Türkiye’de 17 Aralık 2013 tarihinde aralarında bir banka genel müdürünün, ünlü işadamlarının ve üç bakanın oğlunun olduğu birçok kişinin gözaltına alındığı yapılan rüşvet ve yolsuzluk operasyonun sonrasında iç politikada büyük çalkantılar ve değişimler yaşanmış, söz konusu operasyon sonrasındaki söylemler Türkiye’nin dış politikasında da bazı sonuçlar doğurmuştur. Türkiye’de bakanların istifası, kabine değişikliği, emniyet müdürlerinin görevden alınması, bazı gazetecilerin işten atılmasının yanı sıra dış politikaya bakıldığında özellikle Türk – Amerikan ilişkileri yapılan karşılıklı açıklamalarla gergin bir hal almıştır.

 

İktidar partisi tarafından, 17 Aralık Operasyonu ile başlayan gelişmeler “uluslararası bir komplo” olarak nitelendirilmiş, yaşananların altında dış güçlerin olduğu ifade edilmiş ve süreç Gezi Parkı olaylarında kullanılan “faiz lobisi” söylemine benzer bir biçimde “Türkiye üzerinde oynanan bir oyun” algısı yaratılarak yürütülmeye çalışılmıştır. Meydana gelen olaylar,  İran’a uygulanan ambargonun Halkbank tarafından delindiği ve bunun bir karşılığı olarak “dış mihrakların” Türkiye’nin kötülüğü için başlattığı bir harekât olarak anlatılmıştır. ABD içerisinde İran’la ticaret yapılmasına sıcak bakmayan grupların olduğu doğrudur ne var ki, Halkbank Genel Müdürü Mustafa Arslan’ın geçtiğimiz yılki ifadelerinde ABD’nin yaşananlara müdahil olmadığı belirtilmiştir. Operasyon sonucu “zengin” kütüphanesindeki ayakkabı kutuları içerisinde 4.5 milyon dolar bulunan Halkbank Genel Müdürü Arslan, 2012 yılının başında bankanın yasa dışı faaliyet göstermediğini belirterek banka işlemlerinin durdurulması için ABD baskısının olduğunu yalanlamıştır.[1]

 

AKP – ABD Atışması

 

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Hükümetine yakın olarak bilinen bazı medya organlarında Amerika Birleşik Devletleri’nin Ankara Büyükelçisi Francis Joseph Ricciardone’nin 17 Aralık’ta bazı AB ülkeleri büyükelçileriyle yediği bir yemekte “Halkbank konusunu dile getirmiştik. Sonuç alamadık. Şimdi imparatorluğun çöküşünü izleyeceksiniz”[2] sözlerini sarf ettiği iddia edilmiştir. Sözler daha sonra Büyükelçi Ricciardone’nin Twitter hesabından “Böyle bir toplantı yapılmadığı gibi, haberlerde ortaya atılan iddiaların tümü tamamen yalan ve iftiradır.” diye yapılan bir açıklamayla yalanlanmış; fakat haberlerle ve demeçlerle oluşan gerilim havası devam etmiştir.

 

Erdoğan, Samsun’dan ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’ne “işinize bakın” mesajı gönderirken özellikle kuruluş yıllarında ABD ile yakın temaslar kuran ve sonrasında da bunu devam ettiren AKP’nin Genel Başkan Yardımcısı Süleyman Soylu tarafından yapılan açıklamalarda Ricciardone ile ABD sert şekilde eleştirilmiştir. Soylu, Ricciardone’ye bir “müstemleke valisi” olmadığını ve haddini bilmesi söylemiştir. Soylu’nun, Ricciardone’yi kast ederek “Yine kendisine şunu hatırlatmak isterim; yakın tarihte Amerika dünyanın her noktasında, Vietnam dahil, Afganistan dahil, Irak dahil, hatta Mısır'da girdiği kumpas dahil, yapmış olduğu rezilliklerin hâlâ tarihsel nemi kurumamıştır.”[3] sözleriyle ABD politikalarını da sert şekilde eleştirmiştir. Bu noktada, Süleyman Soylu’nun AKP içerisinde politika yapmadığı 31 Mart 2003 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla Wall Street Journal’da yayınlanan makalede ABD askerlerine atıfla kaleme alınan “ABD ile olan yakın işbirliğimizi devam ettirmeye kararlıyız. Cesur genç adamların ve kadınların evlerine en az kayıpla dönmelerini ve Irak’ta yaşanan acının en yakın zamanda bitmesini umuyor ve dua ediyoruz.”[4] sözleri, AKP’nin söz konusu yıllarda Irak işgali hakkındaki düşüncelerini birinci ağızdan açıkça göstermesi bakımından hatırlanmalıdır. Bu açıklamalar ayrıca, iki taraf arasındaki ilişkilerin nereden nereye geldiğini göstermesi bakımından manidar görünmektedir. 

 

Bu açıklamalar karşısında, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüleri Jen Psaki ve Noel Clay açıklamalarında Ricciardone’ye karşı alınan tavra karşı rahatsızlıklarını belirtmiştir. Hürriyet’e bilgi veren üst düzey bir Amerikan Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, “Biz tansiyonu yükseltmek istemiyoruz. Bunun sonuçları olur” diyerek ikili ilişkilerin bundan göreceği zarara da vurgu yapmıştır.[5] Bir diğer deyişle, ABD’li yetkililer Türkiye’ye aba altından sopa göstermiştir. Türk Dışişleri Bakanlığı ise bu süreçte AKP-ABD arasındaki gerilimin Türkiye-ABD arasında bir gerilime dönüşmemesi için gerilimi kontrol etmek adına adımlar atmaya gayret göstermiş ve büyükelçinin yalanlamasının kurum için yeterli olduğunu söylemiştir. ABD basını ise süreçte Erdoğan’ın zorda kaldığında “geleneksel” stratejisine dönerek dış güçleri sorumlu tuttuğundan bahsetmiş, bu durumda ise günah keçisi olarak ABD’nin belirlendiğini ifade etmiştir.

 

ABD ve hükümet arasındaki gerginlik, son dönemde söz konusu operasyonla gün yüzüne çıksa da iki tarafın ortak paydaları giderek azalmaktadır. Öte yandan bu olay, Ricciardone üzerinden son yaşanan ilk gerilim değildir. Bu yıl şubat ayında, Türk Dışişleri tarafından ABD Büyükelçisinin Türkiye’deki tutukluluk sürelerine ilişkin açıklamaları yine Türkiye’nin iç işlerine müdahale şeklinde algılanmış, kendisi Dışişleri Bakanlığı’na çağrılmıştır. Gezi Parkı protestolar sürecinde de ABD’nin Türkiye’ye “telkinleri” devam etmiştir. Yine benzer şekilde, Erdoğan ile ABD Başkanı Barack Hussein Obama’nın ABD’de bir araya geldikleri zaman, bazı konularda farklı düşündükleri görülmüştür. (Bu konuyla ilgili “ABD ve Türkiye Arasındaki Farklılıklar Bağlamında Başbakan Erdoğan’ın Ziyareti” başlıklı yazımıza daha detaylı bilgi almak isteyenler http://www.turksam.org/tr/a2860.html adresinden ulaşabilir.) Ne var ki, ABD ve Türkiye arasındaki müşterek düşüncelerin zayıflaması 17 Aralık Operasyonu’ndan ve Halkbank üzerinde İran ile ticari ilişkiler kurulmasından daha fazlası ile alakalıdır.

 

Bir Modelin Sonuna Mı Geldik?

 

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurulduğu yıllarda ABD’de George Walker Bush’un başkanlık koltuğunda oturmakta ve çevresinde Neo-con bir ekibin etkinliği söz konusuydu. Türkiye’de 90’lı yılların sonundaki siyasi atmosferde de Kemalizm, Milli Görüş ve Türk milliyetçiliği ABD’nin bölge tasavvurlarıyla bire bir eşleşmemekteydi. Dünyada, 11 Eylül saldırıları İslam karşıtlığı artarken, İsrail karşıtı milli görüş gömleğinde sıyrılmış “yenilikçi” ve aynı zamanda muhafazakar bir ekip ABD’deki muhafazakar ekibe sıcak gelmiştir. 2000, 2001 yıllarında Erdoğan’ın ABD ziyaretleri sonucu iki taraf arası yakınlaşma artmıştır. ABD bu dönemde küreselleşme sürecini destekleyen, özelleştirmeyi bir felsefe olarak benimseyen, serbest piyasa ilkelerine derinden bağlı, devletçiliğe karşı olan, insan hakları ve demokratikleşme söylemine sahip, “Kürt sorununda” uzlaşmacı olabilen, AB üyeliğini amaçlayan, muhafazakar olan ama hem İsrail hem de Müslüman ülkelerle iyi ilişkileri olan bir siyasi hareketle çalışmayı tercih edecektir.[6] Bu noktalar üzerinden yürüyen AKP iktidarı 2007 seçimlerinden de birinci olarak çıkmıştır. 22 Temmuz 2007 seçimlerinden sonra Türkiye artık devrim ihraç edebilir ülke statüsüne yükselmiştir. Ilımlı İslam modelli “Turuncu Ampul Devrimi” Ortadoğu’ya ihraç edilebilir kıvama gelmiştir.[7] ABD tarafında ise Bush’tan sonraki Obama yönetimi de bölgede Türkiye’yi ön plana çıkarmış, ilk ziyaretini Türkiye’ye yaparak “model ortaklık” vurgusu ilişkilerin ana teması haline gelmiştir.

 

ABD bir taraftan Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) ile bölgeye yönelirken Türkiye’de özellikle Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Neo-Osmanlıcılık fikri altında Orta Doğu politikalarına hız vermiştir. Projenin resmen ortaya atıldığı Sea Island’daki (ABD) toplantıya Mısır, Suudi Arabistan gibi, önemli Orta Doğu ülkeleri katılmazken, Erdoğan toplantıya katılarak Türkiye’nin projedeki yerini resmileştirmiştir. Dışişleri Bakanlığının İslam ülkeleri arasında tepki yaratılmasından çekindiği için doğrudan “model” tanımlaması yerine “esin kaynağı” ya da resmi adıyla “demokratik ortak” statüsünü Türkiye, İtalya ve Yemen ile birlikte üstlenmiştir.[8] ABD ve Türkiye, Orta Doğu bu şekilde birleşmiştir. Türk dizileri bölgede büyük hayranlık uyandırmış, “one minute” krizi Erdoğan’ın siyasi karizması pekiştirmiş, bölgede Türkiye’ye sempati artmaya başlamış ve Arap Baharı sonrası dönüşümde de “Türkiye modeli” cazip bir model haline gelmiştir. AKP benzeri partiler, Orta Doğu’da ve Kuzey Afrika’da kurulmaya başlanmıştır. Projenin ilk aşamalarında zaten Türkiye, bu proje içerisine dahil olmuştur. AKP ile ABD arasında yaşanan gerginliğin altında yaşanan sıkıntının temelinde tam olarak şimdi AKP modeline artık ihtiyacın giderek azalması yatmaktadır.

 

Gezi’den ve 17 Aralık’tan Daha Fazlası…

 

İki ülke arasında özellikle Orta Doğu’da olan dış politika tercihleri farklılaşmaya başlamıştır. Arap Baharı süreci Suriye’de takılmış ve süreç büyük bağlamda tamamlanmıştır. Arap Baharı ile yaşanan değişimler süresince Türkiye, Libya’da değişimde Fransa’nın gerisinde kalmıştır. “NATO’nun Libya’da ne işi var?” ifadesinden sonra NATO müdahalesinde Türkiye’nin de yer alması Libya içerisinde yeni düzende öncü pozisyon almasını da zorlaştırmıştır. ABD, Libya’da ilk muhatap olarak Türkiye’yi değil, Fransa’yı tercih etmiştir.

 

Mısır’da Mübarek rejiminden sonra Muhammed Mürsi’nin koltuğu devralmasıyla Türkiye’nin desteklediği taraf kazanmış ne var ki, 2013 yılı içerisinde yaşanan General Abdülfettah Sisi’nin başını çektiği askeri darbe Türkiye’nin Mısır’daki hesaplarını alt üst etmiştir. Rabia ile Adevviye Meydanı’ndan yana net şekilde bir tavrını ortaya koyan Türkiye’nin mevcut rejimle ilişkileri sıfıra inmiştir. ABD’nin Mısır politikasına bakıldığında ise bir şekilde askeri rejimle irtibata geçildiği görülmektedir.

 

Suriye’de yaşananlar ise yine Türkiye’nin dış politikasındaki ABD ile ayrı bakışı göstermiştir. Suriye’de yavaş yavaş Devlet Başkanı Beşar Esad’lı çözümlerin gündeme gelmesinin ve ABD’nin buna uzak durmamasının yanı sıra Türkiye, Mısır’da olduğu gibi Esad karşıtı tutumuna devam etmektedir. Esad’ı kolay kolay düşmeyeceği anlaşıldığında Türkiye örneğinin de atıl kaldığı Suriye’de görülmektedir.

 

Mavi Marmara olayından sonra İsrail ile siyasi bağlamda kötüleşen ilişkilerinin yanında Türkiye, Filistin sorununun çözülmesinde etkin bir arabulucu olma şansını da kaybetmeye başlamıştır. 2012 yılında Mısır’ın arabuluculuğuyla Gazze’deki çatışmaların çözüme bağlanması ile kargaşa içerisinde olsa Mısır’ın bölgedeki etkinliğini göstermesi bakımından önemlidir. Birçok ülkede yeni yönetimlere geçişin yaşanması; ama Arap Baharı dalgasının İran’a uzanmaması, Mısır’ın Orta Doğu’da içerisinde bulunduğu sıkıntılara rağmen hala belirgin bir odak olması, ve İran’ın Batı’ya karşı olan tutumundaki yumuşama, Türkiye’nin etkisini azaltırken, modellik ihtiyacını da azaltmıştır. Gelinen noktada, Türkiye’nin, model olduğu Orta Doğu’da üç ülkede büyükelçisi bulunmazken, Türkiye’nin model olmasını isteyen ABD’nin büyükelçisi ile problem yaşamaktadır. Tek başına bu durum bile dengelerin artık sarsılmaya başladığına ilişkin bir portre çizmektedir.

 

Değerlendirme

 

Türkiye’de Gezi Parkı olayları ve 17 Aralık operasyonu başta olmak üzere yaşanan olayların dış boyutu özellikle son dönemde “komplo” üzerinde oluşturulmaya çalışılsa da Türkiye ile ABD arasındaki son dönemdeki farklılaşmaya daha geniş bir perspektiften bakmak elzemdir. Tabii ki, Türkiye’nin içişlerine karışılmasının kabul edilebilir bir durum olmadığı bu noktada altı çizilerek söylenmelidir.

 

AKP, bir yandan tabanını sıkı tutmak için Türkiye’deki ABD karşıtlığından yararlanmak istemektedir. Özellikle, Gezi Parkı’nda halkın demokratikleşme taleplerini yurtdışındaki güçlerin Türkiye’yi karışmak için düzenlediği olaylar olarak kamuoyuna anlatmaya çalışan AKP Hükümeti, 17 Aralık Operasyonu’nda da yolsuzlukların üzerine gitmek yerine bunu AKP’yi yıkmak için yapılan bir plan olarak görmüştür. ABD Büyükelçisi Ricciardone’nin daha sonradan yalanladığı sözleri de kullanılarak, “dış mihraklar” olgusu perçinlenmeye çalışılmıştır. Yaşananların hükümet-cemaat arası bir çekişme olduğu, Fetullah Gülen’in şu anda Pensilvanya’da yaşaması gibi durumlar da bu bağlamda ABD’nin işin içinde olduğu şeklinde kamuoyunda bazı kesimlerce yorumlanmaktadır. Erdoğan’ın Gezi protestolarındaki stratejisi 17 Aralık sürecinde devam etmiştir. Havaalanı karşılamaları, sosyal medyada kendi gençlik gruplarının seferber edilmesi, söylemsel benzerliğin yanındaki benzer taktikler olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Kemalist gruplardan ziyade 2000’lerin başında artık Türkiye ile ilişkilerini “ılımlı İslam” üzerinden götüren ABD ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) arasındaki görüşmelerin son dönemde artışı dikkat çeker bir unsur olmuştur. Bu bağlamda “ılımlı Kemalizm” tartışmalarına şahit olacak mıyız sorusunun cevabını ilerleyen günlerde hep birlikte göreceğiz. Bütün bunların yanında, ABD’nin AKP ile arasındaki ilişkilerin eskisi gibi olmamasında bunlardan daha büyük bir etken Arap Baharı’nda Türkiye’nin modellik ihtiyacının artık sona yaklaşmasıdır.

 


[1] Turkey's Halkbank To Handle Iran Payments So Long As Legal, http://www.todayszaman.com/news-269633-turkeys-halkbank-to-handle-iran-payments-so-long-as-legal.html, Erişim Tarihi: 27 Aralık 2013.

[2]ABD Elçisi: Halkbank İçin Uyarımız Sonuçsuz Kaldı İmparatorluğun Çöküşünü İzleyeceksiniz, http://haber.stargazete.com/politika/abd-elcisi-halkbank-icin-uyarimiz-sonucsuz-kaldi-imparatorlugun-cokusunu-izleyeceksiniz/haber-819016#ixzz2ocQbKdWv, Erişim Tarihi: 26 Aralık 2013.

[3] Soylu‘dan Ricciardone Eleştirisi, http://www.aksam.com.tr/siyaset/soyludan-ricciardone-elestirisi/haber-270628, Erişim Tarihi: 26 Aralık 2013.

[4] My Country Is Your Faithful Ally and Friend, http://online.wsj.com/news/articles/SB104907941058746300, Erişim Tarihi: 26 Aralık 2013.

[5] ABD: Tansiyonu Yükseltmek İstemiyoruz, Bunun Sonuçları Olur, http://www.hurriyet.com.tr/dunya/25430778.asp, Erişim Tarihi: 26 Aralık 2013.

[6] İlhan Uzgel, “ABD ve NATO’yla İlişkiler”, Bakın Oran (ed.), Türk Dış Politikası Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Cilt III, 1. Baskı ,İstanbul, İletişim Yayınları, 2013, s. 255.

[7] Turuncu Ampul Devrimi Artık Ortadoğu'ya İhraç Edilebilir, http://www.turksam.org/tr/yazdir1319.html, Erişim Tarihi: 27 Aralık 2013.

[8] İlhan Uzgel, Dış Politikada AKP: Stratejik Konumdan Stratejik Modele, AKP Kitabı: Bir Dönemin Bilançosu, 2. Baskı, 2010, Phoenix Yyınları, Ankara, s. 369.