Dünya basınında 14 Şubat tarihinde konuşulanlar ve uluslararası ilişkilerde öne çıkan başlıklar…

 

ABD Vurdu! Rus Basını: '40 Rus Askeri Öldü'

ABD liderliğindeki uluslararası koalisyonun Deyrizor'da rejim güçleri ve Hizbullah milislerini vurduğu görüntüler yayınlandı. Pentagon'un Suriye'de, terör örgütü YPG'lileri korumak için gerçekleştirdiği saldırıda, Rus yapımı tankların hedef alındığı ortaya çıktı. Rus basını ise saldırıda 'Wagner' olarak bilinen 40 Rus paralı askerin hayatını kaybettiğini iddia etti. Bazı Rus gazeteleri ise ölen paralı asker sayısının 5 olduğunu iddia etti.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından yayınlanan görüntü kayıtlarında Rus yapımı T-72, tanklar ve diğer askeri araçların vurulduğu anlar görüntülere yansıyor.

Rus basını olayda en az 40 Rus paralı askerin hayatını kaybettiğini iddia etti.

ABD merkezli New York Times gazetesi ise Esad yanlısı milislere yönelik düzenlenen saldırıda onlarca Rus askerinin hayatını kaybettiğini yazdı.

Rus medyasına göre, Deyrizor'da hayatını kaybeden Rus askerlerden bazılarının ismi açıklandı. Bu isimler ise şöyle: Vladimir Loginov, Kirill Ananyev, Igor Kosoturov, Stanislav Matveev, Alexei Ladygin.

Terör örgütü YPG'nin ana omurgasını oluşturduğu SDG’nin terör örgütü DEAŞ’tan aldığı petrol sahalarını ele geçirmek için hamle yapan Esad yanlısı milisler, kısa süre önce buradaki SDG'nin karargâhına saldırdı.

İddiaya göre aynı karargâhta ABD askerleri de bulunuyordu. ABD’li askeri yetkililer, Suriye Lideri Beşar Esad yanlısı 500 kadar savaşçının havan topları, tanklar ve roketlerle SDG’yi hedef aldığını ve kendilerinin de ortaklarını korumak üzere harekete geçtiklerini açıklamıştı.

ABD ve SDG havadan ve karadan milislere saldırı düzenlemiş,. Amerikalı yetkililer, Esad yanlısı milislerden yaklaşık 100 kişinin öldürüldüğünü açıklamıştı.

Rus Wanger’ler Suriye’de

Wagner, Rus ordusundan emekli olan Albay Dmitriy Utkin tarafından kurulan özel bir güvenlik şirketi. İlk olarak 2014 yılında Ukrayna'nın doğusundaki ayrılıkçılara verdikleri destekle adını duyuran Wagner birlikleri, daha sonra Suriye'deki içsavaşa da Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın saflarında katıldı.

Kayıpları Düşük Gösteriyorlar

Rus kanunlarına göre paralı asker olarak görev yapmak ve paralı asker çalıştırmak yasak. Rusya da Wagner güçlerinin varlığını resmi olarak kabul etmiyor. Wagner birimi altında ölenlerin ailelerine bazen haftalar bazen de aylar boyunca haber verilmediği oluyor. Wagner savaşçılarının ölümü resmi olarak duyurulmadığı için Rusya, Suriye'deki askeri kayıplarını daha düşük göstermiş oluyor. Rusya'nın Wagner şirketi, ABD'nin Irak savaşında kullandığı ve yaptığı katliamlarla hatırlanan özel güvenlik şirketi Blackwater'ı hatırlatıyor.

4 Bin Dolar Maaş

Wagner paralı askerlerine aylık 4 bin dolar (15 bin TL'nin üzerinde) maaş ödeniyor. Ölen askerlerin ailelerine ise rütbelerine göre 22 bin dolar (yaklaşık 85 bin TL) ile 52 bin dolar (yaklaşık 200 bin TL) arasında farklı tutarlarda tazminat ödemesi yapılıyor.

(Hürriyet, 14 Şubat 2018)

 

İran'a 'Bölgeden Çekil' Diyen Tillerson: Suriye ve Irak'ta Kalmaya Devam Edeceğiz

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, İran'ın Suriye, Irak, Yemen ve Lübnan'dan güçlerini çekmesini isteyerek, bu bölgelerdeki varlığının istikrarsızlığa yol açtığını söyledi.

Tillerson, Arapça yayın yapan Hurra televizyon kanalına verdiği röportajda, Irak ve Suriye başta olmak üzere bölgedeki gelişmeleri değerlendirdi.

Irak'taki ABD askeri varlığına değinen Tillerson, bu konuyu Irak Başbakanı Haydar el-İbadi hükümetiyle değerlendireceklerini ifade ederek, "Biliyoruz ki ve bunu Başbakan İbadi'de söylüyor, DEAŞ'ın bazı militanları Irak'a karşı halen tehdit oluşturuyor. Bu tehditlerden tamamen kurtulduğumuzdan emin oluncaya kadar orada (Irak'ta) kalmaya devam edeceğiz." dedi.

Bakan Tillerson, Suriye'deki askeri varlıklarının amacının DEAŞ'ın tamamen yenilmesi olduğunu öne sürerek, bunun ayrıca Suriye'de istikrarı da hedeflediğini anlattı.

ABD'nin İran'ın Suriye, Irak, Yemen ve Lübnan'daki varlığına karşı bakışının uluslararası toplumun bakış açısıyla örtüştüğünü savunan Tillerson, "Bu varlık ne istikrar getirecek ne de vatandaşlar için güvenlik sağlayacak. Tahran'dan, güçlerini İran'a geri çekmesini yeniden talep ettik." açıklamasını yaptı.

Lübnan ve Suriye'de Hizbullah'ın İsrail'e yönelik tehditlerini ciddiye aldıklarını belirten Tillerson, Suriye'nin sadece İsrail değil, Türkiye ve Ürdün için de istikrasız bir ortam oluşturduğunu ve bundan endişe duyduklarını aktardı. Tillerson, "Bundan dolayı DEAŞ tamamen bitinceye kadar Suriye'de kalmaya devam edeceğiz." diye konuştu.

Irak'ın yeniden imarına değinen Tillerson, ABD şirketlerinin egemenlik ve hukukun olduğu ülkelerde çalışacağını dile getirerek, bunun da Irak'ın uzun vadeli egemenliğini güçlendireceğini sözlerine ekledi.

(Habertürk, 14 Şubat 2018)

 

Nauert: ‘Elçilik Sokağına İstenilen Ad Verilebilir'

Amerika Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, günlük basın brifinginde Türkiye ile ilgili olarak “Basın, ifade özgürlüğü ve adil yargılama süreçleri konusunda bir kez daha Türkiye’yi uyarmak istiyoruz” dedi.

Amerika Dışişleri Bakanı Tillerson’ın Türkiye ziyareti öncesinde sözcü Nauert, Suriye’de artan şiddet olaylarından endişe duyduklarını, ancak Türkiye’nin meşru güvenlik kaygılarını da anladıklarını söyledi.

Sözcü “Biz Afrin'de faaliyet göstermesek de bölgede yaşanan şiddet olaylarından kaygı duyuyoruz. Dışişleri Bakanı Tillerson, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bizim kaygılarımızı daha önce de net olarak aktardı. Türkiye'nin meşru güvenlik kaygılarını anlıyoruz. Değerli bir NATO müttefikimiz olan Türkiye, Suriye'de devam etmekte olan bazı operasyonlardan kaynaklı güvenlik endişeleri duyuyor ve bunu anlıyoruz. Bu sebeple de Türkiye’yle sadece onlar için değil, hem Amerika hem, Türkiye, hem bölgedeki diğer ülkeler için bir çözüm üzerine görüşebilmeyi umuyoruz. Suriye'nin doğusuyla ilgili çok ciddi güvenlik kaygılarımız var. Koalisyon ortaklarımızla birlikte IŞİD'in yeniden bu bölgelere geri dönmesini önlemek ve insanların yaşadıkları yerlere geri dönmelerini sağlamak üzere çalışıyoruz” dedi.

Sözcü ayrıca Dışişleri Bakanı Tillerson’un Türkiye’ye giderek doğrudan temaslarda bulunacak olmasının, Amerika’nın konuya verdiği önemin bir göstergesi olduğunu söyledi. Dışişleri sözcüsü, Amerika’yla Türkiye’nin Suriye’de yaşanan olaylar konusunda sürekli olarak temasta bulunduklarına dikkat çekti. Nauert, “Bir süre önce, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı H.R. McMaster, Türk yetkililerle bir görüşme gerçekleştirdi. Bölgede halen çalışmakta olan ve her gün Türkiye’yle temas halinde bulunan çok sayıda uzmanımız var. Bu bölge Amerikan yönetiminin çok derin kaygılar taşıdığı bir bölge. Biz burada şiddet olaylarının daha da arttığını görmek istemiyoruz. Bu sebeple gelişmeleri dikkatle takip ediyoruz. Biz bölgede sivillerin hayatlarını kaybetmelerini istemiyoruz, savaşın IŞİD'e karşı olmaktan başka yöne kaydığını görmek istemiyoruz. Önceliğimiz IŞİD. Dışişleri Bakanı Tillerson bugün Suriye'nin istikrarı için Amerika'nın 200 milyon dolar daha kaynak sağlayacağını duyurdu. IŞİD'i bölgeden çıkarmamız, uzak tutmamız ve insanların evlerine dönebilmesini sağlamamız çok önemli. Bu noktada görmek istediğimiz son şey, dikkatlerin IŞİD'in üzerinden başka noktaya kayması” diye konuştu.

Sokak Adı Değiştirme “İç Mesele”

Ankara’da Amerikan Büyükelçiliği binasının bulunduğu sokağın isminin “Zeytin Dalı” olarak değiştirileceğine dair haberlerin hatırlatılması üzerine de sözcü, “Benzer bir uygulamayı Rusya'nın da yapacağını duyuyoruz. Bu tamamen bir iç meseledir. Eğer Türkiye'de ya da Rusya'da belediyeler bir sokağın adını değiştirmek isterlerse bunu yapabilirler. Biz ifade özgürlüğüne önem veriyoruz” dedi.

Gazetecilerin Türkiye’de başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere bazı siyasetçilerin Amerika’yla ilgili kullandıkları dil ve ifadelerle ilgili yorumu de sorulan Heather Nauert, “Bu tarz ifadelere çok alışığız. Türk hükümetinden ya da başka hükümetlerden bu tarz yorumlar geldiğinde buna sinirlenmiyoruz. Başka hükümetlerden başka siyasi liderlerden de benzer ifadeler duyuyoruz, sosyal medya paylaşımları görüyoruz. Ancak bunların hiçbirini politikalarımızı oluştururken dikkate almıyoruz” dedi.

CHP milletvekili Enis Berberoğlu hakkındaki mahkeme kararıyla ilgili bir soruya da sözcü Nauert, Türkiye’deki ifade özgürlüğüyle ilgili sıkıntılardan dolayı kaygılı olduklarını söyleyerek yanıt verdi. Nauert, “Türkiye'de hükümeti eleştiren kişilerle ilgili olarak yoğun biçimdeki gözaltılar ve mahkeme kararı olmadan yaşanan tutukluluklar konusunda ciddi bir kaygı duyuyoruz. Bu vesileyle Türk hükümetine, rejime bir kez daha ifade özgürlüğünün, basın özgürlüğünün, önemini hatırlatmak istiyoruz. Türk gazetecilerin de bu noktada derin kaygılarını olduğunu biliyoruz. Böyle zorlu zamanlarda birkaç ses değil çok seslilik gereklidir. Türk hükümetine basın özgürlüğü, adil ve bağımsız yargı ve ifade özgürlüğü gibi temel insan hakları konusunda uyarıda bulunuyoruz” dedi.

FETÖ soruşturması kapsamında bir yılı aşkın süredir Türkiye’de tutuklu bulman Rahip Andrew Brunson’la ilgili olarak da Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Nauert, Amerikalı yetkililerin sürekli olarak Rahip Brunson’la iletişim halinde olduklarını ziyaret ettiklerini son görüşmenin de 6 Şubat tarihinde yapıldığını söyledi. Daha önce bu konunun hem Dışişleri Bakanı, hem Başkan Yardımcısı Pence, hem de Başkan Trump tarafından da Türk makamlarına iletildiğini ifade etti.

(Amerika’nın Sesi, 14 Şubat 2018)

 

ABD'nin Suriye Raporu: Muhalifler Esad'ı Devirecek Güçte Değil

ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Daniel Coats, senato için yazdığı bir raporda Suriye muhalefetinin Devlet Başkanı Beşşar Esad'ı devirecek güçte olmadığını söyledi.

ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Daniel Coats, ABD Senatosu İstihbarat Komitesi'ne Suriye raporu sundu.

ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Daniel Coats raporda "muhalefetin 7 yıldır süren isyanı muhtemelen Beşşar Esad'ı devirecek güçte değil" ifadesini kullandı.

Coats raporunda, Suriyeli muhaliflerin giderek artan askeri geri kalmışlığı yok edecek güçte olmadığını da savundu.

Raporda muhaliflerin çatışmayı en az 1 yıl daha sürdürecek gücü koruyacağı tahmininde de bulunuldu.

(NTV Haber, 14 Şubat 2018)

 

ABD Kongresi'ne Sunulan İstihbarat Raporunda Flaş PKK İtirafı!

ABD Ulusal İstihbarat Direktörü (DNI) Daniel Coats tarafından ABD Kongresi'ne sunulan "ABD İstihbarat Topluluğunun Dünya Genelinde Tehditler Değerlendirmesi" raporunda YPG'nin "PKK'nın Suriye'deki milis gücü olduğu" belirtildi.

ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Coats, Senato İstihbarat Komitesi'ndeki oturumda senatörlere ABD İstihbarat Topluluğunun Dünya Genelinde Tehditler Değerlendirmesi başlıklı raporu sundu.

Raporun Suriye ile ilgili bölümünde "PKK'nın Suriye'deki milis gücü olan YPG, muhtemelen bir tür otonom yapı arayışında olacak ancak Türkiye, Rusya ve İran'ın direnciyle karşılaşacak." ifadelerine yer verildi.

YPG'nin PKK'nın Suriye'deki uzantısı olduğu açık bir şekilde belirtilen raporda, örgütün otonom bir yapı kurma peşinde olduğunun belirtilmesi de dikkati çekti.

CIA de PKK Uzantısı Demişti

Son dönemde ABD'nin terör örgütü PYD/PKK'ya verdiği desteğe ilişkin çarpıcı "itiraflar" ortaya çıkarken ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatının (CIA) internet sayfasında geçen ay sonunda yapılan güncellemede ülke profilleri bölümünde PYD/PKK'nın, "Suriye'deki yabancı kaynaklı terör örgütleri" arasında yer aldığı görülmüştü.

Buna göre, Suriye'deki yabancı terör örgütleri arasında PKK'yı da sayan CIA, Salih Müslim'i de "PKK'nın Suriye kolunun lideri" olarak göstermişti.

Önceki hafta kamuya açık basın brifinginde ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert'in Afrin'deki PYD/PKK unsurlarıyla ilgili konuşurken doğrudan "PKK" ifadesini kullanmasının ardından Dışişleri Bakanlığından yalanlama yapılmaması da dikkati çekmişti.

(Haber Türk, 14 Şubat 2018)

 

Pentagon'dan 'Yeni Ordu' Yalanlaması

ABD Başkanı Donald Trump’ın Pazartesi günü onay için Kongreye gönderdiği 2019 yılı mali bütçesinin bir parçası olan Savunma Bakanlığı bütçesinde Suriye’de sınır güvenliği için öngörülen 250 milyon dolar tartışmalara neden oldu. Bütçede ‘sınır güvenliği düzenlemeleri’ için ifadesi altında öngörülen finansman, Türk basını kadar yabancı basın tarafından da ‘Ankara’nın sert tepki gösterdiği sınır güvenlik gücü için ayrılan para’ olarak yorumlandı. Bunun üzerine Savunma Bakanlığı Pentagon’un Sözcüsü Adrian Rankine-Galloway bir kez daha ABD’nin Suriye’de bir sınır güvenliği gücü kuracağını yalanlamak durumunda kaldı. Galloway, 250 milyon dolarlık ‘eğit donat’ kalemini DEAŞ’ın Ürdün ve Lübnan’da yayılmasını önlemek için kullanacaklarını savundu.

Pentagon Sözcüsü Galloway’in yaptığı son açıklamanın ayrıntıları şöyle:

– ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’un 2019 mali yılı bütçe teklifinde Irak ve Suriye’de DEAŞ’la mücadele için öngördüğü ‘eğit donat’ programı sınır güvenliği için finansmanı da kapsıyor. Bu finansmanın amacı Ürdün ve Lübnan gibi çatışma alanlarına komşu ülkelerde DEAŞ’ın yayılmasını önlemek.

– Sınır güvenliği finansmanı Suriye’de güvenlik taramasından geçmiş muhalefeti de kapsayacak bir biçimde iç güvenlik güçlerinin eğitimi ve donatılması için kullanılmayacak.

– ‘Sınır Güvenliği’ finansmanı devam etmekte olan DEAŞ’ı yenme, DEAŞ’lıların güvenli bölgelerini yok etme  çabalarını destekler ve Irak ile Suriye’ye komşu ülkelerde yeni güvenli bölgeler oluşmasına yönelik potansiyeli asgariye indirmeye çalışır.

– ABD yıkılmış evlerine dönen yerlerinden edilmiş insanların güvenliğinin güçlendirilmesi için eğitim sağlamayı hedefliyor çünkü DEAŞ’ın temizlendiği ya da şu anda yönetilmeyen bölgelerde yeniden ortaya çıkmasının önlenmesi de çok hayati.

– Bu finansman yeni bir ordu ya da geleneksel bir sınır güvenliği gücü için değil.

– Koalisyon ortağımız ve NATO müttefikimiz Türkiye’nin güvenlik kaygılarının kuvvetli biçimde farkındayız. Türkiye’nin güvenlik kaygıları meşrudur. DEAŞ’ı Suriye’de yenmeye dönük çabalarımız konusunda Türkiye’ye karşı tamamen şeffaf olmayı ve terörle mücadele çabalarında NATO müttefikimizin yanında olmayı sürdüreceğiz.

– ABD ve küresel koalisyon ortaklarının, DEAŞ’ın yenilmesi ve Suriye’nin istikrarına yönelik ortak hedefe bağlılığı tereddütsüz biçimde sürüyor. Nihayetinde Suriye kendi geleceğine BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 kararında öngörülen siyasi süreçte karar vermelidir.

(Hürriyet, 14 Şubat 2018)

 

İsrail, Ankara'yı SADAT Aracılığıyla Hamas'a Yardım Etmekle Suçladı

İsrail içistihbarat servisi Şin Bet, Hamas'a yardım ettiği gerekçesiyle gözaltına alınıp sınırdışı edilen Yrd. Doç. Dr. Cemil Tekeli'nin sorgusuna dayanarak şu iddiada bulundu: Ankara Hamas'a Türk hükümetiyle birlikte çalışan SADAT aracılığıyla yardım ediyor.

Tel Aviv'de 1 Ocak'ta gözaltına alınıp 11 Şubat'ta Türkiye'ye sınırdışı edilen İstanbul Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Cemil Tekeli'nin sorgusuyla ilgili İsrail içistihbarat servisi Şin Bet'den açıklama geldi. Hamas'ın Filistin Yönetimi Başkanı Mamhud Abbas'ın devrinin biteceği gün için Batı Şeria'da siyasi varlığını artırma çalışmaları yaptığını aktaran açıklamada, ''Hamas, Türkiye aracılığıyla Gazze ve Batı Şeria'ya terör fonları akıtıyor'' iddiası ortaya atıldı.

Türkiye'yi Hamas'a para ve silah yardımı yapmakla suçlayan Şin Bet'e göre, Ankara bunun için Uluslararası Savunma Danışmanlık Ticaret Şirketi'ni (SADAT) kullanıyor. SADAT A.Ş'nin kurucularından emekli tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, Ağustos 2016'dan beri Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Başdanışmanı konumunda.

‘Sadat, Silah Fuarına Götürdü’

Açıklamada Cemil Tekeli ile 21 Ocak'ta gözaltına alınan İsrailli Arap Dara'am Jabarin'in Türkiye'de üst düzey Hamas üyesi Zaher Jabarin tarafından örgüte yardım etmeleri için tutulduğu ileri sürüldü. "Tekeli'nin sorgusu sırasında, Türkiye'nin SADAT aracılığıyla Hamas'ın askeri açıdan güçlenmesine katkı yaptığı öğrenildi" diyen Şin Bet'e göre SADAT, üst düzey Hamas üyelerinin 2015'te Türkiye'de bir silah fuarına gitmesini de sağladı.

‘Türk Yetkililerle Doğrudan Temas’

"Sorgu sırasında Hamas'ın, Cihad Yağmur aracılığıyla Türk yetkililerle doğrudan temas halinde olduğu ortaya çıktı" diyen Şin Bet'e göre Tekeli'den 2012'de Türkiye'ye gelen Hamas üyelerinin yerleşmelerine yardımcı olması da istenildi.

Çoğu, kaçırılan İsrail askeri Gilad Şalit'in kurtarıldığı takas anlaşmasıyla serbest bırakılan Hamas üyeleriydi. Tekeli bu kişilerin Türkiye'de kalmalarına uygun vize almalarına, ev kiralamalarına, araba almalarına ve kendi isimlerine şirket açıp yerleşik düzene geçmelerine yardımcı oldu.

‘Türkiye’de Paravan Şirket Kurup Kara Para Akladılar’

Buna göre Türkiye'de Zaher Jabarin'in talimatlarıyla Hamas üyeleri paravan bir şirket açıp kara para akladı.

‘Paralar Gazze ve Batı Şeria’ya Gönderildi’

Paranın kaynağı Türkiye'de yetkililerden gizlenirken bu yöntemle Gazze'ye milyonlarca dolar gönderildi.

Açıklamada Dara'am Jabarin'in sorgusundan 'Türkiye'yi sık sık ziyaret ettiği, kendisinden yüzbinlerce euro'yu Batı Şeria'ya götürmesinin istendiği' ifadelerine yer verildi. Jabarin'in evinde de 91 bin euro bulunduğu kaydedildi.

Şin Bet, Tekeli'nin Zaher Jabarin ile yardımcısı Salameh Mar'i'nin Türkiye'ye yerleşmesine yardım ettiğini, Dara'am Jabarin'in de bu iki kişinin talimatlarıyla hareket ettiğini savundu.

‘Türk Yetkililerin Yardımıyla’

Açıklamada "Hamas'ın Türkiye'deki dallanıp budaklanmış ekonomik ve askeri faaliyeti, Türk yetkililerin görmezden gelmesi ve bazen teşvik etmesiyle, bazıları hükümete yakın olan Türk vatandaşlarının da yardımıyla, engelsiz biçimde gerçekleşiyor'' iddiasına yer verildi.

Tekeli’den İşkence Suçlaması

Tekeli, Türkiye'ye dönüşte İsrail'de işkence gördüğünü ileri sürüp ''Her hakkımı istediğimde, büyükelçi ve avukatla görüşmek istediğimde, daha kötü şartlara koydular. Çırılçıplak soydular, kelepçeli bir şekilde buz gibi bir odada beklettiler'' dedi. Kendisine zorla hap içirildiğini, iğne yapıldığını anlattı.

‘Gerçekdışı ve Ciddiyetsiz İddiaları Kınıyorum’

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, "İsrail'de gözaltına alınıp serbest bırakılan Cemil Tekeli'den alındığı iddia edilen ifadelere dayanılarak İsrail İç İstihbarat Ajansı'nca basına servis edilen bazı iddialar" hakkındaki soruya cevaben bir açıklama yaptı. Aksoy, açıklamasında "Gözaltına alınan vatandaşımızdan hangi koşullarda alındığı belirsiz bazı ifadelere dayanılarak ortaya atılan gerçekdışı ve ciddiyetsiz iddiaları reddediyoruz.

Türkiye'nin kendi topraklarında başka bir ülkenin güvenliğini tehlikeye atacak bir faaliyete izin vermesi söz konusu değildir" dedi.

(Sputnik Türkiye, 14 Şubat 2018)

 

İsrail Polisi, Netanyahu Hakkında Rüşvet Soruşturması Açılmasını Talep Etti

İsrail polisi, baş savcılıktan Başbakan Binyamin Netanyahu'ya karşı rüşvet soruşturulması açılmasını talep etti.

İsrail emniyetinden yapılan yazılı açıklamada, Netanyahu'nun dahil olduğu iki ayrı vaka nedeniyle, hakkında rüşvet, dolandırıcılık ve görevi kötüye kullanma soruşturması açılması için yeterli delil olduğu belirtildi.

TV ekranlarından bir açıklama yapan Netanyahu ise suçlamaların asılsız olduğunu belirtti ve görevine devam edeceğini söyledi.

Suçlamalar Neler?

Suçlamalardan birinde, Netanyahu'nun İsrail gazetesi Yediot Aharonot'un yayıncısından, rakip bir yayının önünü kesme karşılığında, kendisi hakkında olumlu yayın yapmasını istediği öne sürülüyor.

Polis, gazetenin genel yayın yönetmeni Arnon Mozes hakkında da soruşturma yürütülmesi gerektiğini söylüyor.

İkinci suçlama ise, Netanyahu'nun İsrailli işadamı Arnon Milchan ve diğer destekçilerinden 100.000 dolar değerinde üzerinde hediye aldığı iddiasını içeriyor.

Jerusalem Post gazetesi, hediyeler arasında şampanya ve puro gibi ürünlerin de bulunduğunu, hediyelerin Milchan'a ABD vizesi almasında kolaylık sağlanması karşılığında alındığını öne sürüyor.

İsrail polisi, Milchan hakkında rüşvet suçlamasıyla soruşturma açılması gerektiğini belirtiyor.

Polis ayrıca, Netanyahu'nın Avustralyalı milyarder James Packer'la dolandırıcılık ve görevi kötüye kullanma olarak değerlendirilecek eylemler içine girdiğinden şüphelenildiğini de öne sürüyor.

İsrail'de yayın yapan TV kanalı Kanal 10, Packer'ın Kasım ayında müfettişlere, Netanyahu ve eşi Sara'ya hediye verdiğini söylediğini bildirdi.

İsrail medyası, Netahyahu'nun müfettişler tarafından en az yedi kez sorgulandığını belirtiyor.

Bundan Sonra Ne Olacak?

Netahyahu hakkında soruşturma başlatılıp başlatılmayacağına baş savcılık karar verecek.

Adalet Bakanı Ayelet Shaked, hakkında soruşturma yürütülen bir başbakanın istifa etmek zorunda olmadığını belirtti.

Netahyahu da görevini sürdüreceğini söyledi.

TV konuşmasında Netahyahu, "her zaman ulusunun iyiliği için çalıştığını" belirtti ve polisi kendisine karşı bir cadı av yürütmekle suçladı.

(BBC Türkçe, 14 Şubat 2018)

 

Türkiye ile Yunanistan Arasında Kardak Gerginliği

Kardak Kayalıkları Türkiye ile Yunanistan arasında yeniden gerginliğe neden oldu. Başbakan Yıldırım mevkidaşı Tsipras ile telefonda görüşürken, dışişleri bakanlıklarından karşılıklı sert açıklamalar geldi.

Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım ile Yunan mevkidaşı Aleksis Tsipras, Kardak Kayalıkları gerginliğiyle ilgili olarak telefonda görüştü. Görüşmede Yıldırım'ın "son dönemde yaşanan gerginlikten rahatsızlık duyulduğunu ve tansiyonun düşürülmesi için Yunanistan'ın gerekli tedbirleri almasının beklendiğini" vurguladığı bildirildi.

Görüş farklılıklarına rağmen olumlu bir havada geçtiği belirtilen görüşmede, iki tarafın üst düzey askeri yetkililerinin bir araya gelmesinin yararlı olacağı noktasında mutabık kalındığı kaydedildi.

İki ülke arasındaki ilişkiler, Kardak Kayalıkları'nda yaşanan iki farklı olaydan ötürü gerilmişti. İlk gerginlik, Pazartesi gecesi Kardak bölgesine girmeye çalışan Yunan botunun ona engel olan Türk botuyla çarpışmasıyla ortaya çıkmış, ardından Salı günü öğlen saatlerinde Türk botlarının Yunanistan'ın Leros, Kilimli ve İstanköy'den (Kos) gelen 4 Yunan botunun Kardak'a gelmesini engellemesiyle tırmanmıştı.

Bakanlıklar Arasında Söz Dalaşı

Yıldırım-Tsipras görüşmesinden önce, Türk ve Yunan dışişleri bakanlıklarından olayla ilgili karşılıklı açıklamalar geldi.

Yunanistan Dışişleri Bakanlığı'nın internet sitesinde yayınlanan açıklamada "İnsan hayatını riske atan bu tür tehlikeli olaylar, Türkiye'nin son günlerde giderek artan biçimde gösterdiği provokatif davranışın sonucudur" ifadeleri kullanıldı.

Türkiye'nin "uluslararası hukuku ihlal etmekten vazgeçmesi gerektiğinin" ifade edildiği metinde, "bu tür fiillerin iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesine katkı sağlamadığı" vurgulandı. Açıklamada ayrıca Türkiye'nin Atina Büyükelçisi'nin Yunanistan Dışişleri Bakanlığı'na çağrıldığı belirtildi.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı da konuyla ilgili bir açıklama yayınladı. Açıklamada, Yunanistan "kendi kamuoyunu yanıltmak" ve "gerçekleri her zaman olduğu gibi çarpıtmakla" suçlandı.

Türk bakanlık müsteşarının olayla ilgili olarak Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri'ni aradığının kaydedildiği açıklamada, "Yunan silahlı kuvvetlerinin hasmane tasarruflarının havada ve denizde devam ettiği, bunlara müsamaha gösterilmeyeceği, Ege’de gerginliğin tırmanmasının her iki ülkenin de çıkarına olmadığı ve Yunan tarafının bu tehlikeli hareketlerine son vermesi gerektiğinin açık şekilde iletildiği" belirtildi.

Türk Dışişleri'nden gelen açıklamaya Yunanistan'dan yanıt geldi. Yunan Dışişleri Sözcüsü Aleksandros Yennimatas, "Türkiye'nin sağduyusunu kaybettiğini" söyledi. Yennimatas, "uluslararası hukuku ihlal etmenin ötesinde, Türkiye'nin coğrafya bilgisinin eksik olduğunu gösterdiğini" söyledi.

Yunan ve Türk sahil güvenlik botlarının çarpışması sonrası AB, Salı günü Türkiye'yi AB üyesi komşunun egemenlik haklarına saygılı olmaya çağırmıştı. Pazartesi günü ise AB Komisyonu, Türkiye'nin Kıbrıs'ın güneyindeki doğal gaz sondaj çalışmalarını engellemesine tepki göstermiş ve Türkiye'ye ablukayı kaldırma çağrısında bulunmuştu.

(Deutsche Welle Türkçe, 14 Şubat 2018)

 

Rumlar, Hidrokarbon İçin Türkiye'yi AB'ye Şikayet Etti

Doğu Akdeniz'de Rum kesiminin hidrokarbon faaliyetlerini sürdürmesine Türkiye'den gelen sert tepki sonrası, Rumlar Avrupa Birliği'ni devreye soktu. AB Konsey Başkanı Donald Tusk, Türkiye'ye AB ülkelerine yönelik tehditlerden kaçınma çağrısı yaptı.

Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon faaliyetlerini sürdürmesine Türkiye’nin Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla sert tepki gösterdiği Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Avrupa Birliği’ni devreye soktu. AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, GKRY lideri Nikos Anastasiadis ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Türkiye’ye, AB ülkelerine yönelik tehdit ve eylemlerden kaçınma çağrısı yaptı.

Tusk: Tehdit ve Eylemlerden Kaçının

Hürriyet gazetesinde yer alan habere göre Rumlar, Türkiye’yi İtalyan şirketi Eni’ye ait bir geminin bölgede faaliyet göstermesini engellemekle suçladı. Bu suçlama bağlamında Anastasiadis ile Tusk, yaşanan gelişmeleri ele aldıkları bir telefon görüşmesi yaptı. Tusk, Rum tarafının talebi üzerine gerçekleşen görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, “Türkiye’ye, herhangi bir AB üyesine yönelik tehdit ve eylemlerden kaçınma, bunun yerine iyi komşuluk ilişkilerine, sorunların barışçıl çözümüne ve toprak bütünlüğüne saygı çağrısı yapıyorum” dedi. Görüşmeden önce AB Komisyonu’ndan yapılan açıklamada da benzer vurgulara yer verildi.

Dışişleri: Güvenliği Riske Atıyorlar

Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, GKRY’nin Doğu Akdeniz bölgesinin güvenlik ve istikrarını sorumsuzca riske atmaktan çekinmediği belirtilerek, ortaya çıkabilecek durumun tek sorumlusunun, “Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir kapsamlı çözümün tesisi için çaba sarf etmesi gerekirken Ada’nın yegane sahibi gibi davranmaktan vazgeçmeyerek ısrarla tek taraflı hidrokarbon faaliyetlerine devam eden Kıbrıs Rum tarafı olacağı” ifade edilmişti.

(CNN Türk, 14 Şubat 2018)

 

Macron: Eğer Kimyasal Silah Kullanıldığı İspatlanırsa Suriye'yi Vuracağız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, eğer Suriye'de sivillere karşı kimyasal silah kullanıldığı ispatlanırsa Suriye'ye saldırı düzenleyeceklerini söyledi. Macron, Fransız istihbaratının bu iddiaları destekleyecek kanıtlara sahip olmadığını da ekledi.

Fransa'nın başkenti Paris'te gazetecilere açıklamalar yapan Macron "Kimyasal silahlar konusunda kırmızı çizgilerimiz belli ve bir kez daha bu kırmızı çizgileri teyit ediyorum" dedi. Macron açıklamasında şunları söyledi:

"Bugün istihbaratımız ve silahlı kuvvetlerimiz, anlaşmalarda belirtilmiş olan kimyasal silahların sivillere karşı kullanıldığını tespit etmiş değil. Eğer bir kanıt bulunursa, Fransa bu kimyasal silahların üretildiği yerlere saldırı düzenleyecek."

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le yaptığı görüşmeden de bahseden Macron, Putin'den "Kimyasal silah kullanmadığını söyleyen Suriye rejimini izlemeye devam ettiklerini" iletmesini istediğini belirtti.

(Sputnik Türkiye, 14 Şubat 2018)

 

Alman Meclisinden İki Ayrı Afrin Raporu

Alman meclisinin hazırladığı iki ayrı bilirkişi raporunda Türkiye'nin Afrin operasyonu ve Almanya'nın Türkiye'ye tank ihracatı ile ilgili şu an itibariyle hukuki bir sorun bulunmadığı bildirildi.

Almanya'da Federal Meclis Bilimsel Hizmetler Dairesi tarafından Türkiye'yle yapılan silah ticaretinin hukuka uygunluğu ve Türkiye'nin Afrin'e düzenlediği askeri operasyonu değerlendirmeye alan iki farklı bilirkişi raporu hazırlandı.

Sol Parti kalkınma politikaları sözcüsü Helin Evrim Sommer'in başvurusu üzerine hazırlanan ve Salı günü kamuoyuna yansıyan raporların ilkinde, Türkiye'ye yapılan tank ihracatının şu anki veriler ışığında uluslararası hukuku ihlal etmediği belirtildi. Türkiye'ye silah ihracatının AB hukukuna uygunluğunu değerlendirmeye alan raporda, söz konusu ticari işlemlerin hayata geçtiği tarih olan 2005 yılında AB'nin silah ticaretiyle ilgili herhangi bir ortak tutumu olmadığı vurgulandı. Belgede, bu nedenle AB hukukunun "bir değerlendirme standardı teşkil edemeyeceği" belirtildi.

Türkiye'nin Afrin'e düzenlediği harekatın uluslararası hukuka uygunluğunun ele alındığı diğer raporda ise, bu konudaki tartışmanın "şimdiye kadar açığa kavuşturulmadığı" kaydedildi. Belgede Türkiye'nin askeri operasyonuna ilişkin "çok sayıda pratik ve hukuki sorunun cevapsız olduğu" ve bu nedenle "olaylarla ilgili güvenilir bir değerlendirmenin" söz konusu olmadığı belirtildi. Alman hükümeti şu ana kadar, Türkiye'nin düzenlediği harekatı uluslararası hukuka uygunluk noktasında nasıl gördüğüyle ilgili herhangi bir açıklama yapmamıştı.

Sommer: Gelecekteki Satışlar Etkilenebilir

Her iki bilirkişi raporunun da hazırlanmasına öncülük eden Sol Partili Helin Evrim Sommer, raporlarla ilgili yaptığı değerlendirmede, "Alman hükümetinin Türkiye'yle yapılacak silah ticaretinden ötürü en azından gelecekte sorumlu tutulabileceğini" söyledi.

Türkiye'nin Afrin operasyonunda meşru müdafaa hakkını kullanıp kullanmadığıyla ilgili farklı görüşler olduğunu belirten Sommer, "Türkiye'nin NATO üyeliğinin askıya alınması" çağrısında bulunmuştu.

Türkiye'nin Afrin'e düzenlediği "Zeytin Dalı Harekatı"nda Almanya'dan satın aldığı tankları kullanıyor olması, Almanya'da tartışmalara neden olmuş durumda.

Salı günü Tagesschau'da yer alan haberde de, Türk ve Alman dışişleri bakanlarının 6 Ocak'taki görüşmesinden üç gün sonra Alman savunma sanayi şirketi Rheinmetall ile Türk BMC şirketi arasında "Leopard 2" tanklarının modernizasyonu konusunda anlaşma imzalandığı iddia edilmişti. Taraflardan iddialarla ilgili henüz resmi bir açıklama yapılmadı.

(Deutsche Welle Türkçe, 14 Şubat 2018)

 

Erdoğan ile Suudi Kral Selman Suriye’yi Görüştü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz Al Suud telefonda görüştüler. Görüşmede, Suriye’deki gelişmeler ve ikili ilişkiler ele alındı.

Cumhurbaşkanlığı kaynaklarının verdiği bilgiye göre bu akşam geç saatlerde gerçekleşen görüşmede ikili ilişkiler ve Suriye meselesi ele alındı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşme vesilesiyle, Türkiye’nin Afrin’de terör unsurlarına karşı yürüttüğü Zeytin Dalı Harekatı hakkında bilgi paylaşımında bulundu. Afrin’deki Arap, Kürt ve Türkmenlerin de harekatı desteklediklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, operasyonların yerli halkın evlerine dönüşünü de beraberinde getireceğini belirtti.

Suriye Konusundaki Uluslararası Çabalara Destek

Erdoğan ve Suud Kralı Selman, Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve siyasi çözüme önem verdiklerinden bahisle, bu konularda ortak çabayı ve işbirliğini artırmanın faydalı olacağını vurguladı. Suud Kralı Selman’ın Cenevre sürecini ve Suriye konusundaki uluslararası çabaları desteklediklerini ifade etmesine mukabil Cumhurbaşkanı Erdoğan, Astana sürecini ve Soçi Kongresi’ni Cenevre’nin mütemmim cüzleri olarak gördüklerine dikkati çekti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Kral Selman, Türkiye ve Suudi Arabistan arasındaki ikili ilişkileri daha da güçlendirme hususundaki kararlılıklarını teyit ettiler. Görüşmede, Başbakan Binali Yıldırım’ın Aralık ayında Suudi Arabistan’a verimli bir ziyaret gerçekleştirdiğine değinildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Kral Selman, daha önce mutabık kaldığı üzere Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın önümüzdeki süreçte Türkiye’ye yapacağı ziyaretin ikili ve bölgesel konularda görüş teatisi için büyük önem taşıdığını da ifade ettiler.

(Sputnik Türkiye, 14 Şubat 2018)

 

Kuzey Irak'a Hava Harekatı

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından Irak'ın kuzeyindeki Sinath-Haftanin, Metina, Gara, Avaşin ve Basyan bölgelerine düzenlenen hava harekatında PKK'lılara ait sığınak, barınak ve silah mevzisi olarak kullanılan 8 hedefin imha edildiği bildirildi.

Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, Irak'ın kuzeyinde bulunan PKK'ya ait hedeflerine düzenlenen opersayonlar devam ediyor.

Bu kapsamda, Irak'ın kuzeyindeki Sinath-Haftanin, Metina, Gara, Avaşin ve Basyan bölgelerinde keşif ve gözetleme vasıtaları ile karakol ve üs bölgelerine saldırı hazırlığında oldukları ifade edilen PKK mensuplarına yönelik bugün hava harekatı düzenlendi.

Harekatta, PKK tarafından kullanıldığı ifade edilen sığınak, barınak ve silah mevzisi olarak kullanılan 8 hedef imha edildi.

Harekata katılan uçaklar emniyetle üslerine döndü.

(Sputnik Türkiye, 14 Şubat 2018)

 

Kazakistan: Çavuşoğlu, Lavrov ve Zarif, Gelecek Ay Astana’da Suriye’yi Konuşacak

Kazakistan Dışişleri Bakanı Kayrat Abdrahmanov, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in gelecek ay başkent Astana’da bir araya gelerek Suriye’deki durumu ele alacağını söyledi.

Gazetecilere konuşan Abdrahmanov, Astana'daki Suriye barış görüşmelerinin 9. turunun Çavuşoğlu, Lavrov ve Zarif'in bir araya gelmesinin ardından gerçekleşeceğini bildirdi.

Tarih, gündem ve görüşmenin yeri üzerinde çalışılmaya devam edildiğini belirten Abdrahmanov, Astana'nın seçenekler arasında olduğunu söyledi.

Abdrahmanov "Rusya, İran ve Türkiye gibi üç ülkenin dışişleri bakanlarını bir araya getirmek için biraz çaba gerekiyor. Halihazırda doğuda gelişen olaylar doğrultusunda yoğun bir program var. Bu nedenle görüşme büyük ihtimalle martta olacak. Bu ayki teknik görüşmenin ardından program konusunda mutabık kalmak zor olacak" dedi.

Daha önce Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bodganov da, dışişleri bakanları arasındaki toplantının mart ayında gerçekleştirebileceğini söylemişti.

(Sputnik Türkiye, 14 Şubat 2018)

 

Amerikan Gemileri Fars Körfezinde İran’ın Belirlediği Rotada Seyretmektedir

Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri Komutanı General Ali Fedevi, İran Milli Güvenlik Konseyinin Amerikan ve diğer 6 koalisyon gücü ülkelerinin Fars Körfezi ve Umman Denizinde bir rota belirlediğini ve bu gemilerin seyrinin bu rotada yapıldığını söyledi.

Fedevi, Tahran’da düzenlenen bir toplantıda yaptığı açıklamada Amerika ve Koalisyon gemilerinin İran Milli Güvenlik Konseyinin belirttiği rotada seyrettiklerini ve şu ana kadar bu rotayı ihlal etmediklerini söyledi.

Fedevi, “Umman denizi ve Fars Körfezi çevresinin korunması bizim için önemlidir ve yabancı gemilerin denge sularını buralara boşaltmalarına izin vermeyiz’’ dedi.
Hindistan’a ait bir geminin denge suyunu Lavan adası yakınlarında boşalttığını belirten General Fedevi, gemiye el konulduğunu ve belli bir süre sonra bırakıldığını belirtti.
Fars Körfezi ve Umman denizindeki çevre kirliliğini eleştiren General Fedevi, ‘’Helikopterle Fars Körfezi ve Umman Denizinin üstünde uçuş yapıldığı zaman birçok kirlilik görülebilir. Gemiler denizin çevrisini korumakla mükellefler fakat bunu yapmıyorlar. Bu hususta İran Limanlar ve Denizcilik Kurumu bir hüküm verdiğinde biz onun uygulanması için gereken her şeyi yaparız’’ dedi.

(İRNA, 14 Şubat 2018)

 

Zülfikari: İran ve Türkiye Güvenlik ve Terörizmle Mücadelede Ciddi İşbirliğine Sahipler

İran İslam Cumhuriyeti İçişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Zülfikari, İran ve Türkiye’nin güvenlik ve terörle mücadele konularında ciddi işbirliğine sahip olduklarını ve her iki ülkede de işbirliğinin gelişmesi ve anlaşmaların uygulanması için derin bakış açısı hakim olduğunu söyledi.

Ankara temasları sonrası IRNA’ya açıklamada bulunan Zülfikari, Türkiye İçişleri Bakanının Tahran ziyareti esnasında iki ülkenin ortak tehditleri olan terörizm, uyuşturucu, silah, insan kaçakçılığı ve diğer organize suçlar konusunda ve iki ülke vatandaşlarının haklarının korunması hususlarında iyi anlaşmalar sağlandığını söyledi.

Zilfikari, ‘’Bu anlaşmaları uygulanması çeşitli düzeylerde koordinasyon gerektirdiğinden iki ülke ortak çalışma gurubunun Ankara’da toplandılar ve müzakereler sonucunda uygulamalara dair nihai anlaşma iki ülke yetkilileri tarafından imzalandı’’ dedi.

Zülfikari, sınır konuları hakkındaki koordinasyonlar için iki ülke sınır yetkililerinin yılda iki kere, uyuşturucu ile mücadele için koordinasyon için de İran ve Türkiye uyuşturucu ile mücadele polis birimlerinin yılda 4 kez görüşeceğini belirtti.

İki ülke sınır kent ve illerinin yetkililerinin de sürekli görüşmelerinin kararlaştırıldığını ifade eden Zülfikari, insan kaçakçılığının önlemesi için iki ülke polis yetkililerinin görüşmeler yapacaklarını söyledi.

Zülfikari, İran İçişleri Bakan Yardımcısı ile Türkiye içişleri bakanlığı Müsteşarının yılda iki kez diğer üst düzey yetkililerle görüşeceklerini ve muhtemel sorunların giderilmesi için çalışacaklarını söyledi.

İki ülke arasındaki anlaşmalarda bir sorun olmadığını fakat bunların tam uygulanması hususunda sorunlar yaşandığını ifade eden Zülfikari, bu husustan bundan sonra fiili adımlar atılacağını söyledi.

Görüşmede tarafların terörizmle mücadelesine vurgu yapıldığını ifade eden Zülfikari, ‘’Terörizm ne isimle olursa terörizmdir ve bölge ile iki ülkenin güvenliğine tehlikeye atmak isteyen herkesle mücadele edilecektir’’ dedi.

İran ve Türkiye güvenliğinin diğer komşu ülkelerinin güvenliği gibi bir birine bağlı olduğunu ifade eden Zülfikari, ‘’İran, Türkiye’nin güvenliğini kendi güvenliği gibi görmektedir ve iki ülke arasındaki işbirliği süreci olumlu yönde ilerlemektedir. Bu düzeyde anlaşma ve koordinasyon dikkat gerektirir ve iki tarafın da dikkati ile terörist gurupların bölgede faaliyet imkanının olmaması gerekir’’ dedi.

(İRNA, 14 Şubat 2018)

 

Golan Er Ya da Geç Anavatana Dönecektir

İsrail işgali altındaki Golan Topraklarını Kurtarma Halk Komitesi; Siyonist proje ve etkilerini karşı mücadeleyi azimle sürdürme kararlılığını bir kez daha vurgularken, terör ve müttefiklerine karşı koyma ısrarının altını çizdi.

Golanlı yurttaşlarımızın işgalci İsrail dayatmalarına karşı intifadalarını başlatmalarının 36. yıldönümünde yayınladığı bültende halk komitesi; Siyonist İsrail’e karşı zafere mutlak inancını ifade ederken, Golan ve halkının er ya da geç anavatanı Suriye’ye döneceğini vurguladı.

Bültende ulusal onur ve hakların korunmasında yegâne yolun direniş olduğuna dikkat çekilirken, Suriye ve halkının kendi geleceğini egemen bir şekilde yapılandırma gücünü tüm dünyaya kanıtladığı ifade edildi.

(SANA, 14 Şubat 2018)

 

Umman Dışişleri Bakanı Bin Abdullah: Filistin Devletinin Kurulması Zorunluluk Haline Geldi

Umman Dışişleri Bakanı Bin Abdullah, "Filistin devletinin kurulması, tüm dünya için stratejik bir zorunluluk haline geldi." dedi.

Umman Dışişleri Bakanı Yusuf bin Alevi bin Abdullah, "Filistin devletinin kurulması, tüm dünya için stratejik bir zorunluluk haline geldi." dedi.

Umman haber ajansı ONA'de yer alan habere göre, Filistin'e ilk ziyaretini gerçekleştiren Bin Abdullah, Eriha kentinde basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

Filistin'i ziyaret etmekten duyduğu memnuniyeti dile getiren Bin Abdullah, her nerede olursa olsun Ummanlıların Filistinli kardeşlerini desteklediklerini söyledi.

Dünyanın daha fazla şiddet ve yıkıma dayanma gücünün kalmadığını belirten Bin Abdullah, "Filistin devletinin kurulması, tüm dünya için stratejik bir zorunluluk haline geldi." ifadesini kullandı.

Bin Abdullah, Filistin'de ve komşu bölgelerde barışın sağlanması ve başkenti Kudüs olan Filistin devletinin kurulması için herkesin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın yanında olduğunu sözlerine ekledi.

Konuk bakanın, üç gün sürecek Filistin temasları çerçevesinde Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Başbakan Rami el-Hamdallah ve diğer bazı yetkililerle bir araya gelmesi bekleniyor.

(Anadolu Ajansı, 14 Şubat 2018)

 

Filistin'deki Bölünmüşlüğü Bitirme Çabaları Sürüyor

Hamas Siyasi Büro Üyesi Hayye, Mısır İstihbarat Başkanı Kamil ile ABD'nin Kudüs kararı, Filistin meselesi, Gazze Şeridi'ndeki krizler, İsrail'in Yahudi yerleşim birimleri ve Refah Sınır Kapısı ile ilgili meseleleri görüştü.

Hamas Siyasi Büro Üyesi Halil el-Hayye'nin, Mısır İstihbarat Başkanı Abbas Kamil ile bir araya geldiği bildirildi.

Hamas'a bağlı El-Aksa televizyon kanalına bağlanan Hayye, Mısır ziyaretinin "büyük önem taşıdığını" belirterek, Kamil ile görüşmede "ABD'nin Kudüs kararı, Filistin meselesi, Gazze Şeridi'ndeki krizler, İsrail'in Yahudi yerleşim birimleri ve Refah Sınır Kapısı ile ilgili meseleler başta olmak üzere birçok konuyu ele aldıklarını" söyledi.

Hayye, "Mısırlılara, tutumuzun net olduğunu, ABD yönetiminin Filistin'in kutsal değerleriyle çatışan dayatmalarına izin vermeyeceğimizi ve kabul etmeyeceğimizi vurguladık. Trump'ın tasfiyeci projelerine karşı olduğumuzu ifade ettik." ifadelerini kullandı.

Filistin uzlaşı dosyasına ilişkin Hayye, "Hamas, bölünmenin son bulması için çok fedakarlık yaptı. Uzlaşının başarıyla sonuçlanması için gerekeni yapmak için gayret edeceğimizi vurguladık." diye konuştu.

Hayye, İstihbarat Başkanı Kamil'in de Mısır'ın, Filistin meselesine yönelik sabit tutumunu vurguladığını ve uzlaşı konusunda çabalarını sürdüreceklerini belirttiğini kaydetti.

Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye, beraberindeki heyetle Filistin uzlaşısına dair konuları görüşmek üzere geçen cuma günü Refah Sınır Kapısı'ndan geçerek Mısır'a gitmişti.

Hamas ve Fetih heyetleri, Mısır'ın başkenti Kahire'deki müzakereler kapsamında geçen yıl 12 Ekim'de, Filistin'deki bölünmüşlüğü bitirmek için "uzlaşı anlaşması" imzalamıştı.

(Anadolu Ajansı, 14 Şubat 2018)

 

Irak Türkmen Cephesi'ne Saldırı Düzenlendi

13 Şubat tarihinde Irak Türkmen Cephesi'nin Bulava'daki bürosuna saldırı düzenlendi. Saldırı otomatik silahlarla gerçekleşti. Saldırı Irak Türkmen Cephesi Bulava büro sorumlusu Ahmet Bulavalı, eşi ve kardeşi ile evine döndüğü sırada yaşandı. Saldırının ardından yaralılar Kerkük’te hastaneye kaldırıldı.

(QHA, 13 Şubat 2018)

 

Rusya’dan Isık-Göl Gıda Güvenliği Projesine 2 Milyon Dolar

“Kırgızistan Isık-Göl bölgesinde sanayi sektörlerinin geliştirilmesi ve turizm sektörüyle olan bağlarının güçlendirilmesi” konulu konferans sırasında proje koordinatörü Nurgül Bayburayeva, Isık-Göl bölgesindeki gıda güvenliği projesi 2016 yılında başlayıp UNIDO tarafından hayata geçirildi ve Rus tarafının finanse edilmekte olduğunu bildirdi. Finansman tutarı 2 milyon dolar. Proje süresi 3 yıldır.

Projenin üç başlangıç, kurulum ve final aşamalarında gerçekleştirildiğini belirten Bayrubayeva, “İlk aşamayı tamamladık. Turizm, meyve ve sebzeden önerilen beş sektörden birini seçtik. En kabul edilebilir sektörler seçildi. Ayrıca uzmanları eğittik. İkinci aşamada, bu sektördeki şirketlerin üretim kısmını iyileştirmek için maddi yardıma ayrılmıştır. Şimdi bu şirketlerin seçiminde çalışıyoruz.” ifadesini kullandı.

Bayburayeva, yaklaşık 20 şirket başvuru yaptığını söyledi. Zorluk, hepsinin farklı seviyelerde olması ve sonra yardım talebinin ele alınmasına bağlıdır.

Buna ek olarak, Nurgül Bayburayeva, Isık-Göl bölgesinin donörlerce, yani Rusya hükümeti tarafından en çekici turistik bölge seçildiğini bildirdi.

(Kabar, 14 Şubat 2018)

 

Türkiye’nin Yeni Başkonsolosu, Tataristan Cumhurbaşkanı Tarafından Kabul Edildi

Türkiye Cumhuriyeti Kazan yeni Başkonsolosu Ahmet Sadık Doğan nezaket ziyaretleri kapsamında 13 Şubat 2018 tarihinde Rusya Federasyonu Tataristan Cumhurbaşkanı Rüstem Minnihanov tarafından kabul edilmiştir.

Görüşmede, Cumhurbaşkanı Minnihanov Başkonsolos Doğan’a yeni görevinde başarılar dilemiş, Tataristan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin daha da güçleneceğine olan inancını belirtmiştir. Başkonsolos Ahmet Sadık Doğan, Tataristan Cumhuriyeti makamlarıyla işbirliğinde ilişkilerin daha da gelişeceğine inandığını ifade etmiştir.

(Kabar, 14 Şubat 2018)

 

Kazakistan'da Alfabe Değişikliği İçin İlk Adım

Kazakistan Kültür ve Spor Bakanı Yardımcısı Kojagapanov, Kazakistan'ın Latin alfabesiyle geçişine ilişkin, 'Pasaportların, kimliklerin ve diğer belgelerin Latin alfabesinde verilmesi planlanıyor' dedi.

Kazakistan Kültür ve Spor Bakanı Yardımcısı Yerlan Kojagapanov, 2021 yılından itibaren pasaport ve kimliklerin Latin alfabesinde çıkarılacağını söyledi.

Kojagapanov, Bakanlar Kurulu toplantısında yaptığı konuşmada, Latin alfabesine geçiş planının hazırlandığı belirterek, ilk aşamanın 2018-2020 dönemini kapsayacağını ve bu süreçte normatif ve hukuki çerçevenin yenilenmesiyle ilgili çalışmaların yapılacağını bildirdi.

Latince grafiğin temelinde doğru yazım kurallarının geliştirileceğine işaret eden Kojagapanov, Latin alfabesine geçiş için İT uygulamaların hazırlanacağını kaydetti.

"Kurslar ve Seminerler Yapılacak"

Kojagapanov, Latin alfabesine geçişin ikinci aşamasının 2021-2023 dönemini kapsadığını dile getirerek, "Bu aşamada pasaportların, kimliklerin ve diğer belgelerin Latin alfabesinde verilmesi planlanıyor. Latin alfabesine geçiş için felsefeci uzmanların katılımıyla kurslar ve seminerler yapılacak" dedi.

Latin alfabesine geçişin üçüncü aşamasının da 2024-2025 yıllarında olacağını ifade eden Kojagapanov, bu aşamada devlet organlarının, eğitim kurumlarının ve devlet basın-yayın organlarının Latin alfabesine geçeceğini aktardı.

Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, geçen yıl ekim ayında Kiril alfabesinden Latin alfabesine geçişle ilgili kararnameyi imzalamıştı.

(Haber 7, 13 Şubat 2018)

 

KKTC'de Zeytin Dalı Harekatı'na Destek

Kıbrıslı Türkler, Zeytin Dalı Harekatı'na destek amacıyla topladıkları yardımı Mehmetçik Vakfına bağışladı.

AA'nın haberine göre, harekata destek vermek için bağış toplayan Kıbrıslı Türkler, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Derya Kanbay'ın ev sahipliğinde düzenlenen takdim töreninde, 25 bin 500 lira tutarındaki yardım çekini Mehmetçik Vakfına iletilmek üzere Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Yılmaz Yıldırım'a verdi.

Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliği rezidansında gerçekleştirilen törende konuşan Kanbay, devlet, hükümet ve Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) adına gösterilen bu hassasiyet için şükranlarını sundu.

Afrin’e yönelik olarak TSK’nın başlatmış olduğu Zeytin Dalı Harekatı’nın Türkiye’nin varlığına, toprak bütünlüğüne, milletin can güvenliğine saldırı teşkil eden terör odaklarına karşı mücadele olduğuna işaret eden Kanbay, harekatın amacının sadece bu terör odaklarını yok etmek olduğunu dile getirdi.

(Haber Türk, 13 Şubat 2018)

 

Çin'den Azerbaycan Ekonomisine 770 Milyon Yatırım

Azerbaycan Ekonomi Bakanı Şahin Mustafayev, Interfax-Azerbaycan'a Çin'den Azerbaycan ekonomisine yapılan toplam yatırım 770 milyon dolara ulaştığını söyledi.

Mustafayev, "Azerbaycan ekonomisinde Çin yatırımlarının hacmi bugüne kadar 770 milyon dolara ulaştı ve bunun büyük bir kısmı petrol sektörüne düştü. Ancak öncelikli olarak petrol dışı sektörün gelişimi ve bu sektördeki yatırımları artırmak için çalışmak zorundayız" dedi.

Çin ile ticaret ve ekonomik işbirliğinin yaygınlaşması için 2018 yılı boyunca Azerbaycan şirketlerinin Şangay ve Urumçi'ye ihracat misyonu planlandığını belirtti.

"Ayrıca, Azerbaycan ürünleri 5-10 Kasım 2018'de Şangay'da Uluslararası İthalat Sergisi'nde sergilenecek ve Azerbaycan tarafının bu sergide kiralanan alanı iki katına çıkacak" dedi. Bakan, Azerbaycan'ın tarımsal sanayi kompleksinin ürünlerini fındık, maden suları ve işleme sanayi ürünleri de dahil olmak üzere Çin pazarına ihraç etmekle ilgilendiğini vurguladı.

Mustafayev, "Buna ek olarak, Azerbaycan Çinli şirketlerin yatırımlarına açık ve ülkemiz topraklarında bir sanayi parkı açmak için Çin tarafından bir öneri alındı ve bu teklif inceleniyor" dedi.

Bakan ayrıca, Bakü-Tiflis-Kars demiryolu koridoru da dahil olmak üzere Çin'in Azerbaycan üzerinden Avrupa'ya mal taşımacılığının önceliğini belirtti.

(Kabar, 14 Şubat 2018)

 

Kırgız Lider Birleşik Arap Emirliği'nde

Kırgızistan Başbakanı 6.Dünya Hükümetler zirvesi için gittiği BAE'de ülkesine yeni uçuş anlaşmaları için görüşmelerde bulundu.

Kırgızistan Başbakanı Sapar İsakov, Birleşik Arap Emirlikleri'nde yapılan 6. Dünya Hükümetler Zirvesi’nde katılımı çerçevesinde Air Arabia Havayolları Genel Müdürü Adel Abdullah Ali ile görüştü.

Başbakanlık Basın Merkezi’nden yapılan yazılı açıklamada, toplantı esnasında Başbakanın Air Arabia Havayolları Başkanına, ülkemizin coğrafi konumu bakımından, Kırgızistan'daki yeni uçuşların açılması olasılığını değerlendirme önerisinde bulunduğu bildirildi.

Air Arabia Havayolları Genel Müdürü Adel Abdullah Ali, işbirliği teklifi ile ilgilendiğini belirtirken, “Air Arabia şirketi, Arap dünyası ile Kırgızistan arasındaki daha bir köprü olmaya hazır. Günümüzde uçaklarımız dünyanın 140 havaalanına uçuyor ve Bişkek’in 141.hava alanı olacağına dair güvencimizi ifade ediyoruz.” dedi.

Ülkede yürütülen reformlar hakkında konuşan İsakov, sivil havacılık alanında da bilgi verirken, “Sivil havacılık alanındaki devam eden reformların, ülke ekonomisinin, ticaretin, turizmin ve yolcu taşımacılığının yanı sıra malların taşınması da dahil olmak üzere lojistik gelişimine bir ivme kazandıracağını umuyoruz. Uluslararası havayollarının pazarını açacak bir politikayla gökyüzümüzü "açmaya" yönelik reformlara odaklandık. Bunun zor bir yol olduğunu anlıyoruz, ancak önümüzdeki görevi çözeceğiz.” ifadesine yer verdi.

(Kaz TR, 13 Şubat 2018)

 

Rusya'daki Uçağın Düşme Nedeni Açıklandı

Rusya'da Moskova yakınlarında 71 kişinin hayatını kaybettiği uçak kazasının, pilotaj hatası yüzünden meydana geldiği açıklandı.

Rusya'da Moskova yakınlarında 71 kişinin hayatını kaybettiği uçak kazasının pilotaj hatası yüzünden meydana geldiği açıklandı.

Araştırma Komisyonu kazanın pilotaj hatası sonucu meydana geldiğini bildirdi.

Pilotların, kalkış sırasında ısıtma sistemini devreye sokmadığı, sensörlerin buz tutuğu ve bu nedenle hız göstergesinin yanlış gösterdiği belirtildi.

(NTV Haber, 14 Şubat 2018)

 

Rusya Kürtleri Destekliyor Fakat Bölücülüğün Zararlarının da Farkında

Rus uzman Vitaliy Naumkin, Rusya’nın Kürtlerin çabalarını desteklediğini, fakat aynı zamanda bölücülük duygularının Suriye çözüm sürecine zarar verdiği kanısında olduğunu belirtti. BM Suriye Özel Temsilcisi Danışmanı ve Rusya Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü Direktörü Vitaliy Naumkin, Uluslararası Valday Tartışma Kulübü çerçevesinde yaptığı değerlendirmede şöyle konuştu: “Kürtlerin ulusal haklarının sağlanması, bir çeşit idari özyönetimin kurulması gibi meşru talepleri var ve biz bu talepleri destekliyoruz. Ancak diğer yandan, bir takım aşırı, bölücülük istekleri üzerindeki eylemlerin hem Kürtlere, hem de Suriye’ye sadece zarar verdiğini kabul ediyoruz.”

Rus uzman, “Bugün Türkiye ile ittifak, Rusya için Suriye çözüm süreci açısından iyi bir araç olabilir. Biz, Kürtleri de içine alan barış sürecinin hızlanması ve gelişmesi için yardımcı oluyoruz” ifadelerini kullandı.

(Sputnik Türkiye, 14 Şubat 2018)

 

Mısır'da Kritik Görüşme… Önce ABD Sonra Rusya

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin Rusya Dış İstihbarat Servisi (SVR) Başkanı Sergey Narışkin'i kabul ettiği bildirildi. Mısır Cumhurbaşkanı Sisi geçtiğimiz gün de ABD Dışişleri Bakanı Tillerson ile görüşmüştü.

Mısır Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Sisi, Rusya Dış İstihbarat Servisi Başkanı Narışkin ve Mısır İstihbarat Başkan Vekili Abbas Kamil arasında gerçekleşen toplantıda iki ülke arasındaki güvenlik iş birliğini geliştirme yollarının görüşüldüğü belirtildi. Bölgedeki gelişmeler ve krizlere karşı görüş alışverişinde bulunulan toplantıda Sisi, "terörün ortadan kaldırılmasının uluslararası toplumun çabası, terörist gruplar arasında ayrımcılık yapılmaması ve terörün askeri, siyasi ve fikri olarak her düzeyde kaynaklarına son verilmesini" gerektirdiğini söyledi.

Öte yandan, Narışkin de terörün bölgesel ve küresel çapta büyük tehdit oluşturduğu bir dönemde iki ülke arasındaki güvenlik iş birliğinin önemine vurgu yaptı.

Açıklamada, Rus yetkilinin Mısır'a geldiği ve ülkeden ayrılacağı tarih hakkında bilgi verilmedi.

Sisi'nin, 2013'teki askeri darbeyle Mısır'da yönetimi ele geçirmesinin ardından iki ülke arasında askeri ve güvenlik alanındaki iş birliğinin artması dikkati çekiyor.

(Anadolu Ajansı, 14 Şubat 2018)

 

Çin, İran'daki Mülteci Yardım Projesini Tamamladı

Çin, İran sınırları içinde yaşayan Iraklı ve Afgan mültecilere yönelik yardım projesini başarıyla tamamladı.

Çin hükümeti ile Dünya Gıda Programı (WFP) arasında Ağustos 2017'de imzalanan anlaşmada, Çin'in İran'daki mültecilere acil gıda yardım sağlanması amacıyla programa 1 milyon dolar bağış yapmasına karar verilmişti.

Proje, Çin'in Tahran Büyükelçiliği ile WFP'nin ülkedeki temsilciliği arasında imzalanan devralma belgesiyle resmen tamamlanmış oldu.

WFP'nin İran'daki temsilcisi Negar Gerami, Çin hükümeti adına törene katılan Tahran Büyükelçisi Pang Sen'e teşekkürlerini sundu. Negar Gerami, WFP'nin İran sınırlarındaki yaklaşık 30 bin mülteciye bin 200 ton gıda dağıttığını ifade etti.

Büyükelçi Pang Sen de açıklamasında, Çin hükümetinin diğer gelişmekte olan ülkelerde yoksulluğun giderilmesi ve halkın yaşam koşullarının düzeltilmesi için yardım sağlamaya hazır olduğunu belirtti.

(CRI Türk, 14 Şubat 2018)

 

Çin'in Askeri Gücünün 'Küreselleşmesi'

Çin'in silahlı güçlerinin modernleşmesi analistlerin beklediğinden çok daha hızlı gelişiyor.

Londra'da yer alan Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (IISS) uzmanlarına göre artık ABD'nin kendi silahlı güçleri için kapasite gerekliliklerini ölçtüğü ülke Rusya değil Çin.

Bu, özellikle Çin'in modernizasyon çabalarının odağında yer alan hava ve donanma güçleri cephesinde böyle.

Avrupa'da gelişen olaylar ise Amerikan ordusu için hala kıyas noktasının Rusya olduğu anlamına geliyordu.

Bu eğilim, IISS'in 1959 yılından beri yayımladığı, küresel askeri kapasitelerin ve savunma bütçesinin yıllık raporu Askeri Denge'de de görülüyor.

Çin ordusundaki değişim tabii ki uzun zamandır sürüyordu.

Ancak artık Washington'ın öncü rakibinin değişmesi noktasına gelindi ya da gelinmek üzere.

(BBC Türkçe, 14 Şubat 2018)

 

Çin, ABD'nin Ticari Korumacılığından Kaygılı

Çin Ticaret Bakanlığı, ABD'nin demir-çelik ürünleri alanındaki ticari korumacılık eğiliminden kaygı duyduklarını bildirdi.

ABD Ticaret Bakanlığı tarafından dün yapılan duyuruda; Güney Kore, Türkiye, Yunanistan, Hindistan, Kanada ve Çin'den ithal edilen büyük çaplı kaynak yapılmış borulara yönelik ticari yardım soruşturması yapılacağı belirtildi.

Çin Ticaret Bakanlığı Ticari Yardım soruşturma Müdürü Wang Hejun bugün yaptığı açıklamada, ABD'nin demir-çelik ürünleri alanındaki ticari korumacılık eğiliminden kaygı duyduklarını söyledi.

ABD'nin verilerine göre, bu yılın Ocak ayına kadar ABD'nin uyguladığı mevcut ticari yardım önlemlerinden 222'si demir-çelik ürünlerini kapsıyor. Bu rakam, bütün ticari yardım önlemlerinin yüzde 50'sinden fazlasını oluşturuyor.

Dünya Ticaret Örgütü üyelerinin ticari yardım soruşturma hakkı olduğunu belirten Wang, ancak yurt içi sektörlere yönelik yapılan sık ve aşırı korumaların, ticari yardımın asıl amacına ulaşmak yerine tersi bir etkiye yol açacağını ifade etti.

Wang, günümüzde küresel ekonominin toparlanma zemininin hâlâ zayıf olduğunu, bu nedenle dünya ülkelerinin birlikte harekete geçerek, çaba göstermesi gerektiğini vurguladı.

Wang, Çin'in ABD'ye ticari sınırlama önlemlerini kontrollü uygulayarak, çok taraflı ticaret kurallarına uyma ve dünya ekonomisinin kalkınmasında olumlu rol oynama çağrısında bulunduğunu dile getirdi.

(CRI Türk, 14 Şubat 2018)

 

Çinli Büyükelçi: Çin-ABD İlişkisi Kritik Bir Noktada

Çin'in Washington Büyükelçiliği'nde dün düzenlenen Bahar Bayramı Resepsiyonu'nda konuşan Büyükelçi Cui Tiankai, ikili ilişkilerin kritik bir noktada olduğunu söyledi.

Resepsiyona Washington Büyükelçisi Cui Tiankai ve ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross'un yanı sıra yaklaşık 700 misafir katıldı.

Cui Tiankai, resepsiyonda yaptığı açıklamada, geçtiğimiz yıl Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping ve ABD Başkanı Donald Trump arasında sağlanan iletişim sayesinde ikili ilişkilere yön verildiğini ve dört üst düzey diyalog mekanizması kurulduğunu hatırlattı. Cui, Çin-ABD ilişkilerinin kritik bir noktada bulunduğunu söyledi.

İkili ilişkilerin temelinin işbirliği ve kazan-kazan ilkeleri olması gerektiğini kaydeden Çinli büyükelçi, "Çin, ortak kader topluluğu oluşturulmasını önerdi ve yeni tip büyük ülkeler arası ilişkileri kurmak için çalışıyor. Çin-ABD ilişkisi, genel olarak işbirliğine dayanmalı; rekabetin dostça olması gerekiyor" ifadelerini kullandı.

(CRI Türk, 14 Şubat 2018)