Yıllardır değişik alanlarda olduğu gibi uluslararası ilişkilerde ve sorunlarda hep bir haritadan bahsedilir. Bu öyle bilindik kâğıt üstünde neyin nerede olduğunu gösterir bir harita değildi. Genellikle sorunlu konular için kullanılırdı. Bu sihirli sözün adı “Yol Haritası”ydı. Türkiye’de de birçok alanda kullanılmaktaydı bu sihirli sözcük ama bu kelimenin daha çok kullanıldığı alan uluslararası ilişkilerin sorunlu alanıydı. Örneğin Filistin Sorunu, Kıbrıs, Irak gibi konularda “Yol Haritası” sözü oldukça sıkça duyduğumuz bir tabirdi.

 

Türk Dil Kurumu sözlüğüne baktığımızda “Yol Haritası” sözü “Belirli bir konuda amaca ulaşmak için yapılması gereken işler bütünü” olarak tanımlanmaktadır. Özgür ansiklopedi Vikipedia’da da “Yol Haritası” sözü “Bir projenin fiili veya teorik hedefine ulaşabilmek için, yapılması gerekenleri öngören taslak, çizim şablonu veya sunuma verilen genel ad” olarak tanımlanmıştır.

 

Son olarak “Yol Haritası” kelimesini dün gece yarısı Türk dışişleri bakanlığı açıklamasından duyduk. 24 Nisan’a tam da bir gün kala 22 Nisan 2009 tarihinde gece yarısına doğru saat 23.55’te Türk Dışişleri Bakanlığından bir açıklama geldi. Açıklamada Ermenistan’la ilişkilerde “somut ilerleme sağlandığı, kapsamlı bir çerçeve üzerinde mutabık kalındığını ve bir yol haritası belirlendiğini” belirtiliyordu. Bu çerçevede Dışişleri açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

 

“Türkiye ve Ermenistan, İsviçre’nin (Parlamentosunda 2003 yılında 1915 yılı olaylarını soykırım olarak kabul etmiş bir ülkedir) arabuluculuğunda, ikili ilişkilerini normalleştirmek; iyi komşuluk ve karşılıklı saygı çerçevesinde geliştirmek ve bu suretle tüm bölgede barış, güvenlik ve istikrarı ileri götürmek amacıyla yoğun çaba göstermektedirler. İki taraf, bu süreçte somut ilerleme ve karşılıklı anlayış sağlamış ve ikili ilişkilerinin her iki tarafı da tatmin edecek şekilde normalizasyonu için kapsamlı bir çerçeve üzerinde mutabık kalmışlardır. Bu çerçevede, bir yol haritası belirlenmiştir. Üzerinde mutabık kalınan bu zemin, devam eden bu süreç için olumlu bir perspektif sağlamaktadır.”

 

Türkiye ile Ermenistan’ın üzerinde anlaştıklarını açıkladığı “Yol Haritası”na İsviçre’nin arabuluculuk yaptığı açıklandı. Aslında İsviçre iki ülke arasında Ağustos 2007'den bu yana Cenevre'de teknik düzeyde yapılan görüşmelere arabuluculuk yapıyordu. İsviçre’nin şimdi bu arabuluculuk girişimlerini sürdürdüğü görülmektedir.

 

Türkiye ve Ermenistan tarafının konunun detayları konusunda bilgi vermemek konusunda anlaştıkları ve her iki tarafın da (Türkiye ve Ermenistan) bu konuda son derece kararlı davrandığı görülmektedir. Bu anlaşmaya arabulucu olan İsviçre’nin de resmi açıklama dışında fazla bir bilgi vermediği de dikkat çekmektedir. Tarafların bu konunun detaylarının basına yansımasının farklı tartışmalara ve tepkilere sebep olmasından ve sonuçta bu tepkilerin anlaşmanın geneline zarar vermesinden çekindikleri anlaşılmaktadır.

 

Türkiye’nin gece yarısına doğru Türkiye tarafından açıklanan bu karara yönelik ilk tepkiler de gelmeye başlamıştır. Konunun birincil dereceli taraflarından birisi olan Azerbaycan’dan yapılan açıklamada Türkiye ile Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi için yürütülen görüşmelerin, Azerbaycan topraklarındaki işgalin sona ermesi süreciyle paralel yürütülmesi gerektiğini bildirilmiştir.

 

Konunun diğer tarafı olan Ermenistan Türk Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı kısa açıklamaya paralel ve yine kısa bir açıklama yapmıştır. Ermenistan içerisinden değişik tepkiler bulunmaktadır. Koalisyon ortağı bu açıklamaya tepki göstererek koalisyondan çekilebileceğini belirtmiştir. Ayrıca Taşnaksütyunun dün düzenlediği yürüyüşte Türk bayrakları yakılmıştır.

 

Atlantik ötesinden gelen açıklamada yol haritası konusunda sağlanan anlaşma konusunda memnuniyet ifade edilmektedir. Zira bu açıklama 24 Nisan öncesinde Barack Obama’nın elini güçlendirmiştir. Bu çerçevede Obama’nın 24 Nisan’da 1915 yılı olaylarını “soykırım olarak değerlendirmeyeceği ihtimali yükselmiştir.

 

Amerikan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Robert Wood, yaptığı yazılı açıklamada, Amerika Birleşik Devletleri'nin bu konudaki politikasının, uzun bir süredir, normalleşme sürecinin ön şartsız ve makul bir süre içinde gerçekleşmesi gerektiği yolunda olduğunu belirtilmiştir. Açıklamanın detayında ise şöyle denilmektedir: "Ermenistan ve Türkiye'nin, üzerinde mutabık kalınan çerçeve ve yol haritası doğrultusunda ilerlemelerini istiyoruz. İki hükümetle de normalleşme sürecinin desteklenmesi yolunda birlikte çalışmayı ve böylece tüm bölgede barış, güvenlik ve istikrarın geliştirilmesini bekliyoruz."

 

ABD’nin açıklamasından bu konudan memnuniyet duyduğu görülmektedir. Zira Barack Obama’nın 24 Nisan’da 1915 yılı olaylarını “soykırım” olarak adlandıracağına dair Ermeni seçmenlere verdiği sözden dönmek için eline güçlü bir bahane geçmiş oldu. Yalnız bu açıklamada dikkati çeken baka bir önemli husus daha vardı. Bu hususun “ön şartsız” ve “makul bir süre içinde” kelimeleri olduğu göze çarpmaktadır. Burada Türkiye’nin ön şartının Karabağ konusundaki ilerleme sağlanması olduğunu belirtmek gerekir. Yine süre konusunda da Türkiye’nin acele ettirildiği, zira 24 Nisan’da Obama “soykırım” demese bile Haziran ayı içerisinde Kongre’nin buna “soykırım” demesi ihtimali yüksektir. Nenci Peloci’nin bu gün (23 Nisan) yaptığı açıklamada “bu konuya soykırım demenin zamanı çoktan gelmiştir” demesi de bu konudaki endişeleri daha da artırmaktadır.

.

Bugün Başkan Obama’nın geleneksel 24 Nisan konuşmasında 1915 yılı olaylarına “soykırım” deyip demeyeceği hususu merak edilmektedir. Öyle anlaşılıyor ki, çok olağan dışı bir gelişme olmadığı takdirde Obama doğrudan “soykırım” kelimesini kullanmayacaktır. Bunun yerine Türkiye’de dediği gibi “bu konudaki görüşlerim değişmemiştir…” diye başlayan bir cümle kurup ardından önceki liderler gibi katliam v.s. gibi kelimelerden birisi kullanacaktır. Hatta Türkiye’deki imzacıların kullandığı Merts Egern – Büyük Felaket kelimesini de kullanabilir. Ancak Obama’nın bu yıl bu sözcüğü kullanmaması gelecek yıllarda kullanmayacağı anlamına gelmez. Kaldı ki, Haziran ayında Kongre’ye gelecek tasarının bütün bunlardan bağımsız olarak geçme ihtimali hala yüksektir. Bu sebeple sınırları açmak da burada yeterli olmayacaktır.

.

Rusya’dan “Yol Haritası” konusunda bu saate kadar resmi bir açıklama gelmese de bu ülkede de bu konuda önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan bugün (23 Nisan) Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Dmitri Medvedev’in daveti ile Moskova’ya gelerek görüşmelere başlamıştır. Sarkisyan’ın bu ziyareti planlanmış bir ziyaret değildi ve geçtiğimiz hafta benzer bir ziyaret yapan Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’in ziyareti sonrasında gerçekleştirilmiştir. Medvedev ile görüşen Sarkisyan görüşme sonrasında Rusya’nın Karabağ sorunu konusunda pozisyonu değişmediği için teşekkür ederiz diye bir açıklama yapmıştır. Oysa İlham Aliyev’le daha bir hafta önce görüşen Medvedev’in Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünden bahsetmesi Moskova’nın bu konudaki görüşlerinin değişebileceğine dair bir işaret olarak yorumlanmıştı. Bu endişelerin bir neticesi olsa gerek Sarkisyan bir taraftan Rusya’ya Karabağ sorunu konusunda pozisyonu değişmediği için teşekkür etmekte ve fakat diğer taraftan da Gürcistan’da yapılacak NATO tatbikatına katılmaya hazırlanmaktadır.

 

Rusya, 6 Mayıs-1 Haziran tarihleri arasında Gürcistan’da başlayacak olan NATO’nun eğitim tatbikatlarını bölgedeki en önemli provakatif eylemlerden birisi olarak tanımlayıp bölge ülkelerini katılmamaları konusunda uyarmasına rağmen Ermenistan bu tatbikata katılacağını açıklamıştır. Rusya’nın karşı çıktığı bu tatbikata Baltık ülkeleri ve Kazakistan katılmayacağını açıklamıştır. Yine hatırlatmak gerekir ki, Ukrayna daha karar veremezken Moldova ve Azerbaycan katılacağını açıklamıştır. Bu çerçevede bir başka gelişme bu hafta sonu Bulgaristan’da gerçekleştirilecek enerji (gaz) zirvesine Ermenistan’da muhtemel transit ülkesi olarak davet edilmiştir. En son ABD Başkan Yardımcısı Jeo Biden Sarkisyan ile telefon görüşmesi yapmıştır. Yarın Azerbaycan Savunma Bakanı Sefer Abiyev Türkiye’ye gelecektir. Bugün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başkan İlham Aliyev arasında telefon görüşmesi yaşanmıştır.

 

Tarafların Rusya ziyaretlerinde son dönemde gözle görülür bir artış yaşanırken bu konuda Türkiye’den hiçbir ziyaretin olmaması biraz garip kaçmaktadır. Türkiye ve Azerbaycan gibi iki kardeş ülkenin liderlerinin en son ne zaman karşılıklı ziyarette bulunduklarını hatırlamak için herhalde yazılı kaynaklara bakmak gerekecektir. Halbuki, böylesine önemli bir konu üzerinde görüşmeler yapılırken hem Türk liderlerin Bakü’ye ve hem de Azeri liderin Türkiye’ye gelmesi gerekirdi. Türkiye’den liderler bazında Azerbaycan’a ziyaret gerçekleştirilmemesi araya bazı soğuklukların girmesine sebep olmuştur. Bu sebeple vakit geçirilmeden Bakü’ye gidilmelidir.

 

Yukarıda bahsedilen bütün bu gelişmeler, ziyaretler ve açıklamalar Türkiye-Ermenistan sınırı ve bir bütün olarak Dağlık Karabağ konusunda önemli gelişmelerin arifesinde olduğumuz anlaşılmaktadır. “Yol Haritası” bu gelişmelerin neler olacağını ortaya koyacaktır. Demek ki, kapalı kapılar arkasında neyin, ne zaman, nasıl yapılacağı konusunda bir mutabakat sağlanmıştır. Ermenistan şimdiye kadar Türkiye’den sınırlarını açmasını istemekte ve/fakat bunun karşılığında herhangi bir adım atmaya yanaşmamaktaydı. Türkiye’nin ön şartı ise esas olarak Dağlık Karabağ sorununda bir gelişme yaşanmasını kapsamaktaydı. Bugün gelinen noktada yapılan açıklamalarda bir ön şarttan bahsedilmemektedir. Ancak yapılan açıklamanın niteliğine bakıldığında basit bir sınır açmadan öte bir paket konusunda anlaşıldığını göstermektedir. Aksi takdirde buna “Yol Haritası” değil de sınırların açılması denirdi. Burada sınırın açılacağından bir şüphe olmamakla beraber karşılığında Ermenistan’ın bazı taahhütlere giriştiği anlaşılmaktadır. Ancak bu taahhütlerin neler olduğu ve nasıl gerçekleştireceği bilinmemektedir. Ama ilk adımın “sınır açma” konusu olduğu da kesine yakındır. Burada şimdi sorulması gereken asıl konu şudur: Türkiye sınırları açtıktan sonra Rasmussen konusunda olduğu gibi Ermenistan Karabağ’da işgal ettiği topraklardan çekilmezse ne olacak? Batının verdiği garantiler Rasmussen garantileri gibi fos çıkarsa bozulacak Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini kim ve nasıl tamir edecek? Yaşayıp göreceğiz. Baskı altında alınan kararların ne kadar sağlıklı olduğunu tarihte defalarca gördük. Şimdi de farklı bir sonuç beklemiyoruz. 24 Nisan baskısıyla mutabakat sağlanan “Yol Haritası”’nın bir yol kazasına dönüşmesi bölgede tamiri oldukça zor sorunlara sebep olabilir, ama ümitsiz de olmak istemiyoruz…