Dünya basınında 15 Şubat 2018 tarihinde öne çıkan başlıklar ve uluslararası ilişkilerdeki sıcak gelişmeler…

 

Köln Polisinden NAV-DEM'e Gösteri Yasağı

Almanya'da PKK'ya yakın kuruluşların çatı örgütü olarak kabul edilen ancak yasaklı olmayan NAV-DEM'in gösterilerine artık izin verilmeyeceği bildirildi. Köln polisi PKK bağlantısı gerekçesiyle iki gösteriyi yasakladı.

Almanya'nın Köln kentinde Kürt derneklerin geçen Cumartesi yapmayı planladığı protesto gösterisine izin vermeyen Köln Emniyet Müdürlüğü, Perşembe için planlanan iki gösteriyi de yasakladı.

Köln Emniyet Teşkilatından yapılan açıklamada, gösteriler için başvuruda bulunan Köln ve Leverkusen kentlerinden iki ayrı Kürt dernekle yapılan ön görüşmelerde, başvuruların Almanya Demokratik Kürt Toplum Merkezi (NAV-DEM) adına yapıldığının saptandığı belirtildi.

Açıklamada yasağa gerekçe olarak, "Almanya'da terör örgütü olarak sınıflandırılan PKK'ya bağlılığı simgeleyen yasaklı bayrak ve sembollerin kullanılması ve bu şekilde suç eylemleri ve ihlallerin gerçekleşmesi beklentisi" gösterildi.

Köln Emniyetinin açıklamasında yasak kararlarına karşı hukuki yollara başvurulabileceği de kaydedildi.

Alman iç istihbaratı Anayasayı Koruma Teşkilatı'nın PKK ile bağlantılı kuruluşların çatı örgütü olarak nitelendirdiği NAV-DEM'in 27 Ocak'ta Köln'de düzenlediği protesto gösterisi, PKK lideri Abdullah Öcalan posterlerinin polisin defalarca yaptığı uyarılara rağmen kaldırılmaması üzerine dağıtılmıştı. NAV-DEM polisin gösteriyi sona erdirmesini eleştirerek, Öcalan bayraklarının taşınmasını "meşru olmayan bir yasağa karşı sivil itaatsizlik eylemi" diye nitelendirmişti.

"NAV-DEM Gösteri Hakkını Yitirdi"

Köln polisinin 15 Şubat'ta planlanan iki gösteriyi yasaklamasının ardından NAV-DEM'den yapılan açıklamada Alman hükümeti "Erdoğan'a boyun eğmek" ve "ülkedeki ikinci büyük göçmen grubuna siyasi faaliyet yasağı getirmekle" suçlandı.

Açıklamada Köln polisinden kendilerine iletilen bildirimde yasağın, "NAV-DEM'in PKK'nın uzantısı olduğu ve bu nedenle kamusal alanda toplantı ve gösteri düzenleme hakkını yitirdiği" şeklinde gerekçelendirildiği kaydedildi.

NAV-DEM Eş Başkanı Ayten Kaplan, yasağın Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım'ın Almanya ziyareti öncesine denk gelmesinin tesadüf olmadığını savunarak, "Bu demokratik olmayan yasak politikası karşısında boyun eğmeyeceğiz ve buna karşı hukuki girişimlerde bulunacağız" dedi.

Kaplan Köln polisinin kendilerine, söz konusu yasak kararlarının İçişleri Bakanlığı'ndan gelen yeni bir talimat üzerine alındığını bildirdiğini de kaydetti. Ayten Kaplan, polise gösteri için izin başvurusu yapan Kölnlü Kürt derneğin, "bir daha gösteri için başvurmalarına gerek olmadığı, diğer başvuruların da reddedileceği" yanıtını aldığını belirtti.

(Deutsche Welle Türkçe, 15 Şubat 2018)

 

Telegraph Köşe Yazarı: İngiltere Türkiye Gibi AB ile Gümrük Birliği Anlaşması Yapmamalı

The Daily Telegraph gazetesinin köşe yazarı Nick Timothy, İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden (AB) ayrılmasının (Brexit) ardından Türkiye ile olduğu gibi bir Gümrük Birliği anlaşmasının yapılmaması gerektiğini yazdı.

Timothy, bugün yayınlanan köşe yazısında Monaco dışında AB üyesi olmayan hiçbir ülkenin Gümrük Birliği'ne taraf olmadığını belirten Timothy, Norveç'in de Ortak Pazar'a dahil olduğunu anımsattı.

Timothy, Türkiye'nin durumunu ise şu satırlarla değerlendirdi:

"Türkiye'nin AB ile kısmi bir Gümrük Birliği bulunuyor. Bu, Ankara'nın Avrupa Birliği bir ülke ile serbest ticaret anlaşması (STA) yapmadan hiçbir ülke ile STA yapamaması anlamına geliyor.

"AB diplomatları STA imzaladıkları ülkenin hem AB hem Türkiye pazarına erişimini sağlarken, Türkiye'nin o ülke pazarına erişimi anlaşmada yer almıyor.

"Bu yüzden Ankara AB'nin STA imzaladığı bir ülke ile masaya oturduğunda elinde hiçbir koz olmuyor.

"AB'nin STA imzaladığı Cezayir, Meksika, Güney Afrika gibi ülkelerle Türkiye'nin STA imzalayamamasının nedeni bu."

Nick Timothy, İngiltere'nin başına da aynı şeyin gelmemesi için Gümrük Birliği'ne üye olmaması gerektiğini, bunun yerine Avrupa Birliği ile kapsamlı bir serbest ticaret anlaşması imzalamanın en doğru yöntem olacağını savundu.

(BBC Türkçe, 15 Şubat 2018)

 

Pentagon, Suriye Hükümeti Yanlısı Güçlere Saldırının Ayrıntılarını Açıkladı

ABD Hava Kuvvetleri Merkez Komutanlığı Komutanı Harrigian, Suriye hükümeti yanlısı güçlere düzenledikleri hava saldırısını 'nefsi müdafaa' diye savundu. Rus güçlerini telefonla uyardıktan sonra saldırdıklarını söyleyen Harrigian, bombardımanda B-52, F-15E, AC-130 uçakları, AH-64 Apache helikopterleri ve İHA'ların yer aldığını duyurdu.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), 8 Şubat'ta Suriye'nin doğusunda hükümet yanlısı güçlere düzenlediği hava saldırısının detaylarını açıkladı

ABD Hava Kuvvetleri Merkez Komutanlığı Komutanı Jeffrey Harrigian, Suriye hükümeti yanlısı güçleri vurdukları hava saldırısında B-52 uzun menzilli stratejik bombardıman uçaklarını da kullanıldıklarını belirtti.

‘Esad Yanlısı Güçler Yoğun Ateş Eşliğinde DSG’ye İlerledi’

Harrigian'a göre ilkin Esad yanlısı güçler ABD destekli Demokratik Suriye Güçleri'ne (DSG) top, tankçı ve çok namlulu rokatatar ateşi açarak saldırdı, tabur büyüklüğündeki grup bu ateşin koruması altında DSG'ye doğru ilerlemeye çalıştı.

‘Bizim Kışkırtmadığımız Saldırı’

Harrigian, bunun üzerine 'kendilerinin kışkırtmadığı' saldırıdan haberdar etmek için derhal 'çatışmasızlık' telefon hattından Rusları aradıklarını söyledi.

‘Düşman Güçleri Yok Edin Emri’

Korgeneral, telefon görüşmesinin ardından, ABD öncülüğündeki koalisyonun yetkililerinin 'düşman güçleri yok etmek' üzere hava saldırıları düzenlenmesine onay verdiğini aktardı.

Hava Filosunda Yok Yok

ABD'li komutan, Amerikan karşı saldırısına B-52 stratejik ağır bombardıman uçakları, F-15E Strike Eagle savaş uçakları, yakın hava desteği veren AC-130 uçakları, MQ-9 Reaper insansız hava araçları ve AH-64 Apache savaş helikopterlerinin katıldığını sıraladı.

Harrigian, "Düşman güçler yönünü batıya dönüp geri çekildiğinde saldırıyı durdurduk" dedi.

(Sputnik Türkiye, 15 Şubat 2018)

 

Türkiye ABD'ye 76 Sayfalık ‘Afrin’de Geri Adım Yok’ Mesajı Verecek

ABD’nin Türkiye’ye verdiği taahhütlere rağmen Suriye’de PKK/PYD silahlandırması ve 30 bin kişilik ordu kurma girişimleri üzerine başlatılan Zeytin Dalı Harekâtı sürerken, iki ülke arasında bugün kritik bir görüşme gerçekleşecek. ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson bugün Ankara’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile görüşecek. Ankara büyük önem verdiği bu görüşme öncesi Tillerson’a sunulacak dosyalar hazırladı. Dosyalar ABD’nin tutmadığı vaatleri bir bir ortaya koyuyor ve Türkiye’nin Suriye’de geri adım atmayacağı mesajını veriyor.

Ankara Önerilere Soğuk

Tillerson, Ankara’ya gelmeden önce Afrin’e ilişkin önerilerini iki ayrı kanaldan iletti. Ancak Ankara, Suriye iç savaşının en başından bu yana verdiği sözleri yerine getirmeyen ABD’ye ve önerilerine mesafeli. Türkiye, 7 yıldır Suriye’de bir güvenli bölge oluşturulmasını öneriyor ancak destek görmüyordu. Fırat Kalkanı Harekâtı’ndan sonra Afrin operasyonu ile birlikte sahada çözüm önerileri tek tek gelmeye başladı. Fırat Kalkanı operasyonu süresince ABD’den gelen 3 öneriye sıcak bakmayan Ankara, son 10 gün içinde, Türkiye’nin harekâtını sonlandırma amacıyla dile getirilen önerilere de mesafeli durduğunu Washington yönetimine iletti. Afrin operasyonu sürecinde Türkiye’yi orta ve uzun vadede denklemin dışında bırakacak hiçbir öneriye onay vermeyecek.

Kriz Konuları 3 Ayrı Dosyada

Gazete Habertürk'ten Çetiner Çetin'in haberine göre Tillerson’un Ankara temasları sırasında kendisine 3 bölümden oluşan 76 sayfalık bir rapor sunulacak. Raporun ilk bölümünde Türkiye-ABD ilişkilerinde son 2 yıldan bu yana yaşanan krizlere (FETÖ, Halkbank vb.) Ankara’nın duruşu özetleniyor. İkinci bölümde ise Ankara- Washington yönetimleri arasında 7 yıl süre ile Suriye başlıklı 43 üst düzey toplantıda ABD yönetiminin, Rakka operasyonunda kullanılan silahların PKK/PYD’den geri alınması gibi verdiği taahhütler ve bunlara bağlı olarak yerine getirilmeyen sözler sıralanıyor. Üçüncü bölümde ise PKK ile YPG arasındaki organik bağlar ortaya konuyor.

3 Örgüt Yöneticisinin İtirafı

PKK/PYD’den üst düzey yönetimde yer almış 3 isimden alınmış ifadeler de bu iki örgütün bağlarına kanıt olarak dosyada yer alacak. Bu ifadeler sadece örgütlerin bağlantısını değil, örgütü ABD istihbaratı ve özel güvenlik şirketleri ile olan ilişkilerini de ortaya koyuyor. İfadelerde PYD-YPG’ye ABD silahlarının teslimi sürecine ilişkin tüm ayrıntılar dile getiriliyor. Güvenlik kaynakları, ABD’li bakanın Türkiye’ye verilen sözler dikkate alındığında karşı bir argüman ileri süremeyeceğini savunuyor. Zira kaynaklar Tillerson’a bazı hususların doğrudan sözlü olarak iletileceğini ifade ediyor.

ABD Ne Öneriyor?

Ankara ’daki kaynaklar ABD’nin önerilerinin ardından YPG’nin ABD’yi “Afrin’de yardım görmezlerse Fırat’ın doğusundaki operasyonlarını durdurmakla” tehdit etmesinin etkili olduğunu düşünüyor. ABD, Zeytin Dalı Harekâtı’nı durdurmak için Türkiye’ye;

– Sınırda 8 kilometre derinliğinde bir güvenli bölge oluşturulması,

– Afrin’de PKK/YPG’nin etkin olmadığı, 4 koalisyon üyesi ülke denetiminde bir çatışmasızlık bölgesesi oluşturulması,

– 19 bin PKK/YPG teröristinin 30 gün içinde Afrin’i terk etmesini önerdiği belirtiliyor.

‘Türkiye’siz Güvenli Bölge’ Teklifi

ABD’nin PKK/PYD teröristlerinin Afrin’i terk edebilmesi için önerisi ise Afrin’in güneydoğusunda bir koridor açılması. ABD yönetimi bunun için Türkiye’den Zeytin Dalı Harekâtı’nı Afrin’in kuzey ve doğu kırsalı ile sınırlı tutmasını bekliyor. Öneriye göre, PKK/ PYD teröristleri Afrin’den çıktıktan sonra ise bir çatışmasızlık bölgesi ilan edilecek. Ancak bu çatışmasızlık bölgesinin denetimi 4 koalisyon ülkesinin temsilcilerinde olacak, Türkiye ve İran ise bu öneriye kesinlikle sıcak bakmadığını muhataplarına iletti.

PKK’nın Sivil Yönetim Kurması Planına Ret

ABD’nin Ankara’ya sunduğu ikinci planında ise Zeytin Dalı Harekâtı’nın durdurulmasının ardından Afrin’de PKK/ PYD’nin silahsızlandırılması ve kent güvenliğinin ABD tarafından sağlanması planlanıyor. Güvenlik dışında kent yönetimi ise PKK/YPG’nin ‘sivil unsurlarına’ bırakılıyor. Türkiye, kentin PKK’dan arındırılmadan ve PKK’nın tüm hücrelerinin kentte çökertilmeden kent merkezinde normalleşmenin olmayacağını kesin bir dille ABD’ye bildirdi.

(Habertürk, 15 Şubat 2018)

 

ABD Suriye’deki Müttefiklerini Nasıl Satın Alıyor?

ABD önceliğindeki koalisyonun Suriye’nin Deyr ez-Zor bölgesinde hükümet yanlısı güçlere saldırısını değerlendiren siyaset uzmanı Dmitriy Yevstafyev, ABD’nin Suriye’deki petrol üretimi üzerindeki kontrolü ele geçirmek istediğini belirtti.

Sputnik'e konuşlan Yevstafyev, ABD'nin Suriye'de öncelikle bölgeyi istikrarsızlaştırma imkanını aradığını belirterek bu konuda şu değerlendirmede bulundu:

"Bunun için ekonomik temele, paraya, müttefiklere ihtiyaç var. Ama ABD bu müttefikleri şimdi sadece parayla satın alabilir, bölgede gayri ticari hiçbir partner bulamaz. Gelecekte istediği gibi kullanabileceği müttefikleri satın almak için bazı önemli varlık ve toprakları kontrol etmesi gerekir. ABD'nin şimdi yaptığı tam da bu. Sonuçta ABD bu oldukça açgözlü müttefiklerini ebediyen kendi bütçesinden besleyemez. Zira bu müttefikler bugün bağlılığını gösteriyor ama yarın yüzünü başka yöne çevirebilir. Bu yüzden elbette, kontrolleri altındaki petrol boru hatlarını, petrol alanlarını her türlü koruyacaklar ve bu alanlara her türlü sızmalara çok hassas tepki verecekler, bazen uygunsuz ve her zaman sert tepki verecekler."

(Sputnik Türkiye, 15 Şubat 2018)

 

ABD ve Rusya'dan BMGK'de Suriye Atışması

ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Nikki Haley, Rusya'nın Suriye'de gerçek bir barış için rejim üzerindeki ağırlığını kullanmasının zamanı geldiğini söyledi. Buna karşılık Rusya'nın BM Daimi Temsilcisi Vassily Nebenzia ise sürekli Rusya'dan taleplerde bulunulduğundan şikayet ederek, ABD ve müttefiklerinin muhalifler üzerindeki ağırlığını kullanmasını ve şiddeti engellemesi gerektiğini belirtti.

BM Güvenlik Konseyi'nde Suriye'deki son gelişmelerin görüşüldüğü oturumda konuşan Haley, rejim, İran ve Hizbullah'ı ''sorumsuz ve tehlikeli gündemleriyle'' Ortadoğu'yu istikrarsızlaştırmakla suçladı.

İran'ın ''Lübnan, Irak ve Afganistan'dan Suriye'ye savaşçı gönderdiğini'' belirten Haley, rejim Doğu Guta'da kendi halkını açlığa terk edip okul ve hastaneleri vururken, İran ve Hizbullah'ın da bu suçlara ortak olduğunu ifade etti.

Rusya'ya da eleştiriler yönelten Haley, çatışmasızlık bölgelerine rağmen hava saldırılarının, bombardımanın ve kimyasal silah kullanımının devam ettiğini söyledi.

Haley, ''Rusya'nın Suriye'de gerçek bir barış için rejim üzerindeki ağırlığını kullanmasının zamanı geldi.'' diye konuştu.

ABD'nin, Suriye'de rejim yanlısı güçleri vurmasını ise ''kendini savunma'' olarak nitelendiren Haley, BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura tarafından oluşturulacak anayasa komitesine ilişkin de hiçbir ülkenin komitenin oluşturulmasında BM'nin kararına karşı çıkmaması gerektiğini vurguladı.

Rusya'nın BM Daimi Temsilcisi Vassily Nebenzia ise sürekli Rusya'dan taleplerde bulunulduğundan şikayet ederek, ABD ve müttefiklerinin muhalifler üzerindeki ağırlığını kullanmasını ve şiddeti engellemesi gerektiğini söyledi.

Nebenzia, ''Suriye'deki siyasi süreç dış baskılardan arınmış olmalı.'' dedi.

Fransa'nın BM Daimi Temsilcisi François Delattre ise Suriye'de artan askeri gerginliğin ''büyük bölgesel ve uluslararası bir krize'' neden olabileceği konusunda uyardı.

Delattre, artan gerginlik kontrolden çıkmadan önce Suriye'de acilen insani ateşkes sağlanması çağrısında bulundu.

Öte yandan BMGK, İsveç ve Konsey'in şubat ayı dönem başkanı Kuveyt tarafından sunulan 30 günlük insani ateşkes talep eden bir tasarıyı değerlendiriyor.

(NTV Haber, 15 Şubat 2018)

 

Suriye'de ABD 'Rus Paralı Askerlerini Öldürdü' İddiaları Hakkında Bilinenler

BBC, Rus özel güvenlik şirketleri ya da yapılarına mensup paralı askerlerin 7 Şubat'ta Deyr ez Zor yakınlarındaki bir ABD hava saldırısında ölenler arasında bulunduğu iddialarını araştırdı.

BBC Rusça Servisi'ne konuşan kaynaklar, geçen hafta yaşanan ABD bombardımanı sırasında ölenlerden en az ikisinin Rus savaşçılar olduğunu söylediler.

Bu kişilerin, Suriye'de hükümeti destekleyen özel güvenlik şirketlerine bağlı paralı askerler olduğu ifade edildi.

Conflict Intelligence Team (CIT) adlı bağımsız ve kar amaçlı olmayan Rus araştırma sitesi, şu ana kadar bombardımanda ölenlerden 8 Rus'un kimlik bilgilerine ulaşıldığını söylerken, bazı Rus gazeteleri ölen Rusların sayısını 13 olarak veriyor.

CIT bu kişilerin varlığı resmen kabul edilmeyen Wagner Grubu adlı özel güvenlik örgütlenmesine mensup olduklarını öne sürüyor.

7 Şubat tarihinde ABD savaş uçakları Hişam yakınlarında Suriye hükümetine yakın grupların mevzilerini bombaladığında 100'ü aşkın kişinin öldüğü bildirilmiş ve Amerikan CBS televizyonu ölenler arasında Rus paralı askerlerinin de bulunduğu iddialarına yer vermişti.

Rusya hükümeti ve Savunma Bakanlığı yetkilileri ise şu ana kadar bu bilgileri ne doğruladı ne de yalanladı ve yetkililer bu tür haberleri veren kaynaklara 'birincil' yani güvenilir kaynak olarak bakılmaması gerektiğini söylediler.

Rus paralı askerlerinin Suriye'de savaştığı iddiaları özellikle Rus kaynaklar tarafından 2015 yılından bu yana dile getiriliyor.

Hava Saldırısı: Kim Kime Saldırmıştı?

ABD askeri yetkilileri, 7 Şubat günü Suriye hükümetine bağlı yüzlerce savaşçının Fırat Nehri'ni geçerek, Deyr ez Zor vilayetindeki Hişam kasabası yakınlarında, Amerikan askeri danışmanlarının da bulunduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mevzilerine topçu saldırısı başlattıklarını, kendilerinin de buna hava saldırıları ve topçu ateşiyle karşılık verdiğini söylemişlerdi.

Politico dergisinin Amerikan baskısında ABD'nin Rus tarafını hava saldırısından önce, hangi mevzilerin vurulacağı konusunda uyardığı kaydediliyor.

Suriye hükümetine bağlı medya, hava saldırısını "acımasız bir katliam" diye nitelemiş ve onlarca kişinin öldüğünü bildirmişti.

Rusya Savunma Bakanlığı ise olayı ABD kaynaklarından tamamen farklı anlatıyor.

Suriye yanlısı güçlerin yakındaki bir petrol rafinerisi civarındaki "uyuyan bir IŞİD" hücresine yönelik harekat yürütürken hava saldırısına uğradıklarını söylüyor ve bölgede Rus askeri personeli bulunmadığını kaydediyor.

Buna karşılık Rusya bu operasyonun bölgedeki Rus güçleri komutanlığı ile eşgüdümlü yapılmadığını da söylüyor.

ABD Medyası ve Yetkililer Ne Demişti?

Amerikan CBS televizyonu 9 Şubat günü bir Pentagon yetkilisine atıfla Suriye Demokratik Güçleri mevzileine saldıran Suriye hükümeti yanlısı güçler arasında Rus paralı askerlerin de bulunduğu iddialarına yer verdi.

CBS muhabiri David Martin "Eğer öldürülenler arasında gerçekten Ruslar da varsa, ilk kez Suriye'deki bir ABD hava saldırısında Ruslar öldürülmüş oluyor" dedi.

Televizyonun haberinde, bu kişilerin Suriye'de hükümet yanlısı güçlerin saflarında çarpışmak üzere Rus özel güvenlik şirketleri tarafından kiralandıkları iddiasına da yer verildi.

Saldırıda bazı Rusların ölmüş olabileceği İran haber ajansı Fars tarafından da verildi ama FARS bunların Rus askeri danışmanlar olabileceğini söylüyordu.

Amerikan Savunma Bakanı Jim Mattis, medyada yer alan haberlere karşın, bombardımanda ölenler arasında Rus paralı askerleri bulunduu yolunda bir bilginin kendisine ulaşmadığını söyledi.

Doğrulama Rusya'daki Kaynaklardan

BBC Rusça Servisi, 7 Şubat günü öldürülen iki Rus savaşçının kimliğini, arkadaşlarına ulaşarak doğruladı.

Arkadaşları, ölenlerin Rusya'nın batısındaki Kaliningrad bölgesinden bir Kazak olan Vladimir Loginov ve Öteki Rusya üyesi Moskovalı bir radikal milliyetçi Kiril Ananyev olduğunu söylüyorlar.

Öteki Rusya, daha önce faaliyetleri mahkeme tarafından yasaklanan Nasyonal Bolşevik Parti'nin devamı olarak görülüyor.

Ekho Moskvy radyosuna mülakat veren Öteki Rusya hareketi sözcüsü Alexander Averin, Ananyev'in daha önce Ukrayna'nın doğusundaki Donbass bölgesinde ayrılıkçıların safında çarpıştığını ve havan tabur komutanlığına yükseldiğini, oradan Suriye'ye geçtiğini söyledi.

Yasaklı Nasyonal Bolşevik Parti'nin lideri Edvard Limonov da "cesur ve güçlü biri" diye tanımladığı Ananyev ile ilgili olarak Interfax ajansına "Onu daha çok Donbass'dan hatırlıyorum. Ne zaman Suriye'ye geçtiğini tam olarak hatırlamıyorum" diye konuştu.

Esas Sayı Kaç?

BBC İzleme Servisi'nin atıfta bulunduğu Rusya merkezli bağımsız bir araştırma oluşumu olan Conflict Intelligence Team, Facebook ve Telegram üzerinden öldürülenlere ilişkin detaylı notlar, tanıklıklar ve fotoğraflar yayınlıyor.

Bugün yayımlanan son notlarda 7 Şubat Amerikan bombardımanında ölen Rus savaşçılardan 8'ine ait olduğu söylenen kimlik bilgileri veriliyor.

Rus medyasında yer alan doğrulanamayan bazı haberlerde ise onlarca Rus savaşçının ölmüş olabileceği kaydediliyor.

Bağımsız Rus gazetelerinden Novaya Gazeta ölen Rus sayısını 13, Oryx blog ise 12 ölü 36 yaralı olarak veriyor.

Wagner Grubu'nun Esrarı

Conflict Intelligence Team, Facebook ve Telegram kanallarından yer verdiği haberlerde, Suriye'de ABD hava saldırısında ölenlerin, resmi bir statüsü olmayan Wagner PMC ya da Wagner Grubu adlı bir Rus özel güvenlik yapılanmasının paralı askerleri olduğunu öne sürüyor.

Wagner Grubu, Ukrayna'daki çatışmalarda da ayrılıkçıların yanında yer alarak rol oynadığı iddiaları ile daha önce de gümdeme gelmiş olan bir kuruluş. Suriye'de de hükümet yanlısı mevzilerde yer aldıklarına ilişkin iddialar çıkmıştı.

2016 yılında St Petersburg'dan yayın yapan internet araştırma sitesi Fontanka.ru Wagner Grubu'nu "ağır piyade silahları ve zırhlı araçlarla donanmış fakat resmen varolmayan bir askeri birlik" diye tarif etmişti.

Gerçekten de Wagner Grubu'nun resmi bir statüsü yok çünkü bu tür bir örgütlenmeye Rusya yasaları izin vermiyor.

Fontanka.ru raporunda "Slav Birlikleri" temelinde örgütlendiğini söyleyen Wagner Grubu'nun Kırım ve Ukrayna'da da faaliyet gösterdiği ama 2015 yılından beri Suriye'ye odaklandığı kaydediliyordu.

Grubun komutanlığını yine bu rapora göre Rusya yedek kuvvetlerinde görev yapan yarbay Dimitry Utkin yürütüyor ve grup adını onun savaş çığlığı olarak attığı iddia edilen "Wagner" nidasından alıyor.

Dimitry Utkin, 9 Aralık 2016 tarihinde Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından Vatan Kahramanları Günü dolayısıyla verilen bir resepsiyonda fotoğraflanmıştı.

Bir kaç gün sonra Kremlin tarafından yapılan açıklamada Utkin'in Kahramanlık Madalyası ve Rusya Kahramanı madalyalarının verildiği bir resepsiyona Novgorod bölgesini temsilen katıldığı doğrulanmış ancak daha fazla bilgi verilmemişti.

Rusya Kayıplarını mı Gizliyor?

Rusya yetkilileri Suriye'de tam olarak kaç Rus askerinin öldüğü konusunda bilgi vermiyor.

Rus medyasındaki tahminlere göre 2015'te Rusya'nın aktif olarak askeri operasyonlara katılmaya başlamasından bu yana yaklaşık 40 Rus askeri öldü.

Savunma Bakanlığı Suriye'den sadece düzenli ordu mensuplarının ölüm haberlerini veriyor ama Suriye'de muharip olmayan güçleri ve ayrıca özel güvenlik oluşumlarına mensup Rus savaşçılar da olduğu tahmin ediliyor.

Resmi olarak bu insanlar Savunma Bakanlığı'na bağlı değiller ama medyada yer alan bazı haberlerde, Rus askeri istihbarat üslerinde eğitim gördükleri ileri sürülüyor.

Bu tür kişilerin ölümleri hatta varlıkları bile resmi makamlarca doğrulanmıyor.

Rus medyası ayrıca Suriye'de ölen bazı insanların gizlice gömüldüğü yolunda haberlere de yer verdi ama Rusya Savunma Bakanlığı bu haberleri kesin bir şekilde yalanladı.

BBC'nin Suriye'de öldüğü söylenen Rus paralı askerlerle ilgili ısrarlı sorularını Devlet Başkanı Vladimir Putin'in sözcüsü Dimitry Peskov, "Dünyanın en büyük nüfuslu ülkelerinden biri olarak bütün vatandaşlarımızla ilgili ayrıntılı bilgiye ulaşmamızın zor olduğunu kabul edersiniz. Ama size tavsiyemiz, medyadaki haberlere birincil kaynak muamelesi yapmamanız" diye cevapladı.

(BBC Türkçe, 15 Şubat 2018)

 

Putin ile Kral Selman Suriye ve Körfez'i Görüştü

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz, telefonda Suriye ve Körfez’de yaşanan son gelişmeleri değerlendirdi.

Kremlin Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, Soçi'de yapılan Suriye Ulusal Diyalog Kongresi sonrasında Suriye'deki durumu ele alan Putin ve Kral Selman'ın görüşmede, Körfez'de yaşanan son gelişmeleri de ele aldıkları kaydedildi.

Görüşmede, Kral Salman'ın Katar ve bazı diğer ülkelerle ilişkilere değindiğine vurgu yapılan açıklamada, Putin'in, bölgedeki kriz durumunun teröre karşı verilen ortak mücadeleye ve Ortadoğu'nun istikrarına fayda sağlamadığına işaret ettiği bilgisine yer verildi.

Açıklamada, ayrıca Putin ve Kral Selman'ın, enerji, askeri-teknik ve ticaret alanlarında Rusya ve Suudi Arabistan arasındaki iş birliğinin artarak devam etmesi konusunda da hemfikir oldukları vurgulandı.

Rusya'nın Soçi kentinde yapılan Suriye Ulusal Diyalog Kongresi, Suriye toplumunun çeşitli kesimlerinden 1300'ün üzerinde delegeyi bir araya getirmişti.

(Sputnik Türkiye, 15 Şubat 2018)

 

Rusya'dan Türkiye ile Kıbrıs Arasındaki Gerilime Dair Açıklama

Türkiye ile Kıbrıs arasında Doğu Akdeniz'de yaşanan krizle ilgili açıklama yapan Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, tarafları gerilimi tırmandıracak adımlar atmaktan kaçınmaya çağırdı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, İtalyan haber ajansı AGI'ya, Türkiye'nin Kıbrıs'ın Münhasır Ekonomik Bölgesi'ndeki (MEB) eylemleriyle ilgili demeç verdi.

"Kıbrıs'ın MEB'indeki gelişmeleri endişeyle takip ediyoruz. İlgili tarafların Doğu Akdeniz'deki gerilimi daha fazla tırmandıracak ve ihtilafları daha zorlaştıracak adımlardan kaçınması gerektiğini düşünüyoruz" diyen Zaharova, tarafların uluslararası hukuk normlarına uygun hareket edeceğini umduğunu söyledi.

‘Çözüm için Barışçı Yollar Aranmalı’

Taraflara ihtilafların çözümü için barışçı yollar arama çağrısı yapan Zaharova, yaşanan gelişmelerin Kıbrıs sorununa bilindik BM parametreleri çerçevesinde en kısa sürede çözüm bulunması gerektiğini bir kez daha kanıtladığını belirterek şöyle devam etti:

‘Rusya’nın Tutumu Değişmedi’

"Rusya'nın tutumu aynen sürüyor. Biz, Kıbrıs sakinlerinin çıkarına hizmet edecek, tüm tarafların kabul edeceği adil ve uygulanabilir bir çözümden yanayız. Kıbrıslıların bizzat bulacağı çözümü destekleyeceğiz."

Sondaja Türk Savaş Gemilerden Engelleme

Kıbrıs, İtalyan Eni şirketinin kiraladığı bir doğalgaz arama gemisinin ada açıklarındaki 3. parselde yapacağı sondaj çalışmasının tatbikat yapıldığı gerekçesiyle Türk savaş gemileri tarafından engellendiğini söylemişti.

AB: Komşuluğa, Barışa Doğrudan Zarar

Avrupa Komisyonu Sözcüsü Margaritis Schinas, bu olay üzerine, "Türkiye'yi bir kez daha, Avrupa Birliği (AB) ülkeleriyle iyi komşuluk ilişkileri ve ihtilafın barışçı şekilde çözülmesine doğrudan zarar veren eylemlerden kaçınmaya çağırıyoruz" demişti.

Yunanistan Dışişleri Bakanlığı da Türkiye'nin 'Kıbrıs'ın Doğu Akdeniz'deki egemenlik haklarını ihlal etmek suretiyle uluslararası hukuk çizgisinden çıktığını' savunmuştu.

(Sputnik Türkiye, 15 Şubat 2018)

 

Koalisyonun Suriye'deki Saldırısının Görüntüleri Yayınlandı

ABD öncülüğündeki koalisyonun Deyr Ez-Zor’da Suriye hükümeti yanlısı güçlere karşı gerçekleştirdiği saldırının görüntüleri yayınlandı.

Business Insider gazetesi, ABD Savunma Bakanlığı'nın yayınladığı koalisyonun Deyr Ez-Zor'da hükümet yanlısı güçlere düzenlediği bombardımanın görüntülerini aktardı.

Görüntülerde Rusya yapımı T-72 tankının imha edildiği görülüyor.

ABD öncülüğündeki koalisyon 7 Şubat'ta IŞİD'e karşı operasyon gerçekleştiren hükümet yanlısı güçlere karşı bombardıman düzenlemişti. Bombardımanın gerekçesi olarak da hükümet yanlısı güçlerin ABD'nin desteklediği Demokratik Suriye Güçleri'ne (DSG) saldırması olduğu iddia edilmişti. Saldırı sonucunda 25 kişi yaralanmıştı.

Öte yandan Bloomberg ve bir dizi basın kuruluşu saldırıda çok sayıda Rus paralı askerin öldüğünü ileri sürmüştü. Rusya Dışişleri Bakanlığı'ndan bir kaynak da bu iddiaları yalanlamıştı.

(Sputnik Türkiye, 15 Şubat 2018)

 

İran’ın Suriye’deki Varlığı Tamamen Yasaldır

İran İslami Devrim Liderinin Uluslararası İlişkiler Danışmanı Ali Ekber Velayeti; Suriye’de İran varlığının, Suriye’nin meşru hükümetinin resmi talebi üzerine bulunduğunu bir kez daha vurguladı.

Velayeti bugün yaptığı açıklamada; İran’ın Suriye’de meşru hükümetin resmi talebi üzerine uluslar arası kanun ve kararlara uygun bir şekilde bulunduğunu bir kez daha kaydederken; “Suriye’de meşru hükümetin talebi ve onayı olmaksızın uluslar arası kanunlara aykırı bir şekilde bulunan güçlerin bu ülkeden çıkmaları gerekiyor..” ifadesini kullandı.

Velayeti birkaç gün önce yaptığı açıklamada; Suriye’de kanuni ve meşru hükümetin talebi üzerine bulunan İranlıların, savunma cephesini korumak için orada kalacaklarını belirtmişti.

(SANA, 15 Şubat 2018)

 

Sajjadpour: Suriye’nin Bölünmesine Karşıyız

İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakan Yardımcısı Seyid Kazem Sajjadpour, İran’ın Suriye’nin bölünmesine karşı olduğunu bildirdi.Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) tarafından düzenlenen Türkiye-İran Yuvarlak Masa Toplantısı’na katılmak üzere İstanbul’a gelen İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Seyid Kazem Sajjadpour, Hürriyet’in sorularını yanıtladı:

– Türkiye ve İran’ın Suriye politikalarında hem ortak çıkarlar hem de farklı yaklaşımlar mevcut, size göre bunlar nelerdir?

Türkiye de İran da Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana. Her iki ülke de Astana ve Soçi süreçlerine katıldı, her iki ülke de Suriye’de barışın gelmesini ve düşmanlıkların bitmesini istiyor. Aslına bakarsanız Türkiye’nin ve İran’ın Rusya’yla olan ortak pozisyonları, bizi Astana ve Soçi süreçlerinde bir araya getirdi. Bu ortak pozisyonlar da ortak bir anlayışa ve ortak çıkarlara dayalı. Belki Suriye konusunda siyasi yaklaşımlarımızın detaylarında farklılıklar olabilir. Ancak bugün geldiğimiz noktada politikalarımızdaki benzerliklerin farklılıklardan daha fazla olduğunu görüyoruz.

– Suriye’nin kuzeyinde bağımsız bir Kürt devleti kurulmasına karşı İran’ın tepkisi ne olur?
İran’ın dış politikasının her zaman için tüm ulus devletlerin toprak bütünlüğünden yana olduğu çok açık. Bizim için bu bir prensip meselesi. Dış politika prensibimiz, tüm ulus devletlerin toprak bütünlüğünün korunmasından yanadır, bu prensip Suriye için de geçerli. Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması İran dahil bölgedeki herkes için çok önemli.
– ABD yönetiminin, terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı YPG’yi kullanarak Suriye’de yeni bir ‘ordu’ kurmaya hazırlandığı belirtildi. Bu konuda İran’ın duruşu nedir?
Bu açık bir şekilde hukuksuz bir eylemdir. Bir kere ABD’nin Suriye’deki varlığının hukuki dayanağı nedir? ABD’nin Suriye’deki eylemlerinin hukuki temeli yok. Bu yüzden de tamamen yasadışıdır.

– Türkiye’nin Afrin’e düzenlediği Zeytin Dalı operasyonuna ilişkin İran’ın pozisyonu nedir?
Türkiye’nin Afrin operasyonuna ilişkin İran’ın resmi pozisyonu, Dışişleri Sözcümüz’ün açıkladığı gibidir. Dışişleri Sözcümüz, “Afrin operasyonunun bir an önce sona ermesini umuyoruz” demişti, pozisyonumuz budur.

– ABD Başkanı Donald Trump, bir süredir İran’la P5+1 ülkeleri arasında imzalanan nükleer anlaşmayı yırtıp atmakla tehdit ediyor. ABD anlaşmadan çekilmeye karar verirse İran’ın tepkisi ne olur?

Bu çok karışık bir mesele. Nükleer anlaşma, diğer çok taraflı anlaşmalar gibi ABD’nin çekilebileceği bir anlaşma değil. Şunu unutmamak gerekiyor, nükleer anlaşmayla ilgili karar tasarısı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından onaylandı. Yani bu anlaşmadan geri çekilmek, diğer anlaşmalardan geri çekilmeye benzemez. İran’ın tepkisi, ABD’nin bunu nasıl yapacağına göre değişir.

(Hürriyet, 15 Şubat 2018)

 

Lübnan Başbakanı Hariri'den İttifak Açıklaması

Lübnan Başbakanı Hariri, mayıs ayında yapılacak parlamento seçimleri için Hizbullah ile ittifak kurmayacaklarını bildirdi.

Lübnan Başbakanı Saad Hariri, Hizbullah ile ittifak kurmayacaklarını söyledi.

Refik Hariri suikastının 13'üncü yılındaki anma etkinliği kapsamında başkent Beyrut'taki El-Beyyal Kompleksi'nde düzenlenen etkinlikte konuşan Hariri, "Biz, hiç kimsenin kendisini ırkçı ya da mezhepçi bir kutuya koyup kutuyu kilitlemesini ve sonra da anahtarını atmasını kabul eden bir hareket değiliz." dedi. Hariri, Hizbullah ile ittifak kurmayacaklarını ifade etti.

Taif Antlaşması'na (1989'da iç savaşı sona erdiren anlaşma) bağlı olduklarını ve bu metnin değiştirilmesini hiçbir şekilde kabul etmediklerini aktaran Hariri, Lübnan'ın bir Arap ülkesi olduğunu ve dış vesayetleri reddettiğini vurguladı.

Asla vazgeçemeyecekleri, ülkenin onsuz istikrara kavuşamayacağı ve ilerleyemeyeceği değişmez ilkelerinin bulunduğunu kaydeden Hariri, bunlardan en önemlilerinin "siyasi anlaşmazlıklarda diyaloğa başvurmak, Lübnan'ı bölgedeki savaşların etkilerinden korumak, Arap ülkelerinin içişlerine karışmamak, silahın sadece devletin ve meşru kurumlarının elinde olmasını vurgulamak ve ordu ile güvenlik güçlerinin yeteneklerini etkinleştirmek" olduğunu dile getirdi.

Hariri ayrıca, ülkedeki Suriyeli mültecilerle ilgili krizin sona erdirilmesi çağrısı yaptı ve bu kişilere yurt verilmesine karşı çıktı.

Lübnan'da mayıs ayında yapılması planlanan parlamento seçimlerine de değinen Hariri, bu seçimlerin bir dönüm noktası olacağını ve programlarının, Refik Hariri dönemine iadeiitibar vermek olduğunu sözlerine ekledi.

Dönemin Lübnan Başbakanı Refik Hariri, 14 Şubat 2005'te düzenlenen suikast sonucu hayatını kaybetmişti.

(Anadolu Ajansı, 15 Şubat 2018)

 

Irak’ın Yeniden İmarına En Büyük Destek Türkiye’den

Türkiye, Irak’ın yeniden imar ve istikrarı için 5 milyar dolar kredi kolaylığının yanı sıra 50 milyon dolarlık insani ve kalkınma yardım projeleri için kredi taahhüdünde bulundu.

Irak’ın DEAŞ terör örgütünden kurtarılmasının ardından yeniden imarını amaçlayan taahhüt konferansı niteliğindeki “Irak’ın Yeniden İmarı Uluslararası Konferansı"nda en büyük taahhüdü Türkiye verdi.

Kuveyt’te bugün düzenlenen konferansa 70’ten fazla bağışçı ülke ve uluslararası kuruluş katılırken, Irak, konferans çalışmaları sırasında başta altyapı, su, enerji, inşaat ve teknoloji olmak üzere 157 yatırım projesini gündeme getirdi.

Konferansa Türkiye'den Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun yanı sıra Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), Ekonomi Bakanlığından yetkililer ve özel sektör temsilcileri iştirak etti.

Türkiye'den Irak'a 5 Milyar Dolar Kredi Kolaylığı 

Çavuşoğlu, konferansta Türkiye'nin Irak'ın yeniden imarı için 5 milyar dolar kredi kolaylığı sağlayacağını açıkladı. 

Bakan Çavuşoğlu, şöyle devam etti:

"Biz Irak'a 2004'ten bu yana 500 milyon dolar civarında insani ve kalkınma yardımı yaptık. Yani yarım milyar dolar civarında. Ayrıca TİKA'mızın gerçekleştirdiği projeler var. Firmalarımızın üstlendiği proje miktarı ve tamamladığı projelerin değeri ise 25 milyar dolar civarında. Bundan sonraki süreçte özellikle firmalarımızın üstleneceği yatırımlar için 5 milyar dolar, bunun içinde tabii oraya gidecek ihracat da var, 5 milyar dolar bir kredi vaadinde bulunduk. Aynı şekilde 50 milyon dolarlık insani ve kalkınma yardımları için ve bu insani ve kalkınma yardımı içeren projeler için bir hibe, yani kredi taahhüdünde bulunduk." 

Ev Sahibi Kuveyt’ten 2 Milyar Dolar

Kuveyt Emiri Sabah el-Ahmed el-Cabir es-Sabah, Irak'ın yeniden imarı için kredi ve yatırım fırsatları çerçevesinde ülkesinin 2 milyar dolarlık bütçe ayırdığını belirtti. Emir Sabah, "Bunun 1 milyar doları, Kuveyt Arap Ekonomik Kalkınma Fonu'ndan kredi olarak, diğer 1 milyar dolar ise Irak'taki yatırım fırsatları için ayrıldı." dedi.

Katar’dan 1, Suudi Arabistan’dan 1,5 Milyar Dolar

Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) de Irak'ın yeniden imarı projelerine destek taahhüdünde bulundu.

Konferansta konuşan Katar Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, ülkesinin Irak'a 1 milyar dolar değerinde bir dizi yatırım ve kredi sağlayacağını söyledi. Al Sani, Katar'ın Irak'ın yeniden imarı yönündeki çabalarının altyapı projeleri üzerinde yoğunlaşacağını ifade etti.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil Cubeyr ise ülkesinin Irak'ın yeniden imarı projeleri için 1,5 milyar dolar tahsis edeceğini belirtti. Cubeyr, "Suudi Arabistan-Irak Koordinasyon Konseyi"nin kurulmasının, ikili ilişkileri daha üst düzeye yükseltmek amacıyla ortaya konulan karşılıklı çabaların sonucu olduğunu söyledi.

BAE Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Enver Karakaş da Irak'ın yeniden imarı sürecine ülkesinin 500 milyon dolar değerinde destek sağlayacağını kaydetti.

AB’den 400 Milyon, Almanya’dan 500 Milyon Avro

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, Irak'ın istikrarı ve insani yardımlar kapsamında 400 milyon avro yatırımda bulunacaklarını belirtti. Mogherini, "Bu yükümlülük, AB ülkelerinin bireysel yardımlarından farklı olarak, AB'nin bütçesinden karşılanacak." dedi.

Konferansa katılan Alman yetkililer de 500 milyon avro destek sözü verdi. 

30 Milyar Dolara Ulaşıldı

Iraklı yetkililer, terör örgütü DEAŞ'tan kurtarılan ülkenin batı ve kuzey bölgelerinin yeniden imarı için 88,2 milyar dolara ihtiyaç duyulduğunu belirtse de Kuveyt Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Sabah Halid El-Hamed es-Sabah, "Irak'ın yeniden imarı" konferansının kapanışında yaptığı konuşmada, projelere desteğin 30 milyar dolara ulaştığını duyurdu. 

(Anadolu Ajansı, 15 Şubat 2018)

 

Güney Kore'den Özbekistan'a Dev Yatırım

Özbekistan ile Güney Kore arasında 6 milyar dolarlık kredi yatırımı anlaşması imzalandı.

Özbekistan ile Güney Kore arasında 6 milyar dolarlık kredi yatırımı anlaşması imzalandı. Dün 13 Şubat'ta imzalanan anlaşma iki ülke arasında, Özbekistan'ın bağımsızlığını kazandığı günden beri yapılan en büyük anlaşma olarak ifade edildi.

Dün 13 Şubat'ta Özbekistan'ın başkenti Taşkent'te Cumhurbaşkanı Şavkat Mirziyoyev, Güney Kore Başbakan Yardımıcısı ve Maliye Bakanı Kim Dong-yeon'u ağırladı. Özbekistan Cumhurbaşkanı Mirziyoyev iki ülke arasındaki gelişen ilişkilere dair memnuniyetini dile getirdi. İki taraf da Kasım 2017'de Mirziyoyev'in Güney Kore'ye yaptığı resmi ziyaretin önemini vurguladı. Bu ziyarette imzalanan anlaşmaların ikili ilişkilerin geleceğinin temeli olduğu dile getirildi.

2017'de iki ülke arasındaki ticaret hacminin 1.3 milyar dolara ulaştığı belirtilerek bu ivmenin devam etmesi temennisinde bulunuldu. Taşkent'te yapılan toplantıda ülke genelinde 6 milyar dolar değerindeki 60 projenin hayata geçirileceği duyuruldu. Bağımsızlık gününden bugüne yapılan toplam yatırımın 7 milyar olduğu düşünülünce bu yatırımın önemi daha da artıyor.

Özbekistan, Güney Kore'yi kendisine örnek model olarak alıyor. Hükümette de yer yer Kore kökenli isimlerin yer aldığı görülmüştü. Cumhurbaşkanı Şavkat Mirziyoyev'in Güney Kore'nin kalkınma hareketini kendisine model olarak aldığı belirtiliyor.

(Kaz TR, 15 Şubat 2018)

 

Kazakistan ve Özbekistan Arasındaki Ticaret Cirosu 2 Milyar Doları Aştı

Kazakistan'ın Özbekistan Büyükelçisi Erik Utembayev Kazakistan Cumhurbaşkanının Halka seslenişi ile ilgili düzenlenmiş olan konferansta, 2017 yılı sonunda Kazakistan ve Özbekistan arasındaki ticaret cirosu 2 milyar doları aştığını açıkladı.

"Bu gerçekten büyük bir rakam. 2017'yi başarıyla tamamladığımızı, ciromuzun % 30 arttığını gösteriyor. Aynı zamanda ticaret cirosunu yakın gelecekte 5 milyar ABD Doları'na getireceğiz. Bu bağlamda, biz çeşitli alanlarda işbirliğini güçlendirmeyi sağlayacağız", – Erik Utembayev söyledi. Kazakistanlı diplomat, makine mühendisliği alanındaki ortak başarıları kaydetti. "Bu bağlamda, mekanik mühendislik sorunlarını çözmeye ve otomotiv endüstrisini geliştirmeye başladığımızda büyük bir atılım yapacağız" dedi Büyükelçi.

(Kabar, 15 Şubat 2018)

 

Kazakistan Dış Yatırımlar İçin Orta Asya'da Lider Konumda

Kazakistan, Orta Asya'ya yapılan dış yatırımlar için cazibe merkezi olmaya devam ediyor.

Kazakistan, Orta Asya'ya yapılan dış yatırımlar için cazibe merkezi olmaya devam ediyor. Kazak Tv'de bugün, 14 Şubat'ta yayınlanan habere göre, ülkede yabancı yatırım için sağlanan uygun koşullar, Kazakistan'ı dış yatırımcılar için önemli bir çekim merkezi haline getiriyor.

Son dönemde yatırımcılar ve ticari faaliyetler için daha rahat koşullar yaratılmasının yanı sıra süregelen istikrar ortamı Kazakistan'ın ekonomik büyümesinde en önemli etkenlerden biri durumunda bulunuyor. Geride bıraktığımız 2017 yılının ilk 9 ayında Kazakistan'a gerçekleştirilen doğrudan yabancı yatırımların tutarı 15.8 milyar dolar olarak hesaplandı.

Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'in dış politikada gerçekleştirdiği dikkat çekici hamlelerin yanı sıra iç politikadaki istikrarlı siyasi ortam, Astana'nın yabancı ortaklarla sağlıklı ve etkili ilişkiler geliştirmesinin önünü açtı.

Halihazırda Kazakistan'a en fazla dış yatırım sağlayan ülkeler olarak ise ABD, İsviçre, Çin, Fransa, İngiltere, Rusya, İtalya, Japonya ve Belçika ön plana çıkıyor. Öte yandan 2018 – 2022 yıllarını kapsayan yeni yatırım stratejisi, toplamda 36 ülkeyi potansiyel dış yatırımcı olarak kategorilendiriyor.

(QHA, 15 Şubat 2018)

 

Eski Gürcistan Cumhurbaşkanı Saakaşvili: Mücadeleme Hollanda'da Devam Edeceğim

Eski Gürcistan Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili, Ukrayna'dan sınır dışı edilmesinin ardından Hollanda'ya yerleşiyor. Hollanda vatandaşı Sandra Roelofs'la evli olan Saakaşvili'ye, "aile birleşimi" kapsamında oturma izni verildi.

Çarşamba günü avukatıyla birlikte Hollanda'ya gelen eski Gürcistan Cumhurbaşkanı, Ukrayna hükümetine karşı verdiği mücadeleyi sürdüreceğini açıkladı.

Yolsuzluklar konusunda Kiev yönetiminin çok az şey yaptığını savunan Saakaşvili, "Ben bu mücadelenin en önemli temsilcisiyim. Putin'in benim hakkımda yaptığı açıklamalara bakarsanız bunu görürsünüz" dedi. Kendisini "Oligarşiye karşı önemli bir savaşcı" olarak tanımlayan Gürcü lider, "Putin'in arka bahçesi" dediği Ukrayna'dan çıktığını ama mücadelesinin sürdüğünü söyledi.

Hollanda'da yaşamanın hayallerini süsleyen bir şey olmadığını söyleyen Saakaşvili, politik çalışmalarını bu ülkede sürdüreceğini dile getirdi.

Hollanda Siyasetine 'Sıkıcı Bulduğu İçin' Bulaşmayacak

Ancak çalışmaları Ukrayna ve Gürcistan ile sınırlı olacak. Saakaşvili, "kendi ülkesine göre sıkıcı bulduğu" Hollanda siyasetine bulaşmak istemiyor.

Saakaşvili, Hollanda'ya gelir gelmez küçük oğlu için okul bakmaya başladı. Gürcü lider, eşinin memleketi olan ve kendilerine ait bir evin bulunduğu Terneuzen kentinde yaşayacak.

Burayı Amsterdam kadar heyecanlı bulmayan Gürcü lider, küçük ve sakin olduğundan Terneuzen'de peşine "siyah takım elbiseli adamlar" takılamayacağı için mutlu.

Büyük oğlu Gürcistan'da eğitimine devam eden Saakasvili'nin eşi ve küçük oğlu, kısa bir süre sonra Tiflis'ten Hollanda'ya gelecek. Gürcistan yönetimi, bir süre önce gücü kötüye kullanmak ve yolsuzluk gerekçesiyse 3 yıl hapse mahkum edilen Saakaşvili'nin iadesini istiyor. Ancak, Hollanda ile Gürcistan arasında suçluların iadesi anlaşması bulunmadığı için, Saakaşvili'nin iadesi pek de mümkün görünmüyor.

Ukrayna'da Aday Olmak İçin Gürcü Vatandaşlığından Çıkmıştı

Hollanda Televizyonu'na göre, Lahey'in siyasi desteğine ihtiyaç duyan Ukrayna yönetimi de Saakaşvili'ye oturma izni verilmesini sorun yapmayacak.

Gürcistan'da 2004 – 2013 yılları arasında Cumhurbaşkanlığı görevinde bulunan Mihail Saakaşvili, 2015 yılında Odessa valiliğine aday olabilmek için Ukrayna vatandaşlığına geçerek, Gürcü pasaportunu iade etti.

Eski müttefiki Petro Proşenko ile arası açılan Saakaşvili, Kiev yönetimine yönelik yolsuzluk suçlamaları üzerine vatandaşlıktan çıkarılarak sınır dışı edildi. Bir süre Polonya'da kalan Saakşvili, geçen Eylül ayında yeniden Ukrayna'ya dönerek, hükümet karşıtı gösterilere katıldı.

Kiev yönetimi, Gürcistan'ın iade talebini reddederek Polonya'ya geri gönderdi. Vatansız (haymatlos) kalan Saakaşvili, Polonya'ya siyasi sığınma başvurusu yerine, aile birleşimi kapsamında Hollanda'ya gelmeyi tercih etti.

(Haber Türk, 15 Şubat 2018)

 

"Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu, Yük Taşımacılığına İvme Kazandırdı"

Kazakistan Demiryolu Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Kanat Alpısbayev, Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattının Trans Hazar uluslararası koridoru üzerinden taşımacılığın gelişmesine ivme kazandırdığını belirterek, "Bu güzergahın geliştirilmesine ilişkin yapılan ortak plana göre bu yıl Kazakistan'dan bu güzergah üzerinden geçen yük taşımacılığı 8,5 milyon ton seviyesinde bekleniyor." dedi.

Alpısbayev, Kazmedia binasında düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada, konteyner taşımacılığının yük trafiğinin artmasını sağlayacağını dile getirerek, "Geçen yıl Kazak buğdayı ilk kez konteynerlerle Türkiye, Vietnam ve Çin pazarlarına ihraç edildi. Konteyner taşımacılığı ülkemizin ihracat alanını genişletecek." dedi.

Kazakistan'dan geçen transit yük taşımacılığının yılda 2 milyon konteynere çıkarmayı ve bundan 5 milyar dolar gelir elde etmeyi hedeflendiklerini söyleyen Alpısbayev, geçen yıl ülkeden geçen transit taşımacılığın yüzde 60 arttığını kaydetti.

Alpısbayev, Trans Hazar koridoruna ilişkin Çin, Kazakistan, Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye'nin demiryolu ve denizcilik idareleriyle uluslararası konsorsiyum imzalandığını ve bunun geçen yıl Kafkas ülkelerine taşımacılık hacminin 2,4 kat artarak, 1,3 milyon tona ulaşmasını sağladığını aktardı.

Kazakistan'ın Hazar kıyısındaki Kurık demiryolu-feribot limanının devreye alınmasının Bakü-Tiflis-Kars demiryolu güzergahının gelişmesini sağladığına dikkati çeken Alpısbayev, "Geçen yıl bu güzergahtan geçen yük hacmi 1,4 milyon tonu geçti. Otomobil -feribot limanın devreye alınması da güzergahın gelişmesine ivme kazandıracak. Bu yıl Kurık'tan geçen yük hacmini 2 milyon tona çıkarmayı hedefliyoruz." dedi.

Alpısbayev, "Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattının açılması Trans Hazar koridoru üzerinden taşımacılığın gelişmesine ivme kazandırdı. Bu güzergahın geliştirilmesine ilişkin ortak plana göre bu yıl Kazakistan'dan bu güzergah üzerinden giden yük taşımacılığı 8,5 milyon ton seviyesinde bekleniyor." şeklinde konuştu.

Çin-Kazakistan-Türkmenistan-İran güzergahının da geliştirilmesi yönünde de çalışmaların yapıldığını kaydeden Alpısbayev, geçen ay düzenli demir yolu konteyner taşımacılığına başlattıklarını ve bu yıl söz konusu güzergahtan geçen yük hacmini 15 bin konteynere çıkarmayı planladıklarını sözlerine ekledi.

(Kaz TR, 15 Şubat 2018)

 

Kahraman, Kazakistan Devlet Sekreteri Abdykalikova'yı Kabul Etti

Kahraman, Kazakistan Devlet Sekreteri Abdykalikova'yı kabul etti.

Divan Salonu'ndaki kabulde TBMM Başkanı İsmail Kahraman, Kazakistan Devlet Sekreteri Gulshara Abdykalikova'yı ağırlamaktan  büyük memnuniyet duyduğunu ifade etti.

Kabul, görüntü alınmasının ardından basına kapalı gerçekleşti.

(Milliyet, 15 Şubat 2018)

 

Çin'den ABD'ye "Tehdit" Tepkisi!

Çin, Washington yönetiminin Çin ve Rusya kaynaklı güvenlik tehdidi algıladığı yönündeki açıklamalarına ilişkin "dünyada kesin bir güvenliğin olmadığını" kaydetti.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Gıng Şuang, düzenlediği olağan basın toplantısında, "ABD'nin, dünyanın bir numaralı süper gücü olduğunu ve askeri gücünden bahsetmeye bile gerek bulunmadığını" söyledi.

Gıng, "Eğer ABD bile dört bir taraftan güvenlik tehdidi algılıyorsa diğer ülkelerin hali ne olacak. O zaman diğer ülkelerin bu tehditleri evlerinin kapısında mı hissetmesi gerekir. Bu durumda günlerimizi nasıl geçireceğiz. ABD'nin bu güçlü güvensizlik duygusunun nereden geldiğini bilmiyorum ancak dünyada kesin bir güvenliğin bulunmadığını vurgulamak isterim." dedi.

ABD yönetimine "kendi güvenliğini diğer ülkelerin tehlikesi üzerine kurmaması" çağrısı yapan Gıng, "ABD'nin diğer büyük ülkelerle ilişkilerini tehdit algıları üzerinden değil, iş birliği düzleminde ele alarak Çin, Rusya ve uluslararası toplumla ortak şekilde dünya barışı ve istikrarı için ortak çaba sarf etmesini umuyoruz." ifadesini kullandı.

ABD Ulusal İstihbarat Direktörü (DNI) Daniel Coats, ABD Senatosu İstihbarat Komitesinde yaptığı sunumda, İran ve Kuzey Kore'nin nükleer meselesi, siber güvenlik, ajanlar ve uzay silahlanması gibi sorunlarla yüzleştiklerini belirterek, Rusya ve Çin'in adını zikretmişti.

(Haber7, 15 Şubat 2018)

 

Çinli Temsilci, Beijing'in Suriye Krizindeki Tutumunu Açıkladı

Çin'in Birleşmiş Milletler'deki Daimi Temsilcisi Ma Zhaoxu, BM Güvenlik Konseyi'nde dün düzenlenen Suriye konulu açık oturumda Çin'in soruna dönük tutumunu açıkladı.

Ma, son dönemde Suriye sorununun siyasi yollarla çözülmesinde olumlu bir eğilim görüldüğüne işaret ederek, Soçi'de yapılan Suriye Ulusal Diyalog Kongresi'nde önemli neticeler sağlandığını söyledi. Tüm bunların, Suriye'de siyasi sürecin ilerletilmesinde önemli rol oynadığı gibi, Cenevre'deki barış görüşmelerinin yeniden başlatılmasına yardımcı olacağını ifade eden Ma Zhaoxu, Beijing'in BM'nin sorunun çözümünde oynadığı ana arabulucu rolünü övgüyle değerlendirdiğine dikkat çekti.

Siyasi çözümün, Suriye krizindeki tek çıkış yolu olduğunu vurgulayan Çinli temsilci Ma, uluslararası toplumun Cenevre'deki barış görüşmelerinde bir an önce somut ilerlemeler kaydedilmesi için destek vermesi gerektiğini dile getirdi.

Ma Zhaoxu, ayrıca son günlerde Suriye'nin birçok yerinde yaşanan çatışmalar nedeniyle endişe duyan Çin'in, krizin bir an evvel kapsamlı, adil ve uygun bir çözüme bağlanması yönündeki çabalarını sürdüreceğini sözlerine ekledi.

(CRI Türk, 15 Şubat 2018)

 

Çin'in Yeni BM Daimi Temsilcisinden İşbirliğine Vurgu

Çin'in BM Cenevre Ofisi'ndeki yeni daimi temsilcisi Yu Jianhua, Çin'in sorumlu büyük ülke rolünü sürdürerek BM ile işbirliğini güçlendireceğini söyledi.

Yu Jianhua, dün BM Cenevre Ofisi Genel Direktörü Michael Moller'e güven mektubunu sundu.

Çinli büyükelçi, yaptığı açıklamada, “Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, geçtiğimiz yıl BM Cenevre Ofisi'ne yaptığı tarihî ziyarette ‘ortak kader topluluğu oluşturulması' üzerine önemli bir konuşma yaptı. Böylelikle, Çin'in BM'ye ve çok taraflılığa verdiği tam desteği göstermiş oldu” dedi.

Çin'in uluslararası sorumluluk ve yükümlülüklerini yerine getirmeyi sürdüreceğini ifade eden Yu, ülkesinin küresel yönetişim sistemindeki reformlara aktif olarak katıldığını ve yeni uluslararası düzenin koruyucularından olduğunu belirtti.

Michael Moller de açıklamasında, BM'nin Çin'in konumuna ve rolüne büyük önem verdiğini dile getirerek, BM'nin Çin'le işbirliğini güçlendirmeye ve uluslararası toplumun küresel sınamalarla mücadelesinde daha iyi bir işbirliği yürütmek istediğini ifade etti.

(CRI Türk, 15 Şubat 2018)

 

Çin'den ABD'ye "Güvenlik Tehdidi" Tepkisi

Çin Dışişleri Bakanlığı: – "ABD, dünyanın bir numaralı süper gücü. Eğer ABD bile dört bir taraftan güvenlik tehdidi algılıyorsa diğer ülkelerin hali ne olacak"

in, Washington yönetiminin Çin ve Rusya kaynaklı güvenlik tehdidi algıladığı yönündeki açıklamalarına ilişkin "dünyada kesin bir güvenliğin olmadığını" kaydetti. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Gıng Şuang, düzenlediği olağan basın toplantısında, "ABD'nin, dünyanın bir numaralı süper gücü olduğunu ve askeri gücünden bahsetmeye bile gerek bulunmadığını" söyledi.

Gıng, "Eğer ABD bile dört bir taraftan güvenlik tehdidi algılıyorsa diğer ülkelerin hali ne olacak. O zaman diğer ülkelerin bu tehditleri evlerinin kapısında mı hissetmesi gerekir. Bu durumda günlerimizi nasıl geçireceğiz. ABD'nin bu güçlü güvensizlik duygusunun nereden geldiğini bilmiyorum ancak dünyada kesin bir güvenliğin bulunmadığını vurgulamak isterim." dedi. ABD yönetimine "kendi güvenliğini diğer ülkelerin tehlikesi üzerine kurmaması" çağrısı yapan Gıng, "ABD'nin diğer büyük ülkelerle ilişkilerini tehdit algıları üzerinden değil, iş birliği düzleminde ele alarak Çin, Rusya ve uluslararası toplumla ortak şekilde dünya barışı ve istikrarı için ortak çaba sarf etmesini umuyoruz." ifadesini kullandı.

ABD Ulusal İstihbarat Direktörü (DNI) Daniel Coats, ABD Senatosu İstihbarat Komitesinde yaptığı sunumda, İran ve Kuzey Kore'nin nükleer meselesi, siber güvenlik, ajanlar ve uzay silahlanması gibi sorunlarla yüzleştiklerini belirterek, Rusya ve Çin'in adını zikretmişti.

(Anadolu Ajansı, 15 Şubat 2018)