Uzun süredir Avrupa Birliği (AB) içerisinde devam eden ekonomik krizin etkileri özellikle birlik içerisinde küçük üyeler arasında hissedilirken Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) 1 Temmuz 2012 itibariyle Danimarka’dan Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı koltuğunu alması AB’nin kendi içerisinde birçok çelişkiyi, AB’nin uluslararası ilişkilerdeki rolünü ve de son dönemlerde “iddialı” herhangi bir yanı olmayan Türkiye – Avrupa Birliği gelişmelerinde birçok açmazı ve çelişkiyi somut olarak gözler önüne sermiştir.

 

GKRY’ye Avrupa “Sömürüsü” ve Rus “Şefkati”

 

GKRY’nin Yunanistan ile sıkı bağları göz önüne alındığında Yunanistan’da bulunan ekonomik krizin Kıbrıs’taki Rum yönetimini ciddi anlamda etkilediği görülmüştür. Yunanistan’da siyasi ve ekonomik anlamda önemli sonuçlar doğuran ekonomik krizin GKRY’de de görülmesi, zaten hassas olan ekonomik yapıyı iyice kırılgan bir hale getirmiştir. Özellikle bankacılık sektöründeki yatırımların istikrarsız bir ortamda olması sebebiyle Rum hükümeti, ülkenin önde gelen bankası Laiki’nin yüzde 84 hissesini alarak bankayı devralmıştır.[1]

 

AB açısından dikkatle incelenmesi gereken ise kemer sıkma politikaları nedeniyle çareyi Rusya gibi ülkelerde arama isteğinin gün yüzüne çıkmasıdır. Karar alma süreçlerinde Rusya’da eğitim görmüş, komünist ideolojiye yakın, şu an iktidarda bulunan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas’ın kişisel tercihleri kadar başka etmenler de etkin rol olmaktadır. Kıbrıs, Rus şirketlerinin en önemli vergi cennetleri arasında yer almaktadır. Rum kesiminde vergiler son derece düşüktür. Kolaylıkla off-shore şirket kurulabilmesi Rus patronlara cazip gelmektedir.[2]

 

Bundan başka, küresel gelişmeler çerçevesinde Rusya ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki ilişkiler değerlendirildiğinde aynı zamanda Türkiye’ye karşı Rusya’yı yanına alarak Rum kesiminin bir denge arayışı içerisine girdiği de görülecektir. Hıristofyas, geçtiğimiz günlerde "ABD'nin tavrından memnun değiliz çünkü ABD'nin Türkiye ile ittifakı ve menfaatleri var, bu nedenle bizi tercih etmiyor” ifadelerini dile getirmiştir.[3] Bu demeç daha açık bir şekilde incelendiğinde, Türkiye’nin Arap Baharı sürecinde Batı ile ortak hareket etmeye dayalı politikaları ve Yunanistan ile GKRY’nin halktan gelen tepkilerle nedeniyle AB ile ters düştüğü süreç aynı zamana geldiğinden ABD, ekonomik olarak güçsüz durumda olan seçimler nedeniyle istikrarını sağlayamamış olan Yunanistan’ın ve benzer durumda olan GKRY yerine Türkiye’yle ilişkilere ağırlık vermiştir. İşte bu nedenlerden ötürü, kredi verme konusunda AB ve Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi kurumlardan “sömürgeci güç” olarak bahsederken Rusya’ya olan minnettarlığı belirtmiştir.[4]

 

AB’nin Çelişkileri

 

1951 yılında Paris Antlaşması’yla kurulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’ndan bugünlere evirilen Avrupa Birliği’nin ekonomik temelleri üzerinden şekillendiği ve II. Dünya Savaşı sonrası topluluğun bir “barış projesi” olarak kendini meşrulaştırarak faaliyetlerine girişmesi gibi noktalar, AB’nin Dönem Başkanlığı’nın GKRY’ye verilmesi ile birlikte değerlendirilmesiyle çelişkiler ortaya çıkmış olacaktır.

 

GKRY, bir taraftan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ihtilaf halinde olan ve geçtiğimiz dönemlerde de anlaşmadan uzak bir portre sergileyerek “barış projesi” hipotezini zayıflatmakta, ekonomik entegrasyon gibi konularda da diğer AB ülkelerine yönelik yaptığı açıklamalar AB’de ekonomik entegrasyondan çok bir ekonomik bağımlılığın ortaya çıktığını göstermiştir. AB’nin ekonomik bütünleşmesinin gelinen süreçte, karşılıklı yarar sağlama durumundan çok bir kar-zarar ilişkisi üzerinden yürüdüğü görülmüştür.

 

Türkiye – AB – GKRY Üçgeninde Söylem Düzeyinde Gerginlikler

 

AB ile ilişkilere kısaca değinmek gerekirse, Türkiye’nin 1957’de imzalanan Roma Antlaşması çerçevesinde oluşturulan Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (AET) kuruluşundan hemen sonra, 1959 yılında yaptığı üyelik başvurusu hala sonuçsuz bir şekilde beklediği görülecektir. Bunun ötesinde, şu anda Türkiye ve AB arasındaki fasıllardan 18’i kapalı durumdadır. GKRY’nin AB Dönem Başkanlığını devralması Türkiye için üyesi olma yolunda müzakerelerin yürütülmesi için bakanlık gibi üst düzey bir kurum tesis ettiği bir örgütün başına, bugüne kadar birçok alanda önüne çeşitli engeller çıkartan ve diplomatik anlamda tanımadığı bir ülkenin gelmesi demektir ki, bu durum Türkiye’nin AB serüveninde istediğini alamadığını önüne netçe koymuştur.

 

Türkiye’nin son dönemde Avrupa ile ilişkilerine bakıldığı zaman, artık uluslararası bir konu haline gelmiş, son dönemin en önemli gündem maddesi olan Suriye konusunda ortak hareket ettiği görülmektedir; ama Güney Kıbrıs Rum Yönetimi içerisinde bulunduğu ekonomik krizin derdindeyken ve Türkiye dış politikasının ana eksenini Suriye’den geçirmekteyken, iki ülkenin sorunlu ilişkilerine, Türkiye’nin ilgisiz bir tutum sergilediği AB ile ilgili konulara bir de “gerilim” süreci eklenecektir. Buna rağmen, GKRY’nin Türkiye karşıtı görüşleri AB ile ilgili platformlarda vurgulanarak, bir nevi “alan daraltma” süreci yaşanacaktır.

 

AB dönem başkanlığı ile bir faslın açılması noktasında ilişkiye geçileceği dikkate alındığında, önümüzdeki dönemlerde zaten herhangi bir fasıl açılması şu anda çok mümkün gözükmemektedir ki, zaten önümüzde altı ay içerisinde başka bir ülke de başkanlık makamında otursa yeni fasıl açılması AB Konseyi’nde oy birliğiyle gerçekleştiğinden, bu noktada GKRY’nin dönem başkanı olmadan da engel olabileceğini belirtmek gerekmektedir.

 

Burada, AB ve Türkiye arasındaki ilişkilerin komisyon çalışmaları düzeyinde devam edeceği bilinirken, söz konusu gerginliğin söylemsel bazda devam etmesi muhtemeldir. Diğer yandan, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın üslubunu incelendiğinde gereğinden fazla popülist bir dilin benimsendiği görülmektedir. Fransız Parlamentosunda onaylanan sözde Ermeni soykırımının inkar yasasına ilişkin “Sarko’ya kapak olsun!” şeklindeki Twitter iletisi, Türk karşıtlığıyla bilinen Hollandalı milletvekili Barry Madlener’e “Olum bak git” çıkışı, Türkiye içerisinde ses getirse de AB tarafında gereken etkiyi tam olarak bırakmamaktadır. Böyle demeçlerin teknik olarak yabancı dillere çevirisinin zor olması bir yana aradaki kültürel farklılıklardan dolayı net şekilde anlaşılmayacağı da aşikardır. Dolayısıyla, sadece Türkiye’ye hitap eden bir dilden ziyade iki taraf açısından da anlaşılabilecek bir dilin kullanılması Türkiye için daha iyi sonuç vermesi olasıdır.

 

Değerlendirme

 

Avrupa Birliği’nin liderlik koltuğuna birliğin en zayıf halkası GKRY’nin geçmesiyle birlikte birliğin siyasi ve ekonomik anlamda bütünleşme problemleri ve bunun yanı sıra temel prensipleri hem kendi içerisinde hem Türkiye ve KKTC tarafından hem de uluslararası arena tekrar tartışmaya açılmıştır. Öte taraftan, Almanya gibi “birliğin yükünü sırtında taşıyan” ülkelerin savunduğu kemer sıkma politikalarının krizi sert şekilde yaşayan ülkelerde tasvip edilmediği ve alternatiflere yönelme çabası söz konusudur. Özellikle, Rusya ve Çin gibi ülkeler bu süreci kullanarak Güney Kıbrıs üzerinde Doğu Akdeniz’deki enerji koridorlarında etkinliğini artırmak isteyeceklerdir.

 

Bunun dışında AB’nin dönem başkanlığı sürecinde Türkiye’de eskisi gibi bir “bekleme sürecinin” biraz ağırlaşarak devam etmesi söz konusu olacak, Türkiye’nin Batı ile Orta Doğu’da yakınlaşması AB ile ilişkilere yansımayacak, altı ay daha somut bir gelişme sağlanamayacaktır. Nitekim, AB Bakanı Bağış’ın “Müzakere tarihi almak için 45 yıl bekledik, 6 ay daha bekleriz” sözleri, 2012 sonuna kadarki sürecin 2004 sonrası süreçten bir farklılık arz etmediğine işaret etmektedir.

 

Son olarak, gözden kaçırılmaması gereken nokta, Türkiye’nin AB ile ilişkileri sürecinde Suriye gibi ülkelerde elini taşın altına sokmasının karşılığında elde edebileceği ödünler ve GKRY’yi baypas edebileceği bir dönem Rum kesiminin dönem başkanlığı nedeniyle maalesef şu an için zor gözükmektedir.

 

Dipnotlar

 

[1] Rumlarda İlk Banka Battı, http://www.ntvmsnbc.com/id/25363579/, Erişim Tarihi: 18 Temmuz 2012.

[2] Rum-Rus İlişkileri, http://www.dw.de/dw/article/0,,16053260,00.html, Erişim Tarihi: 19 Temmuz 2012.

[3] Hristofyas: Ne Yunanistan Ne de Türkiye'ye İhtiyacımız Var, http://www.haberler.com/hristofyas-ne-yunanistan-ne-de-turkiye-ye-3784042-haberi/, Erişim Tarihi: 19 Temmuz 2012.

[4] Cyprus Takes Over EU Presidency With Paean To Russia, http://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/europe/cyprus/9378058/Cyprus-takes-over-EU-presidency-with-paean-to-Russia.html, Erişim Tarihi: 18 Temmuz 2012.