü ve önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Katalonya’nın hem Avrupa Birliği’nin hem de NATO’nun dışında kalan bir üçüncü devlet olacaktır. Bu bakımdan İskoçya’nın referandumdan sonra bağımsız bir devlet olana kadar geçecek süreçte üyelik görüşmelerine AB’nin içerisinden, bizzat Birleşik Krallık’ın kabul ve onayıyla devam edeceği, Katalonya’nın ise İspanya’ya rağmen bu sürece gireceği gözlemlenmektedir.

 

Diğer önemli bir nokta ise, İskoçya’nın referandumdan ancak 18 ay sonra bağımzılığını ilan edeceği dikkate alınırsa bu süreç içerisinde de AB Anlaşmalarında yeni düzenlemeler için başvuruda bulunması muhtemeldir. Unutmamak gereken esas konu ise İskoçya AB’den kendince makul demokratik zemine sahip olan üyeliği için yeni düzenlemeler talep ederken İspanya engeliyle karşılaşma olasılığı olacaktır. Aksi halde 2016 yılında bağımsızlığını ilan ettiğinde en başından başlayarak AB üyeliği için sıraya girecektir. Madrid, her ne kadar İskoçya ve Birleşik Krallık arasındaki ayrılma durumunu kendi örnekleriyle benzeştirmese5 de, AB tarafından yapılması olası düzenlemeler İspanya’daki ayrılıkçı hareketleri cesaretlendirecektir. Bu bakımdan İspanya’nın AB içindeki ayrılıkçı hareketlere karşı hassas ve veto etme yetkisine sahip olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla, İspanya, AB tarafından İskoçya’ya sağlanması olası yenilikleri yakından takip edecektir. Bunlara meydan vermemek için İspanya’nın Katalonya’yı referanduma gitmeden durdurmak için gerekli adımları atmaya hazır görünmektedir. Bu bakımdan önümüzdeki günlerde İspanya’nın ulusal anlamda bazı hukuksal girişimlerle gündeme gelmesi yadsınmamalıdır.

 

Değerlendirme

 

Hem İspanya hem de Birleşik Krallık için referandumlardan çıkacak kararın halkın kaderlerinde nasıl bir değişim yaratacağının belirsizliği sürmektedir. Öte yandan Katalan hükümetinin geçmişte göstermiş olduğu ayrılma politikalarının başarıları Katalonya’nın İspanya’dan tek taraflı olarak ayrılabileceğini göstermektedir. İskoçya’nın AB üyeliği için vereceği mücadele Katalonya ile ayrı olarak değerlendirilmeye çalışılsa da neticede sonuçları benzer olacaktır. Bu durumdan çıkacak sonuçlar da gelecekte yaşanacak benzer olaylara emsal teşkil edecektir.

 

Ekonomisini düzeltmekle meşgul olan ve bu yolda önemli başarılar kaydeden seçim arifesindeki İspanya’nın referandum süreci gibi ciddi bir baskıya nasıl dayanacağı merak konusudur. Göz ardı edilen bir diğer nokta ise, bu ayrılıkçı hareketlerden esasen insanların etkileneceğidir: “Avrupalı” olarak doğmuş binlerce insanın bir anda kimliklerinden ödün verecekleri ve bazı haklarından feragat edecekleridir. Unutmamak gerekir ki, özellikle içinde bulunduğu kriz dönemi itibariyle Avrupa’nın böylesine riskli durumlara tahammülü zayıftır. Ayrıca neye oy vereceklerini bilmek bu insanların en tabii hakkıdır. Bu nedenle referandumların olası neticelerinin belirlenmesi, pazarlık süreçlerinde vakit harcanmadan AB’nin ayrılıkçı hareketlere yönelik bir tutum belirlemesi, oluşacak zararı azaltması bakımından faydalı olacaktır. Zira üyelerin karşı karşıya gelme olasılığının olduğu bu durum AB’nin “birlik” ve “Avrupalılık” anlayışına uymamaktadır ve bu anlaışa zarar vermektedir.

 

Dipnotlar

 

[1]Catalan Public TV To Shun Spanish King's Christmas Address, http://www.reuters.com/article/2013/12/24/us-spain-catalonia-king-idUSBRE9BN0C420131224, Erişim Tarihi: 4 Ocak 2014

[2]Madrid Vows To Block Any İndependence Referendum in Catalonia, http://en.mercopress.com/2013/12/13/madrid-vows-to-block-any-independence-referendum-in-catalonia, Erişim Tarihi: 1 Ocak 2014

[3]Spain To Block Catalonia Independence Referendum, http://www.bbc.co.uk/news/world-europe-25353086, Erişim Tarihi: 29 Aralık 2013

[4] Catalan President Calls On EU Leaders To Support Push For Independence, http://www.reuters.com/article/2014/01/02/us-spain-catalonia-europe-idUSBREA010VW20140102, Erişim Tarihi 5 Ocak 2014

[5] Spanish PM: iScotland Would Have To Apply To EU As A New State, http://www.heraldscotland.com/news/home-news/spanish-pm-iscotland-would-have-to-apply-to-eu-as-a-new-state.1385589713, Erişim Tarihi: 2 Ocak 2014