Sovyet tankları 19 Ocak’ı 20 Ocak’a bağlayan gece binlerce Sovyet askeri motorize birliklerle beraber Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye girerek Azerbaycan Türklerinin bağımsızlık isteklerine gem vurmak istedi. O gece hareket eden her hedefe ateş eden Sovyet askerleri genç, yaşlı, kadın, çocuk, sivil demeden yüzlerce Azerbaycan Türkünü şehit etmişti. Ancak ne tanklar ne de Kızıl Ordu Azerbaycan halkının bağımsızlık ateşini söndüremedi. Neticesinde 20 Ocak Şehitleri Azerbaycan halkının gönlüne gömüldü, Azerbaycan bağımsızlığını kazandı, Sovyetler Birliği ise dağıldı…

Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecine girmesi uzun süreden beri silahlanan Ermenilere bekledikleri fırsatı vermiş, Ermenistan’da yaşayan 1 milyona yakın Azerbaycan Türkünü Ermenilerin saldırı ve etnik temizlik kampanyası sonrasında Ermenistan’ı terkederek Azerbaycan’a sığınmak durumunda bırakmıştı. Sovyetler Birliği hala ayakta olmasına rağmen bu saldırı ve etnik temizlik kampanyası sadece seyredilmiş ve Ermenistan bir anda tek etnikli bir yapıya kavuşarak Azerbaycan Türkleri Tarihi yurtlarından kovulmuştu. Bundan cesaret alan Ermeniler bununla yetinmemiş ve başta Dağlık Karabağ olmak üzere sınırı aşarak Azerbaycan’ın resmi sınırları içerisindeki topraklara da girmeye başlamıştı. Öte yandan, Ermenilerin bu ülke içerisinde yaşayan Azerbaycan Türklerinin evlerini, yurtlarını işgal ederek tarihi yurtlarından sürmeleri, Dağlık Karabağ başta olmak üzere Azerbaycan topraklarına saldırmaları ve bunun karşısında Moskova’nın sadece olayları seyretmesi Azerbaycan içerisinde hem bağımsızlık isteklerini daha da kamçılamış ve hem de siyaset sahnesinin kızışmasına vesile olmuştu.

SSCB Yüksek Sovyeti Prezidyumu’nun[1] 15 Ocak 1990 tarihli “Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi ve bazı bölgelerde olağanüstü hal ilan etme” kararı, özellikle de bu kararın 7. maddesinde Azerbaycan SSC Yüksek Sovyet’ine uygulamanın kapsamını Bakü ve Gence illerine genişletme önerisinde bulunması Azerbaycan halkı tarafından ciddi tepkiyle karşılanmıştı. Sovyet askerlerinin Bakü ve Gence’de OHAL kapsamında şehre asker sokacağının duyulması üzerine bu kararın ertesi günü 16 Ocak’ta Bakü’nün girişi araçların yollara çekilerek kapatılması girişiminde bulunuldu. Benzer girişim SSCB’nin Bakü içerisindeki askeri garnizonları önünde de yapıldı. Halk elindeki bütün araçlarla şehri adeta yeni bir Sovyet işgaline karşı korumaya çalışıyordu.

Şehrin girişlerine araçlardan barikatlar kurulması üzerine o sırada Bakü’de bulunan SSCB Yüksek Sovyet’ini oluşturan meclisin iki kanadından birisi olan Birlik Sovyet’inin Başkanı Yevvegy Primakov, SSCB Komünist Partisi Merkez Komitesi Sekreteri Andrey Grienko kamuoyuna Bakü’de olağanüstü hal ilan edilmeyeceğini açıklayarak halkı yatıştırmak amacıyla adeta kandırmaya çalıştılar. Bu sırada Azerbaycan Halk Cephesi (AHC) yönetimi Moskova’nın 15 Ocak’ta aldığı kararın Azerbaycan halkına hakaret anlamına geldiğini ve kararın cumhuriyetin egemenliğine aykırı olduğunu ifade ederek Azerbaycan Yüksek Sovyet’ini 20 Ocak tarihine kadar olağanüstü toplantıya çağırdı. 17 Ocak’ta halka duyurulan bu çağrıda, ayrıca, barikatların kaldırılması ve şehirde olağanüstü hal uygulanmaya çalışılması durumunda karşı koymaması istendi.

Azerbaycan’da gelişmeler sürecindeki kontrolün Moskova’nın elincen çıkarak giderek daha fazla Halk Cephesi’nin eline geçmesi sebebiyle SSCB Yüksek Sovyeti Prezidyumu 19 Ocak’ta “Bakü’de olağanüstü hal ilan etme” kararı aldı. OHAL kararının 20 Ocak saat 00:00‘dan itibaren geçerli olacağı kararlaştırıldı. Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov, SSCB Anayasası’nın 119. maddesini ve Azerbaycan SSC Anayasası’nın 71. maddesini ihlal ederek Bakû’da 20 Ocak tarihinden itibaren olağanüstü hal ilan edilmesi hususunda “kararname” imzaladığını açıkladı. Ancak 19 Ocak günü saat 19.27’de Sovyetler Birliği Devlet Güvenlik Komitesi’nin (KGB) “Alfa” özel birliği Azerbaycan Devlet Televizyonu binasının genel elektrik ünitesini bombalayarak yayınları kestiği için OHAL kararı ve yürürlüğe gireceği saat başkaca hiçbir yayın imkanı olmayan Azerbaycan’da halka duyuramadı.

Akşam saatlerinde SSCB Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Devlet Güvenlik Komitesi’nin (KGB) ortak planladığı operasyon çerçevesinde özel birlikler, deniz ve karadan, Bakü’ye girdiler. Halka duyurulamayan OHAL Kararnamesi daha yürürlüğe girmeden şehre girmeye başlayan Sovyet askerleri 9 kişiyi katletti.

Şehirde ciddi bir provokasyon vardı. Moskova Bakü’de ciddi bir ezme harekatı başlatmıştı. Bakü’de dökülecek kan diğer cumhuriyetlerin bağımsızlık isteklerini de baskılayacak, Sovyetler Birliği’nin demir yumruğu herkese yeniden hatırlatılacaktı.  Plan buydu ve bu sebeple de mümkün olduğunca çok kan dökülmeliydi. O sebeple kimliği ve plakası belirsiz araçlar halkı gösterilere çağırıyordu. Bakü‘nün etrafı içinde özel birliklerin de bulunduğu 35.000 kişilik ağır silahlı Kızıl Ordu tarafından sarılırken, sıkıyönetimden haberi olmayan halk sokaklardaydı. Tanklara harekat emri veren Moskova önüne gelen her şeyi ezip geçti. Gözünü kan hırsı bürümüş Sovyet askerleri hareket eden her şeye ateş ediyordu. Hatta ışığı yanan binalar dahi ateş altına alındı. Nitekim ölenlerin bir kısmı o gün evinde, mutfağında olan sivil vatandaşlardı. Sabaha kadar süren bu vahşi katliam sayesinde kadın, çocuk, yaşlı sivil vatandaşlardan resmi açıklamalara göre 133 kişi öldü, 611 kişi yaralandı, 841 kişi gözaltına alındı ve 5 kişi kayboldu.

Sovyetler Birliği’nin o günkü yöneticileri açıkça cinayet işlemişlerdi. Bu sebeple Azerbaycan SSC Başsavcılığı 20 Ocak olaylarıyla ilgili olarak soruşturma başlattı. 100 ciltlik iddianame hazırlandı. Bu iddianamenin 69 cildi SSCB Başsavcılığı’nın talebi üzerine Moskova’ya gönderildi. Ancak bugüne kadar o soruşturmalardan hala bir haber çıkmadı.

Daha sonra yayınlanan uluslararası raporlarda da, Ocak 1990’da Sovyet ordusunun orantısız güç kullandığı teyit edildi. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün raporunda, yapılan operasyonun “Azerileri toplu olarak cezalandırmak olduğu” belirtildi. Gorbaçov da sonraki yıllarda, 20 Ocak olaylarıyla ilgili kararının, hayatının en yanlış kararlarından biri olduğunu söyledi.

Bakü’de yapılan bu katliam SSCB’nin 1956’da Budapeşte’de, 1968’de Prag’da, 1986’da Almatı’da ve 1989’da Tiflis’te yaptığı göz dağı verme amaçlı katliamlarının devamıydı.

Azerbaycan’ın o zamanki yasa koyucusu fonksiyonunu yerine getiren Yüksek Sovyet’i (Milli Meclis) 17 Ocak 1992 yılında her yıl 20 Ocak tarihinin “Şehitler Günü” olarak anılmasına dair karar aldı. 29 Mart 1994 yılında Azerbaycan Milli Meclisi’nde 1990 yılı Ocak olayları ile ilgili olarak suçluların isimlerinin de bulunduğu söz konusu yaşanmış olayların değerlendirilmesi açısından kapsamlı bir karar aldı. Karar çerçevesinde Bakü’de 20 Ocak Şehitleri için bir Anıt dikilmesi de karara bağlandı.

16 Aralık 1999’da ise Azerbaycan devlet başkanı 20 Ocak katliamının 10’cu yıldönümünün anılmasına ilişkin bir kararname imzalandı. Bu kararname ile bu günün devlet seviyesinde anılması ve bunun için gerekli hazırlıkların devlet düzeyinde yapılması da karara bağlandı. 20 Ocak katliamı her sene “Şehitler Günü” olarak anılmakta ve resmi devlet düzeyinde törenler yapılarak bu katliam şehitlerinin gömüldüğü “şehitler hıyabanı” devletin en üst düzey yetkilileri ve halk tarafından ziyaret edilmektedir. Azerbaycan’ı ziyaret eden yabancı devlet adamları resmi devlet protokolü çerçevesinde şehitler Hıyabanı’nı ziyaret etmekteler. Son olarak da 20 Ocak katliamının 30. Senesi olması vesilesiyle Cumhurbaşkanı İlham Aliyev 13 Aralık 2019 tarihinde bir karar kararname imzalayarak bu katliamın 30. Yıldönümünün Azerbaycan’da ve dünyanın değişik bölgelerinde toplantılar düzenleyerek anılmasını kararlaştırmıştır.

20 Ocak Bakü Katliamı Ocak ayında gerçekleştiği için Ocak ayında gelen Yanvar kelimesiyle adlandırılmıştır. Bu katliam Azerbaycan’da Kara Ocak (Qara Yanvar) veya Kanlı Ocak (Ganlı Yanvar) olarak anılmaktadır.  Katliamdan sonra, düzenlenen cenaze merasimine karanfillerle katılınması ve sokaklardaki kanların üzerine karanfil atılması sonucu 20 Ocak Bakü Katliamı karanfille özdeşleşmiş ve 19 Ocak’ı 20 Ocak’a bağlayan gece karanfilin ağladığı gece olarak anılmaya başlanmıştır.

Türk Siyaseti ve Toplumunun 20 Ocak Katliamına Bakışı ve Azerbaycan’a Destek Gösterileri

20 Ocak 1990’da Bakü katliamı gerçekleştiğinde maalesef ki, Türkiye’nin konuya yaklaşımı o esnada Amerika’da olan Turgut Özal’ın talihsiz bir beyanatı ile başlamıştır. Özal Azerbaycan’da yaşananları kast ederek “Azerbaycanlılar, Anadolu’daki Türk halklarından daha çok İran’daki Azerilere yakındır. Onlar Şii, biz Sünniyiz” demiştir. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın tavrı, o dönemde neredeyse her kesim tarafından sert şekilde eleştirmiştir. Nitekim Özal da gelen tepkiler üzerine sözlerinin yanlış anlaşıldığını söylemek durumunda kalmıştır. Özal’a en büyük tepki de o dönem Azerbaycan Halk Cephesi Lideri olan Ebulfez Elçibey’den gelmiştir. Elçibey cevabında “Sayın Cumhurbaşkanı yanılıyor. Biz Şii de olsak önce Türküz” diyerek cevap vermiştir. Hürriyet Haber Ajansı Erzurum Bürosu’na teleksle geçtiği notta şöyle demiştir; “Biz laik milletiz. Dinci değiliz, din ayrı millet ayrıdır. Şii olduk; ama biz Türküz. Bizim Türkiye’den beklentimiz, Ermeniler karşısında verdiğimiz haklı mücadelemizi desteklemesidir.”[2] demiştir.

Turgut Özal’ın bu açıklamasına en büyük tepki ve Azerbaycan’a destek ise Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) Genel Başkanı Alparslan Türkeş’ten gelmiştir. Türkeş Kırşehir’de partisinin 71 il ve ilçe örgütü temsilcileri ile belediye başkanları ve MKYK üyelerinin katıldığı genişletilmiş istişare toplantısında “Azeri sorunu Türkiye’nin sorunudur. Türkiye tavrını açıkça ortaya koymalıdır” demiştir.[3]

Azerbaycan’da yaşanan 20 Ocak Katliamı karşısında Türk toplumunu adeta galeyana gelmiş ve İstanbul’dan Iğdır’a, Diyarbakır’dan, Ankara’ya ülkenin her yerinden Azerbaycan’a destek mitingleri yapılarak Sovyet rejiminin bu insanlık dışı zulmü kınanmıştır. Türkiye’deki ilk ve en organize miting İstanbul’daki 20 Ocak Katliamı’nı protesto gösterileridir. İstanbul’daki gösterilere yaklaşık 25 bin kişi katılarak Sovyetler Birliği’nin yaptığı katliam kınanmıştır.[4] Yine benzer şekilde, Ankara’da ve İstanbul Bakırköy, Beyazıt gibi çeşitli yerlerde de gösteriler tertip edilmiştir.

İstanbul’daki gösterileri organize eden ve Sovyetler Birliği’nin Taksim’deki Başkonsolosluğu’nun önünde mitinge gelenlere hitaben bir konuşma yapan TÜRKSAM’ın Kurucu Başkanı ve 24. Dönem Iğdır Milletvekili Dr. Sinan Oğan Sovyetler Birliği’nin Bakü’de yaptığı katliamı sert bir şekilde kınamış, Türkiye’yi bu katliamı durdurmak amacıyla daha aktif hareket etmeye çağırmıştır. Oğan’ın ifadelerine göre, Ankara’da düzenlenecek 20 Ocak Katliamı’nın protesto mitingi öncesi Muammer Aksoy’un öldürülmesinin zamanlamasının son günlerin tabiriyle “manidar” olduğunu belirterek asıl büyük mitingin ertelendiğini belirtmiştir.

Azerbaycan Türklerinin yoğun olarak yaşadığı Kars’ta ve o zaman Kars’ın bir ilçesi olan Iğdır’da yine 20 Ocak Bakü Katliamı protesto edilmiştir. Iğdır’da Sovyetlerin müdahalesi sonucu hayatını kaybeden Azerbaycan Türkleri için cenaze namazı kılınmıştır. Iğdır’da düzenlenen gösterilere yaklaşık 3 bin kişi katılmıştır, Iğdır’ın Aralık ilçesinde ise üç günlük yas ilan edilmiştir.

20 Ocak 1990 tarihinde Sovyet tankları, Bakü tarihin en büyük vahşetlerinden birisine imza atsa da Azerbaycan Türklerinin bağımsızlık ateşini söndürememiştir. Türk Dünyasının kara günlerden biri olarak hatırlanan 20 Ocak 1990 tarihi aynı zamanda büyük bir direnişin de gerçekleştiği gündür. 20 Ocak şehitlerinin bulunduğu Şehitler Hiyabanı işte bu mücadelenin anıtlaştığı yerdir.

Kara Ocak (Qara Yanvar) olarak hatırlanan 20 Ocak 1990 günü, dost ve kardeş ülke Azerbaycan’ın temelini atan vatansever şehitlerimize Allah’tan rahmet dileriz.


[1] SSCB Başkanlık Divanı

[2] Hürriyet, 21 Ocak 1990.

[3] Cumhuriyet, 21 Ocak 1990.

[4] Milliyet, 22 Ocak 1990.