2018 Rusya Dünya Kupası’nda çeyrek finallere gelinirken beklendiği üzere bazı müsabakalar salt futbolun dışına çıkarak siyasetten de beslendi. Aslında bu durum sporseverler için pek de sürpriz sayılmayacak kadar alışılageldik bir durumu ifade ediyor. Günümüzde spor devletlerin ulusal tezlerini ve kimliklerini tıpkı bir refleks kadar rahat ifade edebildikleri bir platform haline gelmiş durumdadır. Hele ki, Dünya Kupası gibi milyarlara varan seyirci kitleleriyle buluşan organizasyonlar kaçınılmaz bir şekilde spor ve siyasetin iç içe girdiği günler olarak karşımıza çıkmaktadır. Öyle ki, Falkland Adaları Krizi’nin gölgesinde oynanan 1986 Arjantin – İngiltere maçı veya iki ülke arasındaki sorunlu ilişkiler için yeni bir sayfa olarak tahayyül edilmiş olan 1998 ABD – İran maçı halen sporseverlerin zihnindeki özel yerlerini muhafaza etmektedir.

 

Bu bağlamda, 2018 Dünya Kupası’nı da farklı perspektiflerden analiz etmek mümkündür. Öncelikle turnuvanın Rusya’da düzenleniyor olması her ev sahibi ülke gibi Rusya’ya da uluslararası arenada büyük bir prestij kazandırmıştır. 2018 Rusya Dünya Kupası’nın açılış konuşmasını yapan Vladimir Putin vermiş olduğu mesajlarla da Rusya’nın bir süredir uluslararası arenada yıpranan imajını düzeltme yoluna gitmiştir. Bunun yanında, Rusya’nın turnuvada beklenenden çok daha iyi bir performans sergileyerek çeyrek finallere kalmış olması da genellikle uluslararası arenada sert güç (hard power) ile özdeşleşen Rusya’nın futbol vasıtasıyla  dış politika anlayışına bir şekilde yumuşak gücü (soft power) de adapte etme çabaları olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle SSCB dönemindeki büyük sportif başarıları özlemle arayan Ruslar için de bu turnuva adeta ulusal moral ekseninde bir dönüm noktası niteliği taşımaktadır.

 

İkinci olarak ise, her Dünya Kupası “3. Dünya” olarak adlandırılan Latin Amerika ve Afrika ülkeleri için çok büyük bir fırsat olarak değerlendirilmektedir. Az gelişmişlik bağlamında sayısız sorunla mücadele etmekte olan bu ülkeler spor da başarı elde ederek “kuzey-güney” ayrımında en azından sportif konularda kuzey karşısında üstünlük kurma ve uluslararası imajlarını düzeltme yoluna gitmeyi amaçlamaktadır. Özellikle adları narkotrafik ile özdeşleşen Kolombiya ve Meksika gibi Latin Amerika ülkeleri bu kötü imajlarını futbol ülkesi olarak anılarak düzeltmeyi hedeflemektedir. Bir diğer ifadeyle turnuvaya katılan bütün Latin Amerika ülkelerinin hedefi futbol ve yumuşak güç bağlamında yeni Brezilya, Arjantin ve kısmen de Uruguay olmaktır. Öte yandan bu ülkelerin toplumları da Dünya Kupası günlerinde, yaşamış oldukları problemli hayattan uzaklaşarak bir aylığına da olsa küresel sistemle bütünleşerek diğer güçlerle rekabet etmenin keyfini yaşamaktadır.

 

Şimdiye kadar, turnuva da oynanan maçlardan bir tanesi uluslararası politikanın futbol sahalarına yansıması olarak karşımıza çıktı. 22 Haziran 2018 Cuma günü oynan İsviçre ve Sırbistan arasındaki maç sadece futbolseverlerin değil FIFA’nın da “radarına giren” maç olarak yerini aldı. Aslında her iki ülkenin doğrudan aralarında herhangi bir problem bulunma da İsviçreli oyuncuların büyük kısmının Kosova/Arnavut asıllı olması bu maçın bir nevi Kosova-Sırbistan maçı olarak algılanmasına neden oldu. İsviçre’nin geri düştüğü maçta kendilerine galibiyeti getiren golleri Arnavut asıllı futbolcuları Granit Xhaka ve Xherdan Shaqiri’nin ayağından bulması ve bu oyuncuların da gol sevinçlerini elleriyle milli sembolleri olan “Arnavut kartalı” figürü yaparak kutlaması bir anda akıllara 2014’te oynanan olaylı Sırbistan-Arnavutluk maçını getirdi. Bu konuda tecrübeli olan FIFA iki futbolcunun da gol sevincini siyasi içerikli bularak Shaqiri ve Xhaka’ya 10 bin İsviçre Frangı, onları destekleyen İsviçreli futbolcu Lichtsteiner’e de 5 bin İsviçre Frangı para cezası verdi. Cezalar üç futbolcuyla sınırlı kalmadı ve maç sonrası açıklamalarından ötürü iki Sırp futbolcu daha para cezası aldı. Daha da ilginci ise dünya futbolunda örneği olmayan bir şekilde Kosova halkı aralarında para toplayarak bu futbolcuların cezasını ödedi. Bu durum uluslararası tanınma sorununu tam olarak çözememiş olan Kosova açısından da önemli bir kilometre taşı oldu.

 

Son tahlilde bu olaylar bir kez daha sporseverlerin aklına Simon Kuper’in meşhur kitabının adını getirmektedir: “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir.”