İran ile 5 Aralık günü İsviçre’nin Cenevre şehrinde yeniden başlayan ve bu günde devam etmekte olan görüşmelerde yine İran tarafının inisiyatifi aldığı gibi bir görüntü sergilenmektedir.

 

22 Eylül 2010 tarihinde 5+1 (BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi beş ülke ve Almanya) bakanlar toplantısı sonrasında verilen bilgilere göre, İran Uluslararası Atom Enerji Ajansı (IAEA) Direktörü Amano’nun vermiş olduğu rapora göre Tahran hala işbirliğinden uzak bir tutum izlemektedir[1]. İran’ın BM ve IAEA’nın kararlarına uyması mutlaka sağlanmak zorundadır. Her ne kadar bu gün etkileri görülmeye başlayan BM’in 1929 sayılı yaptırım kararları uygulanmaya devam ederken, diğer taraftan da görüşmeler yoluyla İran’ın ikna edilmesinin en uygun yollardan biri olduğu kabul edilmiştir. Bu nedenle İran’ın bir yıl evvel sona erdirdiği görüşmelere yeniden başlamak için, AB Yüksek Temsilcisi LadyAshton tarafından sürdürülmekte olan çabaların desteklenmesi kararı alınmıştır. Görüşmelerde konuların belirli aşamalar halinde ele alınması ve şu an için en önemli konunun İran nükleer reaktörlerinde kullanılacak olan yakıtın güvenli bir şekilde temini ve bu şekilde karşılıklı güvenin tesisi olduğu ifade edilmiştir. Bu bakımdan İran’ın itiraz ettiği bir kısım diplomatlar yeni üyelerle değiştirilmişlerdir.

 

Bunun yanı sıra İran toplantıda İran Yüksek Milli Güvenlik Konseyi (SNSC) Başkanı ve Baş müzakereci SaeedJalili başkanlığında üst düzey yöneticiler ve İran Atom Enerji Teşkilatı Başkanı Hamid RezaAsgari’den oluşan heyet ile temsil edilmişlerdir[2]. İran’ın kendilerine karşı önyargılı davranış içinde oldukları konusunda daha evvel itiraz ettiği bir kısım heyet üyelerinin batı heyetinde değiştirilmeleri, İran heyeti tarafından bu diplomatların görüşmelerin geçmişi hakkında tecrübeleri olmadığından verimli olamayacakları şeklinde bir itiraz ile karşılanmıştır.

 

5+1’in bu görüşmelerde büyük bir beklenti içinde olmadığı ancak, müzakerelerin aksatılmadan sürdürülmesi için karşılıklı güvenin tesisinin son derece önemli olduğu ve bunun için çalışacakları ifade edilmektedir. Buna karşılık İran tarafı batılı müzakerecilerin kendi içlerinde anlaşmazlık içinde olduklarını ve belirtilen gündeme göre hazırlanmadan geldiklerini ileri sürmektedirler.

 

Görüşmelerin ilk gününü başlangıcında İran “Sarıkek’e-yellowcake” sahip olmayı başardıklarını açıklamıştır. Sarı kekin İran ve Dünya için ne anlama geldiğini açıklamaya çalışalım. Nükleer fizik veya kimya mühendisi olmadığımdan konuyu anlayabildiğim şekilde açıklamaya çalışacağım. Yakıt üretimi uranyum cevherinin madenden çıkartılmasıyla başlar. Uranyum farklı minerallerle birlikte fosfat, silikat ve oksit gibi bileşenlerle birliktedir. Uranyumun bu bileşenlerinden kimyasal ve mekanik usullerle ayrıştırılması ve saf hale getirilmesi gerekmektedir. Bu maksatla cevher pudra gibi toz haline getirilir ve ayrıştırma gerçekleştirilir ve belirli saflıkta elde edilen uranyum, katı uranyum cevheri halinde üretim için kurutulur. İşte bu elde edilen sonuç % 15-35 saflıkta, rengi ve görünümü itibarıyla sarı renkli bir keki andırdığından bu isim verilmiştir. Bundan sonraki süreç, dönüşüm adı verilen sarı pastanın tamamen saflaştırılarak, kimyasal yapısının zenginleştirmeye uygun hale getirilmesidir. İran uranyum madenlerine sahiptir ve eğer bu zor olan kimyasal prosesi başarabildiyse, devamı olan dönüşüm işlemini de başarabileceğinden kimsenin şüphesi olmamalıdır. Er veya geç bu prosesi de bir şekilde başaracaktır diyebiliriz. Bu durumda 5+1’in bu müzakerelerin başlamasında ilk adım olarak gündeme getirerek, karşılıklı güvenin tesisinde önemli rol oynayacağını düşündükleri nükleer yakıtın dış kaynaklardan sağlanması adımının geçersiz kalabileceği söylenebilir.

 

Bunun da ötesinde artık İran rahatlıkla kendi uranyum madenlerinden ham cevheri çıkartarak onu saflaştırmaya ve yakıt haline getirmeye muktedir hale gelmiş demektedir. Bu bir senelik süre içinde İran’ın son derece süratle, planlı ve kararlı bir şekilde ilerlediği anlamına gelmektedir. Bu konuda kendisine müzahir ülkelerden yardım ve destek aldığı konusunda uyanık olmak gerekmektedir. Nükleer yakıt üretebilen bir ülkenin bu yeteneğini bomba yapımında kullanması konusunda hiçbir engelin olamayacağının pratikte bilinmesine fayda vardır. Bomba üretimini fiilen yapmasa bile, bu yeteneğini Japonya örneğinde olduğu gibi “üretime çeyrek kala” olacak şekilde elinde tutacağı bilinmelidir. Artık, İran geri dönülmez bir yoldadır diyebiliriz.

 

Başlayan müzakerelerde İran heyetinin yaklaşımına baktığımız zaman, müzakerelerde İran nükleer programının görüşülmesinden başka genellikle siyasi konuların ana gündem maddesi olarak getirilmesi eğilimde oldukları anlaşılmaktadır. Önce sarıkeki üretmeye Muaffak olduklarını bildirmeleri Dünya’ya verilen; İran ne olursa olsun kendi programını uygulamaya devam etmektedir şeklinde açık bir siyasi mesaj olarak algılanabilir. Müzakereler sırasında zaten ana konunun kendi programları değil, neden kendilerine karşı İsrail dururken, çifte standartla davrandıklarının açıklanması olduğunu Tahran ifade etmektedir. Buna paralel olarak, İran’da son zamanlarda nükleer bilim adamlarına karşı yapılan saldırılara batının sessiz kaldığı sorusunu yöneltilmiştir. İngiliz İstihbarat Teşkilatı açıklamalarına göre arkasında İsrail’in olduğu belirtilen bu saldırıların terörizm olduğu ifade edilmiş ve batının tepki göstermesi gerektiği açıklanmıştır.

 

Yapılan görüşmeler sırasında İran heyeti ayrı, ayrı, Rusya ve Çin heyetleri ile görüşerek, bilgi alışverişinde bulunmuşlardır.

 

Bütün bu faaliyetler değerlendirildiğinde,

 

P-5+1 için başlayan görüşmeler daha evvel kesilen görüşmelerin yeniden başlaması açısından sevindiricidir. Bu suretle görüş alışverişinde bulunarak, karşı tarafı anlamaya yardımcı olacaktır. Müzakereler adım, adım, aşama,aşama yürütülmelidir. Bu aşamada en önemli husus karşılıklı güven ortamının sağlanmasıdır. Müzakereler, bir taraftan yaptırımların yıkıcı etkileri sürdürülürken, batının iyi niyetli bir tutum içinde olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Bu bakımdan müzakereler hangi şartlarda olursa olsun sürdürülmelidir. Anlaşıldığı kadarıyla, 5+1’in İran’ın saf yakıt eldesi konusunda ne kadar ilerlediği konusunda ciddi bir istihbarata ihtiyacı vardır. Bundan sonraki tutumunu bu safhaya göre tayin etmesi gerekmektedir.

 

İran açısından bakıldığında, İran müzakerelere kendi tutumuna açıklık getirmek ve batıyı ikna etmek için başladığı değerlendirilmektedir. İran mevcut gelişmeleri de ilan ederek, öncelikle müzakerelerde programının söz konusu olmayacağı izlenimini açık bir şekilde vermektedir. Öncelikle kendisine karşı çifte standart uygulanmadığı konusunda ikna edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu arada Rusya ve Çin ile bireysel görüşmelerle ilişkilerinin devam ettiği konusunda bir mesaj vermekte olduğunu belirleyebiliriz.

 

Sonuç olarak, müzakerelere her iki tarafın farklı yaklaşımlar benimseyerek geldikleri görülmektedir. 5+1’in aman bir hata yaparak yine Tahran’ı masadan kaçırmayalım tutumu, inisiyatifin İran’da gözükmesine yol açmaktadır. Görüşmelerde ortaya konulan hususlar ne olursa, olsun İran’ın bu aşamada nükleer programını masaya yatırmayacağı açık bir şekilde görülmektedir. İran bu haliyle batı ile anlaşmaya ve kendisini kabul ettirmeye çalışmakta, batı ise Tahran’ın kendi güdümünde bir tavır içinde olması konusunda iknaya çalışmaktadır. Her şeye rağmen müteakip toplantının Ocak ayında İstanbul’da yapılması başarısı elde edilmiştir. Konserde her iki tarafta ayrı telden çalma temayülü içinde gözükmektedirler.

 

Dipnotlar

 

[1] “Briefing on the P-5+1 Ministerial Meeting by a Senior Administration OfficialViaTeleconference”, Special Briefing, Office of theSpokesman, Washington, DC, September 22, 2010

[2] Iran, 5+1 Powers toContinueTalksTuesday, http://english.farsnews.com/newstext.php?nn=8909151685