15 Ocak 2017 tarihinde dünyada konuşulan ana başlıklar…

 

Kazakistan, Çin'e Doğalgaz İhracatını Artıracak

Kazakistan devlet petrol şirketi KazMunayGaz'dan yapılan yazılı açıklamada, KazMunayGaz ile Çin Ulusal Petrol Şirketi arasında ikili görüşme gerçekleştirildiği belirtilerek, "Görüşme sonucu Çin'e Kazak doğalgazının ihracatının yılda 10 milyar metreküpe kadar artırılması yönünde anlaşmaya varıldı." denildi.

Açıklamada, Çin'e doğalgaz ihracatının stratejik önemine vurgu yapılarak, Kazak doğal gazının Çin'e ihraç edilmesinde iki ülke arasındaki anlaşmaların ve 'Nurlu Yol' ile 'Tek kuşak tek yol' projelerinin uygulanmasının büyük öneminin bulunduğu kaydedildi.

Kazak doğal gazının geçen yıl ekim ayında Çin'e ihraç edilmeye başladığına işaret edilen açıklamada, Orta Asya devletlerinden Çin'e yapılan toplam doğalgaz ihracatının 2017 yılında yüzde 13,4 artarak, 38,7 milyar metreküp olduğu bildirildi.

(Anadolu Ajansı, 15 Ocak 2018)

 

Tiraxtur Sazi, Deneyimli Türk Teknik Direktör İle Görüşüyor

Deneyimli teknik direktör Mustafa Denizli, İran'da yaşayan Güney Azerbaycan Türklerinin takımı olan Tiraxtur Sazi ile önümüzdeki günlerde anlaşma sağlayabilir. TRT'ye verdiği röportajda Denizli, Tiraxtur Sazi'nin kendisine teknik direktörlük teklifinde bulunduğunu açıkladı.

Hali hazırda Tiraxtur Sazi'nin teknik direktörlüğünü yürüten Yahya Gülmuhammedi'nin bu görevinden ayrılmak istediği biliniyor. Söz konusu teklifi değerlendirdiğini kaydeden Denizli, "Traxtur Sazi'nden bir sözleşme teklifi aldım ve yeniden teknik direktörlüğe dönmek istiyorum. Traxtur Sazi ülkesini Asya Şampiyonlar Ligi'nde temsil edecek ve turnuvada daha ileriye gitme şansları bulunuyor." şeklinde konuştu.

Denizli, İran'da ilk olarak 2004 yılında Pas takımını çalıştırmış ve 2 yıllık görevinin ardından 2006 ve 2010 yıllarında iki defa Persepolis takımının başına geçmişti. 68 yaşındaki teknik adam, Traxtur Sazi ile anlaşmaya varması halinde İran'da üç farklı takımı çalıştırmış olacak. Tiraxtur Sazi şu an İran Futbol Ligi'nde 11'inci sırada yer alıyor.

(Kırım Haber Ajansı, 14 Ocak 2018)

 

Kazakistan'dan Yenilenebilir Enerjiye Yatırım Çağrısı

Kazakistan Enerji Bakanı Kanat Bozumbayev, bu yıldan itibaren yenilenebilir enerji alanında ihaleler düzenlemeyi planladıklarını belirterek, yatırımcıları, vakıfları ve mali enstitüleri ihalelere katılmaya davet etti.

Kazakistan Enerji Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, Enerji Bakanı Bozumbayev, 13-14 Ocak'ta Birleşik Arap Emirlikleri'nde düzenlenen Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı'nın 8. Oturumu'na katıldı.

Bozumbayev, toplantıda yaptığı konuşmada, Kazakistan’ın, yenilenebilir enerji kaynakları sektörünü sistemli bir şekilde geliştirdiğini belirterek, ülkedeki yenilenebilir enerji payının 2020’de yüzde 3, 2030’da yüzde 10 ve 2050’de yüzde 50’ye kadar çıkarmayı hedeflediklerini bildirdi.

Yenilenebilir enerjiyi desteklemek için kabul edilen mekanizmaların sektörde 335,7 megavat gücündeki 55 projenin hayata geçirilmesini sağladığını kaydeden Bozumbayev, "Bu yıldan itibaren yenilenebilir enerji alanında ihaleler düzenlemeyi planlıyoruz. Yatırımcıları, vakıfları ve mali enstitüleri ihalelere katılmaya çağırıyorum." ifadelerini kullandı.

Bozumbayev, ihalelerin şeffaf ve tarafsız geçmesinin sağlanacağını, ihaleyi kazananlara da her türlü desteğin verileceğini kaydetti.

(Anadolu Ajansı, 15 Ocak 2018)

 

Özbekistan'dan ABD'ye Tepki

Özbekistan hükümeti, ABD'nin ülkeyi Uluslararası Dini Özgürlükler Yasası çerçevesinde, "özellikle kaygı duyulan ülkeler" listesine Özbekistan'ın dahil edilmesine tepki göstererek, bunun adil olmadığı ve listeden çıkarılmaları gerektiğini bildirdi.

Özbekistan Bakanlar Kurulu Din İşleri Komitesi tarafından yapılan yazılı açıklamada, ABD'nin Özbekistan'ı "özellikle kaygı duyulan ülkeler" listesine dahil etmeden önce ülkede bulunan çeşitli din temsilcilerine, üniversitelere ve bilimsel araştırma merkezlerine danışmadığı belirtildi.

Açıklamada, "Amerikalı uzmanların bu raporu hazırlanmasında belirsiz kaynaklara dayanması nedeniyle Özbekistan'daki dini durumla ilgili esassız ve gerçekten uzak bir sonuca varılması acı verici bir durumdur." ifadesine yer verildi.

ABD Dışişleri Bakanlığının bu raporunun "tartışılmaz bir gerçek olmadığı" vurgulanan açıklamada, ABD'nin aldığı kararın "ülkelerin sosyal göstergelerini kendi imkan ve görüşleri çerçevesinde araştırması sonucunda alınan subjektif bir hülasa" olduğu kaydedildi.

Özbekistan'da 16 din temsilcisinin kurduğu 2 bin 243 dini teşkilatın faaliyet gösterdiği ve hepsinin dini adet ve merasimlerini özgürce yerine getirdiği bildirilen açıklamada, son dönemde Cumhurbaşkanı Şavkat Mirziyoyev'in girişimleriyle vatandaşların dini hak ve özgürlüklerinin temin edilmesine, dini hoşgörünün daha da geliştirilmesine ve dini ve milli değerlerin yeniden kazandırılmasına yönelik önemli çalışmaların yapıldığı hatırlatıldı.

Açıklamada ayrıca, son dönemde 16 binden fazla vatandaşın, emniyetin hazırladığı "aşırılıkçı dini gruplarla ilişkililer" listesinden çıkarılarak topluma kazandırıldığı anımsatıldı.

Özbekistan Müslümanları Dini İdaresi tarafından yapılan açıklamada da Özbekistan'ın bu listeye dahil edilmesinin daha önceki eski görüşler sırasında kabul edilen "tek taraflı, gerçekten uzak ve önyargılı bir hülasa" olduğu belirtildi.

Özbekistan'ın söz konusu listeye alınmasının adil olmadığı kaydedilen açıklamada, "Belirtilen bu esaslar ve çok sayıdaki vatandaşın taleplerinden yola çıkarak Özbekistan'ın bu listeden çıkarılması amaca uygun olacaktır." ifadesi kullanıldı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, 4 Ocak'taki açıklamasında, 1998 Uluslararası Dini Özgürlükler Yasasında çeşitli düzenlemelere giderek Pakistan'ı "Özel İzleme" listesine aldıklarını duyurmuş, aynı yasa içerisinde yapılan düzenlemeler çerçevesinde, Myanmar, Çin, Eritre, İran, Kuzey Kore, Sudan, Suudi Arabistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan'ı da "özellikle kaygı duyulan ülkeler" listesine eklediklerini aktarmıştı.

(TRT Avaz, 15 Ocak 2018)

 

Azerbaycan'ın Türkiye Büyükelçisi İbrahim'den Önemli Açıklamalar

Azerbaycan'ın Türkiye Büyükelçisi Hazar İbrahim, Azerbaycan devlet petrol şirketi SOCAR'ın ülkede yürütmekte olduğu projelerde 40 bin Türk vatandaşının istihdam edildiğini aktardı. Daily Sabah gazetesine konuşan İbrahim, SOCAR'ın yatırımlarının bu yıl içerisinde 20 milyar dolara ulaşacağını ifade etti.

İki ülke arasındaki siyasi ve ekonomik ilişkilere de değinen İbrahim, "Ankara ve Bakü arasında diplomatik ve siyasi ilişkiler iyi durumda. Buna rağmen karşılıklı ticaret hacmi henüz yeterince beklentileri karşılamıyor. Bakü'de gerçekleştirilen görüşmede cumhurbaşkanları yıllık 2.5 milyar dolarlık ticaret hacminin, ilişkilerimizin doğasını karşılamadığını belirtiler." şeklinde konuştu.

En kısa sürede ticaret hacmini 5 milyar dolara yükseltmeyi hedeflediklerini belirten Büyükelçi, iki ülkenin de birbirlerinin ekonomisinde yatırımları bulunduğunu kaydederek, var olan ticaret hacminin bu anlamda üst düzey ekonomik iş birliğini tam olarak yansıtmadığını söyledi.

(Kırım Haber Ajansı, 15 Ocak 2018)

 

Siber: GKRY, Kıbrıs Türk Halkını Hiçe Sayma Tutumunu Sürdürüyor

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Sibel Siber, yazılı açıklama yaparak Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin  (GKRY) tutumunu eleştirdi.

Siber, Rum Yönetiminin özellikle son yaşanan süreçte iki toplumun varlığına ve eşitliğe dayalı bir çözüm modelini benimsemediğini, müzakere sürecinin çökmesine neden olduğunu ifade ederek, “Müzakerelerin kopmasının esas nedeni olan Kıbrıs Türk Halkının hak ve iradesini bu hiçe sayma tutumunu her platformda sürdürmeye devam ettiklerini üzülerek gözlemlemekteyiz” ifadelerini kullandı.

Siber, 10 Ocak’ta Roma’da, Avrupa Birliği Üyesi Güney Avrupa Ülkeleri Zirvesi’ndeki üye ülkelerin, Rum liderinin önerisiyle garantilerin tamamen ortadan kalkacağı bir çözüme destek yönündeki ortak mutabakata imza koyduğuna dikkati çekti.

Siber, “Rum lider Anastasiadis’, Crans Montana’da dile getirdiği “sıfır garanti” isteğini, Roma Zirvesi’nde ortak mutabakata çevirmiştir. Kıbrıs’ta yaşayabilir ve adil bir çözüm arzuladığını her fırsatta ifade eden Avrupa Birliği’ne üye ülkeler tarafından, Kıbrıs Türk Halkının iradesini yansıtmayan bu tek taraflı karara imza atılması, adil olmadığı gibi güvensizliği derinleştirmekte ve çözümsüzlüğe çanak tutmaktadır” dedi.

Siber, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin, Yunanistan’la imzalayacağı “Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması” ile deniz yetki alanlarını adanın tek sahibi gibi davranarak kendi lehlerine sınırlandırmayı hedeflediğine işaret ederek, “Bu durum, Kıbrıslı Türklerin bu alandaki haklarını tamamen yok sayma girişimidir” dedi.

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Siber, Birleşmiş Milletler’in, bölgede gerilimi artıran, çözümü sabote eden, Kıbrıslı Türklerin haklarını hiçe sayan art niyet taşıyan tek taraflı Rum girişimlerine ve mutabakatlara gerekli hassasiyeti göstereceğine inandığını kaydederek, Rum lidere bu girişimleri engelleme çağrısında bulunması ümidini dile getirdi.

(Haber Kıbrıs, 15 Ocak 2018)

 

Gözler CTP-HP-TDP-DP Koalisyonunda

Afrika Gazetesi'nde yer alan habere göre, Halkın Partisi lideri Kudret Özersay, UBP ile koalisyon söylentilerini kesin bir dille yalanladı. HP Parti Meclisi de 4’lü koalisyon müzakereleri için Kudret Özersay’a tam yetki verdi.

YDP dışındaki tüm kapılar UBP’ye kapandığı için hükümet kurma şansı kalmadı. Bu durum netleştikten sonra Mustafa Akıncı’nın vakit kaybetmemek için görevi doğrudan Tufan Erhürman’a vermesi bekleniyor.

Gözler CTP – HP – TDP – DP koalisyonunda. Bu koalisyonda parti liderlerine birer bakanlık verdikten sonra geriye kalan bakanların dıştan atanacağı ileri sürüyor.

(Gündem Kıbrıs, 15 Ocak 2018)

 

DP'siz İmkansız, UBP Sessiz…

Üçlü- Dörtlü:

TDP, HP ve CTP’nin UBP ile koalisyon kurmayacağını açıklaması, geriye iki alternatif bıraktı. Ya UBP- DP- YDP, ya da CTP- HP- DP- TDP. Zira TDP, içerisinde geçmişteki söylemleri nedeniyle Erhan Arıklı ve Bertan Zaroğlu’nun olduğu bir hükümet istemiyor

DP’siz İmkansız:

İçerisinde Demokrat Parti’nin olmayacağı bir hükümet modeli mümkün değil. Güçlü her iki alternatifte de DP üç milletvekili ile hükümette görülüyor. DP Parti Meclisi koalisyon için genel başkanları Serdar Denktaş’a tam yetki verdi

UBP Sessiz:

Partilerin tamamı koalisyona yönelik açıklamalar yaparken, UBP sessizliğini koruyor. Başbakan Hüseyin Özgürgün, “Görevlendirme almadan hükümetle ilgili yorum yapılmasını” doğru bulmuyor. UBP adına konuşan genel sekreter Dursun Oğuz, “Devlet yönetme sorumluluğu içinde hareket edeceğiz” dedi

7 Ocak Milletvekilliği Erken Genel Seçimi’nde UBP 21, CTP 12, HP 9, TDP 3, DP 3 ve YDP de 2 milletvekili çıkardı.

Seçimin ardından gözler nasıl bir hükümet kurulacağına çevrildiğinde ise adeta kördüğüm bir durum göze çarpıyor. CTP-TDP ve HP’nin UBP ile hükümet kurmayacağını açıklaması alternatifleri kısıtlıyor.  Siyasi partilerde seçim sonrası değerlendirmeler devam ederken bazı siyasi partiler koalisyon hükümeti konusundaki tavırlarını parti meclisi toplantılarıyla belirledi.

Milletvekilliği Erken Genel Seçimi’nin resmi ve kesin sonuçlarının önceki akşam Resmi Gazete’de yayımlanmasının ardından milletvekili olmaya hak kazananlara mazbataları pazartesi günü ilçe seçim kurullarında düzenlenecek törenlerle veriliyor.

Meclis 22’sinde Toplanacak

Toplantı 22 Ocak Pazartesi günü saat 10.00’da en yaşlı üye sıfatını taşıyan milletvekili TDP Gazimağusa Milletvekili Hüseyin Angolemli başkanlığında yapılacak. En genç iki milletvekili de katiplik görevini üstlenecek.

Cumhuriyet Meclisi’ndeki yemin törenine, devlet protokolü de davet edilecek.

Kimse Kimseyle Kurmuyor

Cumhuriyetçi Türk Partisi, Halkın Partisi ve Toplumcu Demokrasi Partisi parti meclislerinin toplantılarında Ulusal Birlik Partisi ile koalisyona girmeme kararı alınırken, YDP erken seçim ve yeni bir seçim yasası ön şartıyla görüşebileceğini duyurdu. Demokrat Parti, hükümet kurma sürecinde Genel Başkan Serdar Denktaş’a tam yetki verdi; seçimden birinci parti olarak çıkan UBP’den ise henüz resmi bir açıklama yapılmadı.

DP Yetkiyi Denktaş’a Verdi

DP Parti Meclisi hükümet kurma noktasında DP Genel Başkanı Serdar Denktaş’ı göevlendirirken yapılan açıklamada “Hükümet görüşmeleri konusu Parti Meclisi’nde enine boyuna tartışılmış ve Genel Başkan olarak bana tam yetki verilmiştir. Bu görüşmeleri yürütürken önemli addedilen prensiplerden kopmaksızın bir müzakere dönemi geçirilmesi gereği üstünde durulmuştur. DP ile ilgili olsun olmasın tüm raporların soruşturulması, Başkanlık Sisteminin tartışmaya açılması, Seçim ve Halk Oylaması Yasası’nın yeniden ele alınması, Kamu Reform Yasası gibi hususların hayata geçirilmesi ve siyaset ile halkımızı yeniden barıştıracak bir icraat dönemi yaşatılması gereği öne çıkmıştır. Parti Meclisi’nin bu önerileri doğrultusunda partilerle gerekli görüşmeleri yürüterek sonucu tekrar Parti Meclisi’nde değerlendireceğiz” denilmişti.

Her Seçim Sonrası Kilit Parti DP

Demokrat Parti 10 yıldır her seçim ertesinde kilit parti olma özelliğini bu yıl da sürdürdü. CTP-TDP ve HP’nin Ulusal Birlik Partisi ile hükümete girmeyeceklerini açıklamasının ardından hem UBP’siz hükümet isteyen CTP-TDP ve HP’nin hem de birinci parti gelerek hükümeti kurma görevi verilen UBP’nin Demokrat Parti’ye ihtiyacı var.

UBP Resmi Süreci Bekliyor

Ulusal Birlik Partisi’nde ise şimdilik sessizlik sürüyor. Milletvekillerinin mazbatalarını alması ve yeminin ardından Akıncı’nın görevi Özgürgün’e vermesi ile süreç başlayacak. UBP Genel Sekreteri Dursun Oğuz, partisinin krize oynamayacağını söyledi. Diğer partilerin peşi sıra açıklamalar yaptığını ancak kendilerinin yasal süreci takip ettiğini söyleyen Oğuz, halkın sandıktan UBP’yi “iktidar partisi olarak çıkardığını” söyledi.

UBP’nin zaferinin küçümsenecek bir zafer olmadığını söyleyen Oğuz, bunu görmezden gelmenin, demokrasi adına da sıkıntılar yaratacağını vurguladı.

2 Alternatif Var

Cumhuriyetçi Türk Partisi, Halkın Partisi ve Toplumcu Demokrasi Partisi’nin Ulusal Birlik Partisi ile hükümet kurmayacağını açıklaması ile hükümet alternatifleri ikiye düştü. Ya Demokrat Partisi-Yeniden Doğuş Partisi ve Ulusal Birlik Partisi’nin içerisinde bulunduğu 3’lü koalisyon kurulacak ya da CTP-HP-DP ve TDP’nin bulunduğu 4’llü bir koalisyon kurulacak.

Partiler Perde Gerisinde Görüşüyor

Hükümet kurulması aşamasında seçimin üstünden bir hafta geçti. Partiler seçim değerlendirmelerini tamamlayarak hükümet kurulmasına yoğunlaştı. Partilerin birbirleriyle perde gerisinde görüştüğü ifade edilirken, bu haftanın kritik geçmesi bekleniyor.

(Haber Kıbrıs, 15 Ocak 2018)

 

Katar Emiri Türkiye'ye Geldi

Türkiye'ye gelen Katar Emiri el Sani, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşecek.

El Sani son olarak geçtiğimiz yıl eylül ayında Ankara’da temaslarda bulunmuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile el Sani arasındaki son görüşme ise Katar’da kasım ayında gerçekleşmişti.

Ziyarette iki ülke ilişkilerinin yanı sıra körfez krizi ve orta doğu bölgesindeki gelişmelerin de ele alınması bekleniyor.

(NTV, 15 Ocak 2018)

 

ABD 'PYD/PKK Ordusu' Planını Açıkladı

ABD öncülüğündeki DEAŞ karşıtı koalisyonun Sözcüsü Albay Ryan Dillon, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Koalisyon yeni 'Suriye Sınır Güvenlik Gücü' kurmak üzere (PYD/PKK'nın paravanı) Suriye Demokratik Güçleri'nden (SDG) ile ortak çalışmaktadır.” dedi.

230 kişinin eğitildiğini aktaran Dillon, söz konusu gücün sayısının 30 bini bulacağını bildirdi.

Söz konusu güce katılanların yaşadıkları yerlere yakın bölgelerde görev alacağını kaydeden Dillon, "Kuvvetin etnik bileşimi görev yaptıkları yerlere göre değişiklik gösterecektir. Kuzey Suriye’de daha çok Kürtler görev alacakken, Fırat Vadisi ve Irak sınırı boyunca güneye doğru ise daha çok Araplar görev alacak.” diye konuştu.

Bunun tamamen yeni bir istihdam veya eğitim süreci olmayacağını anlatan Dillon, 30 bin kişilik ordunun 15 bininin DEAŞ ile mücadele bitmek üzere olduğu için (PYD/PKK'nın paravanı) SDG mensuplarından istihdam edileceğini vurguladı.

Kalan 15 bin kişi için ise eğitim ve istihdam süreçlerinin başladığını belirten Dillon, PYD/PKK’nın halen Deyri Zor yakınlarından DEAŞ ile mücadele etmeye devam ettiğini savundu.

"Sınır Muhafızı" Maskesi

Diğer taraftan ABD, "sınır muhafızı" adı altında yeni bir güç kurma yoluna gitmedi.

Pentagon ve CIA, söz konusu programda, terör örgütünün 2014'te kurduğu "YAT" adlı sözde anti-terör birlikleriyle "HAT" ismi verilen sözde özel harekat unsurlarını genişletiyor.

Özel eğitim alan 400 terörist, YAT ve HAT isimli yapılara katıldı.

Nisan 2016'dan bu yana örgüte silah ve mühimmat veren ABD, teknoloji desteğini de artırıyor.

CIA ve Pentagon, yeni oluşum için PYD/PKK'ya son teknoloji telsiz, dinleme istasyonu ve sinyal istihbarat ekipmanları transfer ediyor. Ekipmanların eğitimi yine ABD’li uzmanlar tarafından veriliyor.

Kaynaklar Pentagon-CIA programlarıyla "sınır muhafızları" adı altında büyütülen yapıya terör örgütü "Kuzey Ordusu" adını verdiğini ifade etti.

Bölgedeki kaynaklar, "kuzey" ifadesinin, sözde ordunun gelecekte Esed rejimi ile müzakere edilecek muhtemel bir özerk yönetimde korunabilmesi için özellikle seçildiğine işaret ediyor.

Yeni oluşumun yüzde 70'inin PYD/PKK'lılardan oluşması bekleniyor.

ABD'nin örgüt içinde genişlettiği yeni gücün çekirdek unsurları uzun süredir ABD Özel Kuvvetleri ile çalışan ve ortak operasyonlar yürüten ekipler.

"Kuzey Ordusu" adı altında ortaya çıkacak yapının, denetimi zor küçük mobilize örgüt unsurlarını düzenli ordularla savaşa hazır hale getirecek şekilde örgütlemesi bekleniyor.

Bu haliyle, "Kuzey Ordusu" terör örgütü için düzenli orduya geçiş yolunda atılan son adımı teşkil ediyor.

Türkiye Sınırında Konuşlanıyorlar

Amerikalıların Doğu Halep ve Güney Haseke'de eğittiği "Kuzey Ordusu" gücü, ilk etapta örgütün işgal ettiği ancak rejim ile sınır hattında yer alan Aynularab (Kobani), Tel Ebyad, Resulayn ve Malikiye'de konuşlanacak.

Halep'e bağlı bu noktalar, Türkiye sınırına bakmaları ile dikkati çekiyor.

Pentagon, CIA ve Kandil kadrolarının ortaklaşa eğittiği teröristler, rejim kontrolündeki toprakları kullanarak ülkenin doğusundan Türkiye sınırındaki Afrin ilçesine de sevk edilebiliyor.

(Anadolu Ajansı, 14 Ocak 2018)

 

Esed Rejiminden 'PYD/PKK Ordusu' Açıklaması

Beşşar Esed rejiminin haber ajansı SANA, dışişleri bakanlığından bir kaynağın, ABD'li yetkililerin PYD/PKK'yı ordulaştırma planını kınadığını bildirdi.

Haberde, ABD'nin tutumunun Suriye'nin egemenliği, birliği ve toprak bütünlüğüne karşı açık bir saldırı olduğu belirtildi.

SANA'ya açıklama yapan rejim yetkilisi, ABD'nin desteklediği PYD/PKK saflarında yer alanları "hain" olarak niteledi.

ABD öncülüğündeki DEAŞ karşıtı koalisyonun Sözcüsü Albay Ryan Dillon yaptığı açıklamada, "Koalisyon yeni 'Suriye Sınır Güvenlik Gücü' kurmak üzere (PYD/PKK'nın paravanı) Suriye Demokratik Güçleri'nden (SDG) ile ortak çalışmaktadır." ifadelerini kullanmıştı.

İç savaşın başından bu yana aralarında büyük çaplı çatışmaya yaşamayan PYD/PKK ve Esed rejiminin halen birçok alanda iş birliği yaptığı biliniyor. Petrol sahalarını birlikte koruyan ve çıkan petrolü paylaşan taraflar, ortak askeri eğitim ve operasyonlar düzenliyor.

AA'nın harita alan ölçümlerine göre, yaklaşık 185 bin kilometrekareyi kaplayan Suriye topraklarının dörtte birini PYD/PKK işgal ediyor.

Rejimin dışişleri bakanı Velid Muallim, 26 Eylül 2017'de de PYD/PKK ile özerklik isteğinin müzakere edilebileceğini açıklamıştı ancak rejim istihbaratı ile örgütün geçen yılın ekim ayındaki müzakerelerinde anlaşmaya varılamamıştı.

Son olarak, taraflar Halep kent merkezinde örgütün işgalindeki bazı mahallelerin idare ve güvenliğini koordine etme konusunda anlaşmıştı.

(Anadolu Ajansı, 15 Ocak 2018)

 

Bağdat'ta Çifte İntihar Saldırısı

Irak'ın başkenti Bağdat'ta düzenlenen iki intihar saldırısında en az 35 kişi hayatını kaybetti, 90 kişi de yaralandı.

Saldırıların Bağdat'ın merkezindeki Tayaran meydanında gerçekleştiği belirtiliyor.

Terörö örgütü IŞİD'in Irak'ta kontrol ettiği alanların ordu tarafından geri alınmasıyla birlikte başkent Bağdat'taki saldırılarda da azalma gözlenmişti.

Irak Başbakanı Haydar El İbadi, Aralık ayında IŞİD'e karşı savaşın kazanıldığını ilan etmişti.

Tayaran meydanı, özellikle inşaat işçilerinin günlük iş bulabilmek adına sabahları toplandığı kalabalık bir meydan olarak biliniyor. Meydan daha önce de hedef olmuştu.

(Vatan, 15 Ocak 2018)

 

Terör Örgütü PYD/PKK Afrin'den Sivillere Saldırdı

Terör örgütü dün gece yarısına doğru, Afrin'deki mevzilerinden Türkiye sınırında Özgür Suriye Ordusu unsurlarının kontrolünde olan sivil yerleşimlere çok sayıda roket attı.

AA'nın haberine göre; saldırıda ölen ya da yaralanan olmazken maddi hasar meydana geldi. Saldırının hemen ardından, Suriye'nin Türkiye sınır hattındaki Fırat Kalkanı Harekatı alanı ve İdlib gerginliği azaltma bölgesinde konuşlu TSK unsurları, Afrin'deki terör örgütü mevzilerine top atışı yaptı.

PYD/PKK, zaman zaman Afrin üzerinden Azez'deki yerleşim birimlerine saldırılar düzenliyor.

(Haber Türk, 15 Ocak 2018)

 

BAE: Katar Savaş Uçakları, Emirliklere Ait Bir Yolcu Uçağını Taciz Etti

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) başını çektiği bloğun Katar'a karşı yaptırım ve abluka rejimi uygulamasıyla büyüyen kriz, her alana yayılıyor. Katar'da iktidardaki El Sani ailesinden Şeyh Abdullah bin Ali'nin BAE'nin başkenti Abu Dabi'de alıkonulduğu haberlerinin ardından, bu kez BAE, Emirliklere ait bir sivil uçağın yolunun Katar savaş uçakları tarafından kesildiği suçlamasında bulundu.

'Uluslararası Hukukun İhlali'

Bahreyn'in başkenti Manama'ya giden Emirliklere ait bir yolcu uçağının Katar savaş uçakları tarafından sıkıştırılıp engellendiğini öne süren BAE, bunun uluslararası hukukun doğrudan ihlali olduğunu, sivil uçaklarını korumak için tüm gerekli ve yasal önlemleri alacağını duyurdu.

Rota Değiştirdi Mi?

BAE Genel Sivil Havacılık Müdürlüğü, olayla ilgili ''Sivil havacılığın güvenliğine yönelik kasti ve tehlikeli bir ihlal olduğu kadar, uluslararası hukuk ve anlaşmaların da apaçık ihlalidir'' açıklamasını yaptı. Söz konusu yolcu uçağının uluslararası havacılık yasalarına göre rutin ve önceden programlanmış bir uçuş yaptığı belirtildi. İddia edilen yol kesmenin yolcu uçağının rotasını değiştirmesine yol açıp açmadığını bilinmiyor.

Katar Yalanladı

Katar Dışişleri Bakanlığı ise suçlamaları reddetti. Dışişleri sözcüsü Twitter'dan ''Katar savaş uçaklarının BAE sivil uçağının yolunu kestiğine dair iddialar tümüyle yanlıştır'' açıklamasını yaptı. BAE'den dört havayolu —Emirates, Etihad, flydubai, Air Arabia- Behreyn'e uçuyor. Fransız haber ajansı AFP, bu dört havayolunun sözcülerinden 'Katar'ın yol kesmesiyle ilgili' haberlere doğrulama ya da yalanlama alamadığını belirtti.

Gaz Zenginliği Sayesinde Ayakta

Katar, aşırılıkçı, terörist grupların sponsorluğunu yapmak ve İran ile işbirliğine gitmek gibi suçlamalar eşliğinde yaz başından beri Suudi Arabistan, BAE, Baheryn, Mısır gibi ülkelerin yaptırımları ve ablukası altında, ama doğalgaz zenginliği sayesinde bugüne dek bu kıskacı delmeyi başardı.

(Sputnik Türkiye, 15 Ocak 2018)

 

FKÖ'nün Filistin Merkez Konseyi Toplantısı Boykotla Başladı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kentinde başlayan toplantıya, Filistin Merkez Konseyinin 110 asil üyesinden 90’ı ve 350 dolayında Filistinli yetkili katıldı.

Hamas ve Fetih Hareketi Katılmadı

Toplantıda Hamas ile Filistin İslami Cihad hareketleri yer almadı. Fetih hareketinin işgal altındaki Batı Şeria’nın çeşitli kentlerindeki bazı yetkilileri ise ABD’nin Kudüs Başkonsolosunun davet edilmesi nedeniyle toplantıyı boykot edeceklerini duyurdu. Fetih hareketinin işgal altındaki Batı Şeria’nın kuzeyindeki Cenin kenti bölge sekreteri Nur Ebu er-Rab yaptığı açıklamada, “Batı Şeria’nın bölge sekreterleri, ABD’nin Kudüs Başkonsolosunun toplantıya davet edilmesi nedeniyle toplantıyı boykot ederek katılmama kararı aldı” dedi.

'ABD Başkonsolosunun Toplantının Açılış Oturumuna Davet Edilmesi Kabul Edilemez'

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın, ABD yönetiminin Kudüs’ü 'İsrail’in başkenti' olarak tanımasının ardından, 'ABD’li yetkililerle görüşmeyeceği' yönündeki sözlerini anımsatan Ebu er-Rab, “ABD’nin Başkonsolosunun toplantının açılış oturumuna davet edilmesi kabul edilemez. Dolayısıyla Filistin yönetimine toplantıya katılmayacağımızı bildirdik.” ifadelerini kullandı.

Yarın da devam edecek Filistin Merkez Konseyinin, 28'inci dönem çalışma toplantısının yeni dönem sonuç bildirgesini yayımlaması bekleniyor.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Filistin Merkez Konseyinin stratejik sorunları tartışma ve Kudüs'ü korumak için kritik kararlar almak üzere dönem çalışmalarını başlatacağını duyurmuştu. Filistin Merkez Konseyinin 27. dönem çalışmaları son olarak 2015'te Ramallah kentinde yapılmıştı.

Filistin Merkez Konseyinin, 'Kudüs, Filistin'in ebedi başkenti' temasıyla düzenlediği toplantıda, ABD Başkanı Trump'un Kudüs kararına verilecek yanıtların tartışılması bekleniyor.

(Sputnik Türkiye, 14 Ocak 2018)

 

Rusya'dan ABD'ye "Suriye'de Yeni Ordu" Uyarısı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’nin, Suriye’de ağırlıkla (PYD/PKK'nın paravanı) Suriye Demokratik Güçleri'nden (SDG) oluşan bir ordu kurulmasına yönelik çabalarının endişe yarattığını belirtti.

Lavrov, başkent Moskova’da düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin, Suriye’de “sınır güvenlik gücü” kurulmasına yönelik planlarlarıyla ilgili, “Bu tek taraflı ultimatom benzeri kararın Suriye’nin toprak bütünlüğüne zarar verebileceğini düşünüyoruz.” dedi.

ABD tarafından duyurulan sınır gücü kurulmasına yönelik kararın, Suriye’nin Türkiye ve Irak sınırında büyük bir bölgenin izole edilmesi anlamına geleceğine işaret eden Lavrov, “Bu ciddi mesele nedeniyle Suriye’deki bu bölgelere yönelik atılacak adımlara ilişkin endişeler ortaya çıkıyor.” ifadesini kullandı.

ABD’nin aldığı kararın gerek Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Kurulu nezdinde gerekse de daha önce varılan anlaşmalarla bağdaşmadığını vurgulayan Lavrov, “Türk ve İranlı meslektaşlarımız gibi biz de bu konuda ABD’den açıklama bekliyoruz. Bu kararın Suriye’nin toprak bütünlüğüne zarar verebileceğini düşünüyoruz.” diye konuştu.

Lavrov, Suriye’deki Kürtlerin durumuna da değinerek, “ABD’nin tek taraflı, ultimatom benzeri Suriye’de ordu kurulmasına yönelik projesi, Türkiye ile Kürtler arasındaki ilişkilerde problem yaratabilir ve Afrin’deki durumun yatıştırılmasına yardımcı olmaz. Afrin’deki amacımız tümüyle bir ateşkes sağlanmasıdır.” dedi.

Türkiye ve İran'la Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’ne yönelik çalışmalara devam ettiklerini hatırlatan Lavrov, şöyle konuştu:

“Türk ortaklarımızın, yeni provakasyonların önlenmesi amacıyla İdlib'deki gerilimi azaltma bölgeleri çevresindeki gözlem noktalarının kurumunu bir an önce tamamlamasını umuyoruz. Şu anda 3 gözlem noktası kurulmuş durumda ve toplam 20 tane kurulacak. Bu noktaların kurulmasıyla İdlib’teki durumun sakinleşeceğini umuyoruz.”

– "Türkiye, Güvenliğini Sağlamak İçin Gerekli Tedbirleri Almaya Devam Edecektir"

ABD öncülüğündeki DEAŞ karşıtı koalisyonun sözcüsü Albay Ryan Dillon, Suriye’de ağırlıkla (PYD/PKK'nın paravanı) Suriye Demokratik Güçleri'nden (SDG) oluşan ve 30 bin kişiyi bulacak, "sınır güvenlik gücü" kuracaklarını açıklamıştı. Albay Dillon, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Koalisyon yeni 'Suriye Sınır Güvenlik Gücü' kurmak üzere SDG ile ortak çalışmaktadır.” ifadesini kullanmıştı.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da "Türkiye, ulusal çıkarları doğrultusunda güvenliğini sağlamak için gerekli tedbirleri almaya devam edecektir. Bu çerçevede meşru hedef olan terör örgütlerine karşı yeri, zamanı ve şekli Türkiye tarafından belirlenmek üzere her tür müdahale hakkı mahfuzdur." değerlendirmesinde bulunmuştu.

(Bloomberg HT, 15 Ocak 2018)

 

Irak Başbakanı İbadi Seçim Koalisyonu Kurdu

Irak Başbakanlık basın ofisinden yapılan yazılı açıklamada, "Başbakan İbadi, Zafer Koalisyonunu oluşturarak, siyasi grupları mezhepler üstü bu ulusal koalisyonuna katılmaya çağırıyor." denildi.

Açıklamada görüşlerine yer verilen İbadi, "Zafer Koalisyonu, şehitlerin kanı ile zaferi muhafaza edecek ve yolsuzlukla mücadeleyi sürdürecek. Bu koalisyon, tüm Iraklılar için çalışacak ve ülkenin birliğiyle ulusal egemenliğini güçlendirecek." dedi.

Şii milis gruplardan oluşan bazı Haşdi Şabi liderlerinin ise Bedir Örgütü lideri Hadi Amiri başkanlığında "El-Fetih" isimli koalisyonla yer alacağı iddia ediliyor.

‏Iraklı Türkmen siyasi partiler de Kerkük'’te "Irak Türkmenleri Cephesi" adlı koalisyon çatısı altında güç birliği yaparak seçimlere katılma kararı almıştı.

Seçim İttifakı Yapıldı

Irak Başbakanı Haydar el-İbadi'nin kurduğu koalisyonla Şii milis gücü Haşdi Şabi komutanlarından Hadi el-Amiri'nin başını çektiği koalisyonun, mayıs ayında yapılması planlanan seçimlere ittifak yaparak gireceği bildirildi.

"Irak'ın Zaferi" adı verilen ve İbadi'nin başına geçtiği ifade edilen bu seçim koalisyonundan yapılan yazılı açıklamada, "Siyasetin yönünü düzeltmeye ve yolsuzlukla mücadele etmeye kararlıyız. Kapımız tüm ulusal gruplara da açıktır." denildi.

Irak Başbakanı İbadi, seçime katılmak için "Zafer" adlı koalisyon kurduğunu açıklamıştı.

Haşdi Şabi komutanlarından ve Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri de "El-Fetih" adlı seçim koalisyonunu kurmuştu. İbadi ve Amiri'nin oluşturduğu ittifak sonucu ortaya çıkan "Irak'ın Zaferi" koalisyonunda Yüksek İslami Konseyi (Şii) ve diğer bazı Şii partilerin de yer aldığı belirtildi.

Irak eski Başbakanı Nuri el-Maliki ve Şii lider Mukteda es-Sadr'ın ise söz konusu koalisyonda yer alıp almayacağına dair henüz bilgi verilmedi.

(Anadolu Ajansı, 14 Ocak 2018)

 

Irak Türkmenleri Yaklaşan Seçimler İçin Güç Birliği Yaptı

Irak Türkmenleri, Mayıs ayında gerçekleştirilecek genel ve yerel seçimlere "Irak Türkmenleri Cephesi" adlı koalisyon çatısı altında güç birliği yaparak katılma kararı aldı. Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Erşat Salihi, Anadolu Ajansı'na yaptığı açıklamada, "Koalisyona ITC, Milliyetçi Türkmen Hareketi Partisi, Türkmeneli Partisi, Türkmen Karar Partisi, İslami Türkmen Vefa Hareketi Partisi ve Irak Türkmen İslami Partisi katılacak." dedi.

Söz konusu partilerin yanı sıra Bedir Örgütü'ne bağlı Türkmen adaylar ile bazı bağımsız adayların da koalisyonda yer alacağını belirten Salihi, Türkmenlerin hak ve hukukunu garantiye almak için güçlü bir koalisyonla seçimlere girmek için çalışmalarının sürdüğünü sözlerine ekledi.

Irak Bakanlar Kurulu, genel ve yerel seçimlerin 12 Mayıs'ta yapılmasına karar vermişti.

(Kırım Haber Ajansı, 14 Ocak 2018)

 

'FETÖ Sanıkları İçin Lobi Yaptılar'

ABD Dış İlişkiler Konseyi'nde konuşan CIA uzmanı Henri Barkey ile ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey'in FETÖ davasının tutuklu sanıkları Metin Topuz ve Hamza Uluçay için lobi yaptıkları ileri sürüldü.

Aydınlık gazetesinden Gökhun Göçmen'in haberine göre, ABD kamuoyunda 'Gölge Dışişleri' olarak bilinen Dış İlişkiler Konseyi'nde (CFR), Ankara ve Washington arasındaki kriz masaya yatırıldı. Toplantıya CIA uzmanı Henri Barkey, ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey ve ABD-Türkiye İş Konseyi Direktörü Jennifer Miel katıldı.

'Türkiye'ye Bakış' adlı toplantıda soruları yanıtlayan Barkey ve Jeffrey, FETÖ davasında yargılanan kişiler için lobi çalışması yaptıklarını açıkladı. ABD'nin Adana Başkonsolosluğu'nda çalışan Hamza Uluçay, İstanbul Başkonsolosluk görevlisi Metin Topuz ve Amerikalı pastör Andrew Brunson'u savunan ikili, çabalarından sonuç alamadıklarını belirtti.

'Trump Sadece Pastör'den Bahsetmeyi Seçti'

Barkey, tutuklu yargılanan Uluçay'ı kişisel olarak tanıdığını vurguladı ve "Onun için uzun zamandır tartışıyorum" dedi. Barkey, çabalarından sonuç alamadığını belirterek, "Bilmiyorum hükümetimiz neden bu konu üzerine daha fazla gidip bir şey yapmıyor. ABD hükümeti için çalışan insanlar böyle tutuklanınca biz bir şey yapmayarak diğer çalışanlara nasıl bir mesaj vermiş oluyoruz" değerlendirmesinde bulundu.

Barkey, konuşmasının devamında konunun ABD Başkanı Donald Trump'a kadar gittiğini söyledi. Trump'ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde yalnızca ABD'li pastör Andrew Brunson'u gündeme getirdiğini anımsatan Barkey, "Biliyorum ki Başkan'dan cezaevinde bulunan Hamza, Pastör ve diğer NASA bilim adamlarından bahsetmesi istendi. Ancak Trump yalnızca Erdoğan'a Pastör'den bashetmeyi seçti, diğerlerini değil" diye konuştu.

'2018'den İtibaren Çok Kötü Şeyleri İçimize Atmak Zorunda Kalacağız'

ABD'nin Ankara Büyükelçisi olarak görev yapmış James Jeffrey ise, FETÖ davasından tutuklu yargılanan kişiler için devreye girdiğini kabul etti. Attıkları adımların vize krizine neden olduğunu açıklayan Jeffrey, şu ifadeleri kullandı:

"Hiçbir şey yapmadık sayılmaz. Hatta bazılarımız kişisel olarak bir şeyler yapmaya çalıştık ama bir etkisi olmadı. Hatta vize ile ilgili bir krize yol açtı. Geri çekilmek zorunda kaldık. İçinde olduğumuza inandığım dünyaya inanıyorsan şunu belirteyim; 2018 Ocak'ından itibaren çok çok kötü şeyleri içimize atmak zorunda kalacağız."

'Gül'ü Beklemek Godot'u Beklemek Gibi'

ABD'de gerçekleşen toplantıda ayrıca eski cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün adaylığı da gündeme geldi. Dış İlişkiler Konseyi'ndeki toplantıda "Türkiye'de asla demokrasi olmadı" diyen Barkey'in Abdullah Gül'ü övmesi dikkat çekti. Barkey konuşmasında Gül'e dair şunları söyledi:

"Erdoğan, Abdullah Gül de dahil olmak üzere 2001 yılında partiyi kuran herkesi uzaklaştırdı. Şimdilerde Gül, Erdoğan'ın çok ileri gittiğini söylüyor. Herkes, Gül'den aday olmasını bekliyor çünkü Gül herkese hitap eden bir lider ve Erdoğan'ı mağlup edebilir. Gerçekte bu Erdoğan için büyük korku. Erdoğan yüzde 50'nin kendisini desteklediğinden emin değil. Benim içinse Gül'ü beklemek Godot'u beklemek gibi. Anladınız mı? Nihayetinde bunu yapacak cesareti olduğunu düşünmüyorum."

S-400 Tehdidi: Yıkıcı Olur

ABD Dış İlişkiler Konseyi'nde konuşan ABD-Türkiye İş Konseyi Direktörü Jennifer Miel'in gündeminde ise New York'taki Rıza Sarraf davası ve S-400'ler vardı. S-400'ler için son ana kadar bekleyeceklerine dikkat çeken Miel, şunları söyledi:

"Halk Bankası'nın durumuna bakarsak davanın muhtemel bir itirazı olabilir. Bu nedenle zamanlama çok önemli özellikle de 2019 seçimleri ufuktayken. Zamanlamaya bağlı olarak üç yoldan birini seçebiliriz. Bu dava ertelenebilir, bir para cezası olabilir, bazı raporlara göre bu ceza 2-3 milyar dolara denk gelebilir. Hazine bir aşamada bu cezayı karşılayabileceğini belirtse de başka açıklamalarda Türkiye'nin bu davayı gayrimeşru gördüğü ve bu cezayı karşılamayacağı belirtildi. Son senaryo ise, Halk Bank'ın önemini göz önüne alırsak, Türkiye'nin 6. büyük bankasıdır, Türkiye'de birçok küçük, orta dereceli girişimler ve finans sağlamaktadır. 2019 seçimlerinin ışığında büyümenin, özellikle de ihracat menşeli büyümenin motoru olan Türkiye'nin özel sektöründe istikrarsızlığa yol açabilecek bir durumdur. Bunlar akılda tutulması gereken üç senaryodur. Ayrıca S-400 satışlarından ve 2018'de nasıl bir etki yaratacağından bahsedelim. İş arkadaşları ile yapılan konuşmalarda ilk batarya Türk toprağına ulaşmadığı sürece bitmiş bir anlaşma değildir. Bunu aklımızda bulundurmak önemlidir. Ama S-400 ya da herhangi bir sebepten dolayı savaş yaptırımı olursa bu ABD-Türkiye savunma ilişkisi için yıkıcı olur."

(Sputnik Türkçe, 15 Ocak 2018)

 

Trump: “Daca Muhtemelen Öldü”

Amerika Başkanı Donald Trump yaklaşık 800 bin göçmenin sınır dışı edilmesini engelleyen ve DACA olarak bilinen programın muhtemelen öldüğünü belirtti.

Çocukken anne babaları tarafından Amerika’ya getirilen yaklaşık 800 bin göçmenin koruyan programın geleceği Washington’daki en önemli gündem maddelerinden biri. Konu Beyaz Saray ve Kongre arasında müzakere ediliyor.

Geçen hafta Başkan Donald Trump, kendisine 3 Cumhuriyetçi ve 3 Demokrat senatör tarafından sunulan DACA’nın uzatılması önerisini reddetmişti. Senatörler Meksika’yla sınır güvenliğini sağlanması için kaynak artırımı da dahil bir dizi göçmenlik politikalarının değişmesi önerisinde de bulunmuştu.

Trump’ın konuyla ilgili Beyaz Saray’daki bir toplantı sırasında Haiti, El Salvador ve Afrika ülkeleri için argo kelime kullanması hem ulusal hem de uluslararası tepkilere neden olmuştu. Trump Pazar günü attığı bir dizi tweet ile Demokratları göçmenlik ve kaynak tartışmalarında ordu için gerekli olan parayı almaya çalışmakla suçladı.

Trump, “Başkan olarak ülkeye gelen insanların bize güçlü ve yeniden büyük olma konusunda yardımcı olmasını isterim” dedi, bunun liyakata dayanması gerektiğini belirtti. Trump “daha fazla piyango yok” ifadesini de kullandı.

Trump, diğer ülkelerin Amerika’ya muhtemel teröristleri ve en az eğitim almış olanları gönderdiğini iddia ediyor. Trump geçen yıl DACA programını sona erdirmiş ancak sınır dışı edilmeleri erteleyerek Kongre’den 5 Mart’a kadar konuyla ilgili bir karara varmasını istemişti.

DACA programı eski Başkan Barack Obama tarafından yürürlüğe konmuştu. California’da bir mahkeme DACA programını şu anda durdurmama kararı almıştı. Cumartesi günü de yönetim program çerçevesinde genç göçmenlerin sınır dışı edilmesini önleyen korumanın yenilenmesi için başvuruları kabul edeceğini kaydetmişti.

(Amerika’nın Sesi, 14 Ocak 2018)

 

Trump: Ben Irkçı Değilim

Geçen hafta göçmenlik reformu konulu bir görüşmede Haiti, El Salvador ve bazı Afrika ülkelerini kastederek 'b.k çukuru' tabirini kullandığı belirtilen ABD Başkanı Trump 'ırkçılık' suçlamalarına ilk kez kameralar önünde yanıt verdi. Gazetecilere hitaben Trump "Hayır ırkçı değilim. Ben şu ana kadar söyleşi yaptığınız en az ırkçı kişiyim" dedi.

ABD Başkanı Donald Trump ırkçılık suçlamalarına neden olan 'b.k çukuru' ifadesini kullandığının haber yapılmasından sonra ilk kez suçlamaları kameralar önünde yanıtladı.

Pazar günü Florida eyaletinde sahibi olduğu golf kulübünde Cumhuriyetçi Parti Çoğunluk Lideri Kavin McCarthy ile akşam yemeği için bir araya gelen Trump'a kamuoyunun farklı kesimlerinden gelen ırkçılık suçlamaları konusunda ne düşündüğü soruldu.

'Şu Ana Kadar Söyleşi Yaptığınız En Az Irkçı Kişiyim'

Gazetecilere hitaben konuşan Trump "Hayır ırkçı değilim. Ben şu ana kadar söyleşi yaptığınız en az ırkçı kişiyim. Bunu size söyleyebilirim" dedi.

​Washington Post ve New York Times gazeteleri Trump'ın Oval Ofis'teki göçmenlik programı düzenlemesi konusundaki görüşmelerde Haiti, El Salvador ve bazı Afrika ülkelerini kastederek "Bu b.k çukuru ülkelerden niye bu insanları kabul ediyoruz?" dediğini yazmış, Trump'ın ayrıca Haitililer için "Neden daha fazla Haitili'ye ihtiyacımız olsun. Onları dışarı çıkartın" dediği de iddia edilmişti.

Trump cuma günü Twitter'dan yaptığı açıklamalarda görüşmede 'sert konuştuğunu' ancak bu ifadeleri kullanmadığını ve Haitililerle ilgili sözlerinin Demokratlar tarafından uydurulduğunu öne sürmüştü.

Cumhuriyetçi Senatörler Trump'ı Savundu

Görüşmede bulunan Demokrat senatör Dick Durbin  ise Trump'ın 'ırkçı ve nefret dolu' sözleri 'tekrar tekrar' kullandığını söylerken söz konusu görüşmede bulunan Cumhuriyetçi senatör David Perdue ABC News'a yaptığı açıklamada "Trump bu sözü kullanmadı. Bu berbat bir yeniden yorumlama" dedi. CBS'ye konuşan bir diğer Cumhuriyetçi senatör TomCotton da Trump'ın bu ifadeleri kullandığını 'duymadığını' söyledi.

Ancak Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham Trump'ın bu ifadeleri kullandığını reddetmedi. Trump'ın sözleri Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği tarafından 'ırkçı' olarak nitelenmiş ayrıca Afrika Birliği Trump'tan kullandığı ifadeler nedeniyle özür dilemesini talep etmişti.

(Sputnik Türkçe, 15 Ocak 2018)

 

Rusya, PYD’yi ‘Satar’ Mı?

Suriye yine kaynıyor. Esad rejiminin saldırıları nedeniyle karışan İdlib bir yanda, hemen yanındaki Afrin’den Türkiye’ye yönelen YPG tehdidi diğer yanda. Cumhurbaşkanı Erdoğan Afrin operasyonu için yeşil ışık yaktı. Peki ne olacak? AfrinYPG’den arındırılsa sorun çözülecek mi? Cerablus’un doğusundaki PYD-YPG varlığı meselesi nasıl hallolacak? Olmazsa Türkiye ne yapacak? Bu soruların cevabını Rusya’nın tutumu belirleyecek.

Neden Rusya’nın tutumu belirleyecek? Çünkü Suriye’deki en güçlü aktör o. ABD dışarıdan müdahil olsa da Moskova Suriye’ye ayak bastıktan sonra bütün dengeler değişti. Ve Rusya Suriye’de ABD’den çok daha sinsi, çok daha kapalı bir politika izliyor. ABD gibi açıkça YPG’yi desteklemiyor. Bir yandan Türkiye ile iyi ilişki içinde, diğer yandan PYD’yi yörüngesinde tutuyor, ofislerini barındırıyor.

Suriye’de Kalan 2 Güç

Suriye haritasını gözümüzün önüne getirelim. O harita ülkenin iki temel güç arasında paylaşıldığını gösteriyor: Rejim ve PYD. Başta İdlib olmak üzere muhaliflerin varlık gösterdiği yerler mevcut ama bunlar çok parçalı ve bir mutlakiyet elde etme olasılıkları yok. DEAŞ yok olmak üzere, El Nusra benzeri yapılar can çekişiyor.

AfrinYPG’den Alınırsa

Cumartesi akşamı Habertürk TV’de katıldığım “Enine Boyuna” programında Prof. Dr. Fuat Keyman Rusya ve ABD’nin PYD’yi özellikle bölgedeki “seküler kimliği” nedeniyle cihatçı gruplara karşı desteklediğini söylüyordu. Bu tespit Fırat Kalkanı ve Rakka operasyonu öncesine kadar doğruydu ancak bugün Suriye’deki iki gücün ikisi de seküler. Esad da, PYD de. Dolayısıyla sormamız gereken temel soru şu olmalı: Rusya, Suriye’nin kuzeyinde PYD-YPG varlığını mı yoksa Esad’ı mı tercih eder?

Moskova’nın PYD-YPG’yi desteklemesinin en önemli sebeplerinden biri bu gücü ABD’ye kaptırmamak. ABD ise YPG’yi hem cihatçı gruplara hem de Rusya-İran-Esad hattına karşı arkalıyor. Dolayısıyla Rusya, YPG’yi ABD’nin yörüngesinden uzak tutmak ister ama Suriye’nin kuzeyinde Esad’ın hâkimiyetini kendi kontrolündeki İran ve Esad’ı dengelemek için güçlendirilen PYD’ye yeğ tutacaktır.

O nedenle şu aşamada Türkiye için tablo çok zor görünse de Afrin operasyonu başarılı olur, YPG Cerablus’un doğusuna sıkışırsa Moskova PYD’yi “satabilir”. Tabii bu durum Türkiye açısından çok ferahlatıcı olsa da aynı zamanda Esad ile birlikte yaşamanın yollarını yeniden bulmak demek…

(Haber Türk, 15 Ocak 2018)

 

Rusya'nın Yasağı 905 Bin Kişiyi Etkiliyor

Türkiye, 2018 yılında da Rus İç İşleri Bakanlığına mensup çalışanların tatile gitmesinin yasak olduğu ülkeler arasında yer aldı. Rusya’da İçişleri Bakanlığı mensuplarının tatil amaçlı olarak gitmesine izin verilen ülkelerin listesi güncelleyerek yeniden yayınlandı. Türkiye bu sene de listede yer almadı ve "yasak ülkeler" listesinde kaldı. 2015-2016 sezonundan Türkiye'ye İçişleri mensuplarının gidişine engel yoktu. RBC ajansının bildirdiğine göre, Rusya İçişleri Bakanlığı’na bağlı personellerin ziyaret etmesine izin verilen ülkelerin sayısı 30’a indirildi.

Dün medyaya yansıyan son kararda ise "askeri-politik, kriminolojik, epidemik" kriterlere göre değerlendirme yapıldığı belirtildi. Diğer yandan MK'ya konuşan Moskova Polis Sendikası yetkilisi Mihail Paşkin, "Bu sınırlamalar polislerin tamamını kapsamıyor. Sadece gizli bilgilere ulaşma imkanı olan yüzde10-20'lik kısmı kapsıyor. Diğerleri istedikleri yerde tatil yapabilirler.'' dedi.

Rusya’da “devlet sırrı” başlıklı federal yasa taslağı, önemli pozisyonlarda görev alan yurttaşların yurt dışına çıkışına geçici olarak yasak getirilebilmesine imkan tanıyor. Rusya’da içişleri bakanlığında 905 bin kişi çalışıyor.

(Kokpit Aero, 15 Ocak 2018)

 

Çin Denizinde Felaket: Yanan Tanker Battı, 30'u İranlı Tüm Mürettebat Öldü

Doğu Çin Denizi açıklarında 6 Ocak'ta kargo gemisiyle çarpışarak yanmaya başlayan petrol tankeri batarken kayıp mürettebatından da ümit kesildi. Tahran'dan "30'u İranlı 32 mürettebat hayatını kaybetti" açıklaması geldi.

İran'dan Güney Kore'ye yola çıkan ama Hong Kong bandıralı CF Crystal adlı yük gemisiyle çarpışan Panama bandıralı Sanchi tankeriyle ilgili bir kötü haber daha geldi. Çin'in Şangay açıklarında yanan tanker, yoğun söndürme çalışmalarına rağmen, kazadan 8 gün sonra bir patlamanın ardından battı.

İran Petrol Bakanlığı da 30'u kendi vatandaşı olan 32 kişilik mürettebatın trajik biçimde hayatını kaybettiğini açıkladı.

Umutlar Bitince

Öncesinde Çin Dışişleri Bakanı VangYi İranlı mevkidaşı Cevat Zarif'i arayarak ''Yüzde 1 bile umut olduğu müddetçe Çin arama kurtarma için yüzde 100 çaba göstermeye devam edecek'' demişti.

Kara Kutuya Ulaşıldı

Kara kutusuna ulaşılan tanker bu sabaha dek yanıyordu. Kara kutuya ulaşılmasının ardından tankerin daha iç bölgelerine geçilemediği, zira sıcaklığın 89 dereceye vardığı Çin Ulaştırma Bakanlığı tarafından duyuruldu.

İranlı Komandolar Da Gitti

Arama kurtarma çalışmalarına 13 gemi ve İran'dan 12 kişilik bir komando birliği de katılıyordu. Bu çalışmalarda tankerdeki 30 İranlı ve 2 Bangladeşli mürettebattan sadece 3'ünün cansız bedenine ulaşılabildi.

Toksik Felaket Riski

Rüzgarın yön değiştirmesiyle toksik gazlardan zehirlenme tehlikesi sebebiyle kurtarma ekibi bir saat içinde tankerden ayrılmak zorunda kaldı. Petrol sızdıran tankerin patlama eşliğinde  batması, Doğu Çin Denizi'ni büyük bir çevre felaketi riskine sokuyor.

(Sputnik Türkçe, 15 Ocak 2018)

 

Çin: 2018 Yılındaki Dış Ticaret Olumlu Gelişecek

Çin'in 2017 yılında gerçekleştirdiği dış ticaret geçen 2 yılki yavaşlamadan kurtularak yeniden hızlı artış gösterdi. Çin, küresel canlanma için de büyük katkı sağladı. Öte yandan Çin Ticaret Bakanlığı bir açıklama yaparak, ülkenin 2018 yılındaki dış ticaretinin büyüme eğilimini sürdüreceğini tahmin etti.

2017 yılındaki Çin'in dış ticaret hacmi 27,79 trilyon yuana ulaşarak yüzde 14,2 oranında artış gösterdi. Çin Ticaret Bakanlığı Dış Ticaret Daire Başkanı Ren Hongbin basına verdiği demeçte, Çin'in ABD, AB ve Japonya gibi geleneksel piyasalardaki payını sağlamlaştırırken, Brezilya, Hindistan, Rusya ve Güney Afrika Cumhuriyeti gibi BRICS ve Kuşak ve Yol güzergah ülkelerine yaptığı ihracatta da büyük artış gösterdiğini belirtti.

Ren Hongbin, bu gelişmenin arkasında küresel piyasanın ısınması, Çin ekonomisindeki istikrarlı ilerlemenin ithalata olumlu yansıması, Çin şirketlerinin büyüme tarzını dönüştürmeyi yoğunlaştırması gibi unsurların yer aldığını söyledi.

Edinilen bilgilerde, Çin'in 2018 yılında art arda 9 yıldır koruduğu küresel ihracattaki dünya birinciliğini sürdürebileceği belirtildi. Çin, 2009 yılından bu yana, küresel ihracat açısından birinciliğini ve küresel ithalat açısından ikinciliğini korudu.

Çin Ticaret Bakanlığı Dış Ticaret Daire Başkanı Ren Hongbin basına verdiği demeçte, 2018 yılında Çin'deki dış ticaretin yine de sürekli büyüme eğilimini sürdürebileceğini, ancak bazı ülkelerde ticari korumacılığın yoğunlaşması gibi belirsizliğin hakim olduğu bir ortamda büyüme hızının belki de bir ölçüde yavaşlayabileceğini kaydetti.

(CRI Türk, 15 Ocak 2018)

 

Çin, Deniz Teknolojisini Hızla Geliştiriyor

Qingdao Deniz Bilimi ve Teknoloji Ulusal Laboratuvarı ve Xinhua Haber Ajansı kısa süre önce "Küresel Deniz Teknolojisi Yaratıcılığı Endeksi Raporu"nu yayımladı. Yaratıcılık yatırımı, yaratıcılık meyveleri, yaratıcılık uygulamaları ve yaratıcılık ortamı gibi dört başlık altında analizlerde bulunulan raporda, 25 ülkedeki deniz biliminin mevcut durumu değerlendirildi.

Rapora göre, 2017 yılında deniz teknolojisi yaratıcılığında dünya sıralaması şöyle: ABD, Almanya, Japonya, Fransa, Norveç, Çin, Kore Cumhuriyeti, İngiltere, Avustralya ve Hollanda.

Raporda, deniz teknolojisi açısından gelişmiş ülkelerle arasında belli mesafe bulunmasına rağmen, Çin'in bu alandaki gelişme potansiyelinin büyük olduğuna yer verildi.

Gelecekte Çin'in yatırımları artırarak, kara ve denizdeki teknolojik gelişmeler arasındaki koordinasyonu güçlendireceğine işaret edilen raporda, sonuç olarak Çin'in küresel deniz teknolojisi gelişimine büyük dinamizm katacağı belirtildi.

(CRI Türk, 15 Ocak 2018)

 

Yunan Basını: MİT ve EYP Ajanları Birbirine Silah Çekti

Yunanistan'da haftalık olarak yayımlanan ProtoThema gazetesi, Türk (MİT) ve Yunan (EYP) ajanları arasında darbeci yüzbaşı Süleyman Özkaynakçı yüzünden büyümesi son anda önlenen ve karşılıklı olarak silahların çekildiği bir olay yaşandığını iddia etti.

Gazete, Yunan başkentine gelen Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ajanlarının, 2. Derecedeki İltica Komisyonu’nun iltica talebinin kabul etmesiyle polis karakolu nezarethanesinden 29 Aralık’ta serbest bırakılan Özkaynakçı’yı bulmak, Ulusal İstihbarat Teşkilatı (EYP) ajanların ise darbeci askeri korumak için seferber olduklarını öne sürdü.

Gazete “MİT ve EYP ajanları bir defasında yüz yüze geldiler. Silahlar bile çekildi. Tansiyon, daha soğukkanlı olanların müdahalesi sayesinde düştü” diye yazdı.

Ancak söz konusu iddiaları doğrulatamadığını da yazan gazete, Özkaynakçı’nın 8 Ocak’ta iltica hakkının geçici olarak durdurulmasında Türk ve Yunan ajanlar arasında yaşanan olayların etkili olduğunu da öne sürdü.

(Sputnik Türkçe, 15 Ocak 2018)

 

İngiltere'nin 200 Yıllık Dev Şirketi Carillion Resmen Battı!

İngiliz inşaat ve hizmet sektörünün önde gelen şirketlerinden Carillion, bankalar kredi vermeyi reddedince zorunlu tasfiyeye girdi. İngiliz inşaat ve hizmet sektörünün önde gelen şirketlerinden Carillion, bankaların daha fazla kredi açmayı reddetmeleri üzerine bugün zorunlu tasfiyeye girdi ve İngiltere'deki büyük çaplı yüzlerce projenin geleceği tehlikeye girdi. Böylece İngiliz hükümeti de en büyük destekçilerinden birini kaybetmiş oldu.

Reuters'ın haberine göre sözleşmelerde yaşanan yüksek maliyetli gecikmeler ve yeni sözleşmelerin azalmasıyla ortaya çıkan kârlılık uyarıları ve 1 milyar sterlini aşan birinci yarı yıl zararı üzerine Carillion bugün zorunlu tasfiyeyi kabul etti.

Carillion başkanı Philip Green, "Son günlerde iş planımızı desteklemek için ihtiyaç duyduğumuz finansmanı sağlayamadık ve bu nedenle, büyük bir üzüntüyle bu kararı aldık" dedi. Carillion'ınkreditörleri arasında Royal Bank of Scotland, Santander UK, HSBC gibi bankalar bulunuyor. Şirketin borçları ve yükümlülükleri 1.5 milyar sterline ulaşıyor.

200 Yıllık Tarihi Vardı

Kuruluş tarihi 200 yıl geriye giden Carillion 20,000'i İngiltere'de olmak üzere tüm dünyada 43,000 kişi çalıştırıyor ve hastanelerden demiryolu hatlarına ve savunma bakanlığı tesislerine kadar değişen kesimlerde hizmet veriyor.

Daha önce tamamladığı inşaat projeleri arasında Londra Operası, Süveyş Kanalı karayolu tüneli ve Kanada'da Toronto Union istasyonu gibi projeler olan Carillion geçen yıl kazandığı ihaleyle İngiltere'de ikinci ve yeni bir Yüksek Hızlı Tren hattının yapımını üstlenmişti. Bu hat Londra'yla ülkenin kuzeyi arasında daha iyi bir ulaşım sağlayacak.

Carillion, hükümetin kamu hizmetlerinin devamı için gerekli finansmanı sağlayacağını ve PricewaterhouseCoopers'ın da bu sürecin denetimini yürüteceğini açıkladı.

Carillion'un durumu hakkında hükümet son haftalarda yaptığı bir dizi toplantıda alınacak önlemleri konuşurken muhalefet de batan şirketin vergi mükelleflerinin paralarıyla kurtarılmamasını istiyordu.

(Akşam, 15 Ocak 2018)

 

Berlin'deki Koalisyon Pazarlıklarında Çatlak

Almanya'da koalisyon tartışmaları dinmiyor. Hristiyan Birlik partileri, Sosyal Demokrat Parti'nin ön görüşmelerdeki bazı maddeleri yeniden müzakere etme talebini geri çevirdi. Almanya'da Hristiyan Birlik partilerinin Sosyal Demokrat Parti (SPD) ile yaptığı ön koalisyon görüşmelerinde anlaşması varılması da Berlin'deki koalisyon tartışmalarını dindirmedi. SPD tabanı sondaj niteliğindeki görüşmelerde alınan kararları yeterli bulmadı ve partiden Hristiyan Birlik partileri ile yeniden görüşmeler yapılması talepleri geldi.

Ancak Hristiyan Birlik partileri SPD'den gelen bu taleplere sıcak bakmıyor. Birlik Partileri Meclis Grup Başkanı Volker Kauder uzlaşma belgesinde değişiklik yapılmasının söz konusu olmadığını söyledi.

Bild gazetesine konuşan Kauder, taleplerinin bazılarını kabul ettiremeyen SPD'lilerin üzülmemesi gerektiğini, kendilerinin de önemli tavizler vermek zorunda kaldıklarını belirtti. Kauder, SPD'nin görüşmelerden önemli kazanımlarla çıktığını ve eleştirmek yerine başarılanlardan da bahsedilmesi gerektiğini savundu. Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) Genel Sekreteri Andreas Scheuer de protokolün bazı maddelerinin yeniden müzakere edilmesi şeklindeki talepleri geri çevirerek "kararlaştırılan konuları yeniden tartışma hatasına düşmeyeceklerini" söyledi.

Başbakan Angela Merkel liderliğindeki Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve kardeş partisi CSU ile birlikte 24 Eylül'deki genel seçimlerden bu yana kendine hükümet ortağı arıyor.

"CDU/CSU Erken Sevinmesin"

SPD Genel Başkan Vekili Ralf Stegner ise "ön görüşmelerde alınan kararların sadece koalisyon görüşmelerine temel alınabileceğini ve sondaj görüşmelerinde bütün konular üzerinde anlaşmaya varıldığının sanılmaması gerektiğini" söyledi.

SPD Genel Başkan Yardımcısı Thorsten Schäfer-Gümbel de "ön görüşme sonuçlarının koalisyon protokolü olduğunu sananların yanıldığını ve koalisyon görüşmelerinin sondaj sonuçlarının imza töreni olmadığını" ifade etti. SPD'nin sağlık sigortası reformu ve iş sözleşmelerinin gerekçe göstermeden süreye bağlanmasının yasaklanması gibi seçim vaatlerini ön görüşmelerde kabul ettirememesi parti içinde eleştiriliyor.

Son İki Engel

SPD tarihinde ilk kez Hristiyan Birlik partileriyle yeniden ortaklık kurmak üzere koalisyon görüşmelerine başlanıp başlanmayacağına delege oylarıyla karar verecek. Partinin 21 Ocak'ta Bonn'da yapılacak olan olağanüstü kongresinde delegelerin koalisyon görüşmelerine yeşil ışık yakacakları kesinleşmiş değil. Kongreden "başlansın" kararı çıktığı takdirde koalisyon protokolü parti üyelerinin oyuna sunulacak.

Parti üyelerinin katılacağı oylamanın da Merkel liderliğindeki büyük koalisyonun devam ettirileceğinin garantisi olmadığı anlaşılıyor. Hristiyan Birlik partileriyle koalisyon hükümeti kurulmasına karşı olan SPD'nin gençlik teşkilatı başkanı Kevin Kühnert oylamadan her iki sonucun da çıkabileceğini ve yönetim dışındaki parti kadrolarında ön görüşme sonuçlarının son derece farklı değerlendirildiğini söyledi.

(Deutsche Welle Türkçe, 15 Ocak 2018)

 

AB'nin Rusya Politikasını Eleştiren Orban: Verimli İlişki Kurma Zamanı

Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Avrupa’nın Rusya konusunda güç gösterisi yapmanın yanında işbirliğine de hazır olması gerektiğini belirtti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ülkesini güçlendirmeyi ve tekrar küresel oyuncu yapmayı başardığını dile getiren Orban, "Şimdi Moskova ile verimli ilişkileri kurma zamanı. Avrupa ülkeleri gücünü de sergilemeli, işbirliğine de hazır olmalı. Ancak AB sadece ilk maddeye önem veriyor" ifadelerini kullandı. Welt am Sonntag gazetesine konuşan Macar lider, "Avrupa’nın Rusya politikası kötü, çünkü fazla tek taraflı" dedi. Orban, diğer büyük Avrupa ülkelerine kıyasla Macaristan’ın AB’nin kararları üzerinde 'koşullu etkiye' sahip olduğunun da altını çizdi.

(Sputnik Türkçe, 14 Ocak 2018)