Dünya basınında 1 Şubat 2018 tarihinde öne çıkan başlıklar ve yaşanan gelişmeler…

 

Fransa Cumhurbaşkanı Macron'dan 1915 Çıkışı: Anma Etkinlikleri Düzenlenecek

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'dan 1915 olaylarına ilişkin bir adım geldi. Macron, Fransa'da "1915 Olaylarını Anma Günü" ilan edeceğini ve olayların inkarını yasaklayan bir yasayı da parlamentoya getireceğini söyledi. "1915 olaylarını anma günü ilan edeceğiz" Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron böyle konuştu. 1915 olaylarını inkarı yasaklayan yasayı yeniden gündeme getirdi. Macron'un cumhurbaşkanı seçimlerindeki vaatleri arasında yer alıyordu. Fransa lideri, bu vaatini uygulamak istediğini belirtti. "1915 olaylarının tanınması için mücadele edeceğiz" diye konuştu. Fransız Cumhurbaşkanı olayların inkarını yasaklayan tartışmalı yasa hakkında da konuştu. Parlamentonun gündeminde olmasının "çok önemli" olduğunu savundu. Tartışmalı inkar yasası Fransız Parlamentosu'nca 2011'de kabul edilmiş ancak 2012'de ifade özgürlüğüne aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmişti. 2017'nin ocak ayında tekrar gündeme gelen yasa tasarısı yürürlüğe girmeden reddedilmişti.

(CNN Türk, 1 Şubat 2018)

 

Arakan Eyaletinde 5 Yeni Toplu Mezar Bulundu

Myanmar'ın Arakan eyaletinde Müslüman nüfusa yönelik katliamın boyutlarını gözler önüne seren 5 yeni toplu mezar tespit edildi.

Associated Press (AP) haber ajansı, mülteci kamplarında yaşayan Arakan eyaletindeki katliamın tanıklarıyla görüşmeleri, uydu görüntüleri ve cep telefonuyla çekilmiş kayıt tarihi belli videolar üzerinde yaptıkları incelemeler sonucunda, Arakan eyaletinin kuzeyindeki Buthidaung bölgesine bağlı Gu Dar Pyin köyünde, daha önce bilinmeyen en az 5 toplu mezarın varlığını teyit ettiklerini duyurdu.

Haberde, uydu görüntülerinde Myanmar ordusunun erişimini engellediği köydeki yerleşimlerin yakılarak tamamen yok edildiğinin görüldüğü belirtildi.

Habere göre Bangladeş'teki mülteci kamplarında bulunan köylüler de cep telefonu görüntülerinde toplu mezarlarda görülen 75 kişinin cenazesini teşhis etti. Katliamdan kurtulanların ve komşuların ifadelerinden hareketle toplu mezarlardaki ceset sayısının 400'ü bulabileceği tahmin ediliyor.

Katliamlardan kurtulanlar ifadelerinde Myanmar ordusu askerlerinin köye yaptıkları baskınlarda ayrım gözetmeden sivillere ateş açtığını anlattı. Aralarında yaşlı bir kadının ve 3 yaşındaki torununun da olduğu tanıkların birçoğunda kurşunların yol açtığı yara izlerinin bulunduğu kaydedildi.

Tanıklar, askerlerin köylülerin büyük bölümünü köyün kuzey girişindeki anayolda toplayarak katlettiğini ve çevredeki üç toplu mezara gömdüğünü ifade etti. Tanıkların bir kısmı ise askerlerin katliamdan sonra konuşlandığı köy okulu yakınındaki mezarlığın olduğu tepede iki toplu mezar daha bulunduğunu belirtti.

AP'nin elde ettiği, katliamdan 13 gün sonra çekilen video görüntülerinde mavi-yeşil renklerdeki asit birikintileri içinde kurbanların cesetlerinin teşhis edildiği bildirildi.

Bugüne kadar sadece, başkent Sittwe'ye 50 kilometre uzaklıktaki Inn Din köyünde 10 kişinin gömüldüğü bir toplu mezar bulduğu Myanmar ordusu tarafından 19 Aralık 2017'de açıklanmıştı.

Arakanlı Müslümanlara Etnik Temizlik

Birleşmiş Milletler'in (BM) açıkladığı son verilere göre, geçen yıl 25 Ağustos'tan bu yana Myanmar'daki şiddetten kaçan 655 bin Arakanlı Müslüman Bangladeş'e sığındı. Arakan'da 1970'lerde yaklaşık 2 milyon Müslüman'ın yaşadığı tahmin edilirken, sistematik saldırılardan kaçış nedeniyle bu sayı 350 binin altına geriledi.

Öte yandan uluslararası insan hakları kuruluşlarının yayınladığı uydu görüntülerine göre, bölgede Müslümanlara ait 350'den fazla köy yakıldı.

(AA, 1 Şubat 2018)

 

Rusya: İran Aleyhinde BM’de Bir Dosya Mevcut Değildir

Rusya’nın BM Büyükelçisi Vasili Nebenziya İran’ın BM’de bir dosyası olmadığını vurguladı.

Nebenziya, Amerika’nın İran’dan Yemen’e füze gönderildiği iddiasına karşın, Yemen’in bugünkü silahlarının geçmiş yıllara ait olduğunu söyledi.

Nebenziya, Ali Abdullah Salih’in Cumhurbaşkanlığı döneminde bir çok ülkenin Yemen’e silah satmak için rekabette olduğunu belirtti.

Rus Büyükelçi, İran tarafından Yemen’e silah gönderildiği yönünde Amerika tarafından ortaya atılan iddia ile ilgili, ‘’Bu konuda kesin bir şey söylemek mümkün değildir. İran güçlü bir şekilde Yemen’e her hangi bir silah gönderdiğini reddetmektedir’’ dedi.

İran’ın yalanlamalarına rağmen, Amerikan yetkililer, İran’dan Ensarullah güçlerine silah temin edildiğini iddia etmekteler ve bazı demir parçaları gösterilerek bunların İran füzelerine ait parçalar olduğunu iddia etmekteler.

(İRNA, 1 Şubat 2018)

 

Fezli: Ülkede Son Zamandaki Olayların Sebebi Değişim İsteğidir

İran İslam Cumhuriyeti İçişleri Bakanı Abdülrıza Rahmani Fezli, ülkede son zamanlardaki olayların sebebinin değişim isteği olduğunu söyledi.

Tahran’da bir toplantıda konuşan Fezli, nesillerin değişmesinin teknolojik ve hayat tarzı değişim isteklerini getirdiğini ve bunların son zamanda İran’daki olayların sebepleri olduğunu söyledi.

İslam Devriminin 40. Yılına gireceğini ifade eden Fezli, yeni nesillerin inançları, istekleri, sosyal konuları ve hatta seçim konularını eski nesillerden daha farklı açıdan gördüğünü söyledi.

Bu değişimi algılamayanları eleştiren Fezli, ‘’Bazılarının görüşleri iyi niyetle olabilir fakat onlar gençlerin isteklerine cevap veremez durumdalar’’ dedi.

Teknolojik değişimin sebeplerden biri olduğunu ifade eden Fezli, 50 sene önceki teknolojinin 100 sene önceki teknoloji ile çok değişiklik göstermediğini fakat 10 yıl zarfında teknolojinin son 1000 yılda değiştiği kadar değiştiğini ve herkesin buna ayak uydurması gerektiğini söyledi.

Fezli, değişim isteklerine olumlu yanıt verilmesi gerektiğini ifade ederek böyle olmaması durumunda öngörülemez olaylarla karşılanabileceğin söyledi.

(İRNA, 1 Şubat 2018)

 

Irakçi: Kudüs, İslam Dünyasının Esas Başkentidir

İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Irakçi, Kudüs’ün İslam Dünyasının esas başkenti olduğunu ve bu kenti İsrail’in başkenti olarak tanımanın ABD Başkanının birçok hatasından biri olduğunu söyledi.

Tahran’da düzenlenen ‘’Kudüs Dinlerin Barış Başkenti’’ adlı konferansta bir konuşma yapan Irakçi, Kudüs’ün Müslümanların ilk kıblesi ve Kudüs meselesinin de İslam dünyasının ilk meselesi olduğunu söyledi.

İran’ın Kudüs’ün statüsündeki her hangi bir değişime karşı olduğunu ifade eden Irakçi, “İslam düşmanları her zaman Müslümanları esas hedeflerinden saptırmak için onlara sorunlar yaratmak istemektedir ve buna örnek olarak ABD Başkanının Kudüs kararını örnek gösterebiliriz” dedi.

Irakçi, “Terörist grupların oluşturulması, iç savaşlar çıkarmak ve ayrıştırmalar İslam düşmanlarının kullandığı bazı diğer konulardır” dedi.

Irakçi, ‘’İran’ın tutumu Kudüs’ün Filistin’in ayrılmaz bir parçası olduğu yönündedir ve biz bu gerçeği her zaman desteklemekteyiz ve değişmesine karşı çıkacağız. Kudüs, İlahi dinler için bir merkezdir ve Müslümanların birliği açısından her zaman saygı duyulmaktadır’’ dedi.

(İRNA, 1 Şubat 2018)

 

Rusya, Kuzey Kore’nin Nükleer Deneme Sahasına Herkesten Daha Yakın

Rusya'nın Kuzey Kore Büyükelçisi Aleksandr Matsegora, Rusya’nın Kuzey Kore’nin nükleer deneme sahasına herkesten yakın bulunduğu için ülke güvenliğinin tehdit altında olduğunu belirtti.

Sputnik'e konuşan Matsegora, "Rusya, (ulusal sınırına 150 kilometre mesafede bulunan) Kuzey Kore'nin nükleer deneme sahasına ve Pyongyang'ın füzelerinin düştüğü sulara herkesten yakın bulunuyor" ifadelerini kullandı.

Rusya'nın güvenliğinin tehdit altında olup olmadığı yönündeki soruyu yanıtlayan Matsegora, ‘sistemlerin çok karmaşık' olması nedeniyle bu tür risklerin bulunduğunu söyledi. Rus diplomat, "Hiç kimse sistemlerin bir anda arızalanmayacağının garantisini veremez. Bu nedenle, Kore Yarımadası'nın nükleer sorununun çözümünü öncelikli görev olarak değerlendiriyoruz" diye konuştu.

‘Abluka Kuzey Kore Tarafından Savaş İlanı Olarak Algılanacak’

Kuzey Kore'ye petrol ve petrol ürünleri sevkiyatının kesilmesinin tam bir abluka anlamına geleceğini belirten Matsegora, Pyongyang'ın bu adımı savaş ilanı olarak algılayacağı konusunda uyardı.

Matsegora, "Petrol ve petrol ürünleri sevkiyatlarının kesilmesi, Kuzey Kore'ye karşı tam bir abluka anlamına gelecek" ifadelerini kullandı.

Rus Büyükelçi, ‘Pyongyang'ın sözcülerinin birçok kez, ablukanın, Kuzey Kore'ye tüm sonuçlarıyla birlikte bir savaş ilanı olarak algılanacağını belirttiklerini' de sözlerine ekledi.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) son kararıyla uygulanan kotalara göre Kuzey Kore'ye halihazırda Çin üzerinden yılda 540 bin ton petrol, ayrıca Rusya, Çin ve diğer bazı ülkeler üzerinden 60 bin ton petrol ürünü sevkiyatı yapılabiliyor.

(Sputnik, 1 Şubat 2018)

 

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov: BM'den Sonuç Bekliyoruz

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Türkiye ve İran’la birlikte, BM'nin Suriye’ye yönelik anayasa çalışmalarına her türlü yardımı yapmayı planladıklarını söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov: BM'den sonuç bekliyoruzRusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov: BM'den sonuç bekliyoruzRusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Türkiye ve İran’la birlikte, BM'nin Suriye’ye yönelik anayasa çalışmalarına her türlü yardımı yapmayı planladıklarını söyledi. 31 Ocak 2018 Çarşamba 01:02facebookta paylaş Share on Google+ yazıyı büyütyazıyı küçültü.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov: BMden sonuç bekliyoruz.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Soçi’de düzenlenen Suriye konulu Ulusal Diyalog Kongresi’nin ardından basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Suriye konusunda Batılı ülkelerle herhangi bir formatta ve seviyede istişarelere açık olduklarını söyledi.

Soçi Zirvesi'nin sonuç bildirgesi açıklandı

Kongre kapsamında Türkiye ve İran’dan yetkililerle bir araya geldiklerini anlatan Lavrov, “Ortaklarımızla, bugün düzenlenen kongrenin sonuçlarını teşvik edeceğimizi ve BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan De Mistura’nın, Suriye’de herkesi kucaklayan anlaşmalara ulaşmasında her türlü yardımı yapacağımızı teyit ettik.” diye konuştu.

Lavrov, Cenevre sürecini teşvik etmek amacıyla kongre sonuçlarını Birleşmiş Milletler'e ileteceklerini açıkladı.

Sergey Lavrov, Birleşmiş Milletler'den Soçi'de varılan kararlar doğrultusunda sonuca ulaşmasını beklediklerini anlattı.

Rusya'nın Soçi kentinde yaklaşık 9 saat süren ve muhaliflerin katılmadığı Suriye Ulusal Diyalog Kongresi'nde anayasa komitesi kurulması kararlaştırılmıştı.

(TRT Haber, 1 Şubat 2018)

 

Rus Uzman: ABD ve İngiltere, Karadeniz'de Provokasyon Hazırlıyor

ABD ve İngiltere'ye ait askeri filoların Karadeniz'deki hareketliliğini yorumlayan Rus askeri uzman Aleksandr Jilin, bölgede bir provokasyon hazırlandığını belirtti.

ABD'ye ait 'Carney' destroyerinin Ukrayna ile ortak tatbikat düzenlemesinin ardından NATO Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, dün İngiltere Kraliyet Donanması'na ait 'Duncan' destroyer gemisinin, İstanbul Boğazı'ndan geçerek Karadeniz sularına girdiğini duyurmuştu. Karadeniz'deki hareketliliği Sputnik için değerlendiren Aleksandr Jilin, "Bölgede gerilim tırmandırılıyor. Bu gerilimin Anglo-Saksonlar tarafından Rusya'ya baskı aracı olarak görüldüğünü ve bu nedenle benzer türden provokasyon eylemleri gerçekleştirildiğini düşünüyorum. Zira Kiev'in Kırım, Donbass ve Rusya'ya ilişkin açıklamaları, kapsamlı bir provokasyon hazırlığıdır" dedi.

‘Provokasyon Uygulayıcısı Poroşenko’

Bu çerçevede ABD ve İngiltere'nin bu kapsamlı provokasyonun planlayıcısı olduğunu savunan Jilin, Ukrayna Devlet Başkanı Pyotr Poroşenko'nun ise uygulayıcısı olduğunu kaydetti. NATO gemileri düzenli olarak bölgede bulunuyor. Bu ayın başlarında ABD'ye ait 'Carney' destroyeri Karadeniz'e girmiş ve Ukrayna donanması ile ortak tatbikata katılmıştı. Gemi 13 Ocak'ta Karadeniz'den ayrılmıştı.

Rus senatör Frants Klintseviç, ABD'nin böylece 'her yerdeyiz' mesajı vermeye çalıştığını söylemişti.

NATO gemileri düzenli olarak bölgede bulunuyor. Bu ayın başlarında ABD'ye ait 'Carney' destroyeri Karadeniz'e girmiş ve Ukrayna donanması ile ortak tatbikata katılmıştı. Gemi 13 Ocak'ta Karadeniz'den ayrılmıştı.

Rus senatör Frants Klintseviç, ABD'nin böylece 'her yerdeyiz' mesajı vermeye çalıştığını söylemişti.

(Sputnik, 1 Şubat 2018)

 

Rusya ve Suriye, Enerji Alanındaki İşbirliği İçin Yol Haritasını İmzaladı

Rusya Enerji Bakanı Aleksandr Novak ve Suriyeli mevkidaşı Muhammed Zuheyr Harbutlu, enerji alanındaki işbirliği için 2018 Yol Haritası’nı imzaladı. Rusya Enerji Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Yol haritası, Suriye’deki enerji tesislerinin onarımı, modernizasyonu ve yenilerinin yapımı ile ilgili stratejik öneme sahip projelerin aşamalı olarak hayata geçirilmesini öngörüyor” dendi.

Yol haritasının ayrıca elektrik enerjisi alanındaki işbirliğini de içerdiği kaydedildi.

(Sputnik, 1 Şubat 2018)

 

Financial Times: Soçi'deki Suriye Kongresi Rusya'nın Sorunlarını Gözler Önüne Serdi

İngiliz Financial Times gazetesi bugünkü sayısında, Soçi'deki Suriye Ulusal Diyalog Kongresi sonrası Rusya'nın bu ülkeye yönelik politikasını değerlendirdi. Gazete, Rusya'nın Suriye'de siyasi bir anlaşmaya varılması için büyük uğraş verdiğini ancak Kongre'nin Rusya'nın bölgedeki sorunlarını da gözler önüne serdiğini yazdı.

Financial Times'ın iç sayfalarındaki haber, gazetenin Soçi'deki kongreyi de izleyen Moskova Büro Şefi Kathrin Hille'nin imzasını taşıyor.

Rusya'nın girişimiyle Suriye'deki iç savaşın son bulması için toplanan kongrede katılımcılar, Suriye Anayasası'nın yeniden yazılması için bir komite kurulmasına karar vermişti.

Haberine bu gelişmeyi hatırlatarak başlayan Hille, Rusya'nın askeri müdahalesiyle savaşta durumu Suriye rejimi lehine çevirdikten sonra ülkedeki en önemli dış faktör olduğunu ve hızla siyasi bir anlaşmaya varılmasını istediğini belirtiyor. "Ancak Soçi'deki görüşmelerin Suriye'de muhalefetin en önemli kesimi tarafından boykot edilmesi ve bazı Rus yetkililerin katılımcılarca sıkıştırılmaları, Kremlin'in önündeki güçlükleri de gözler önüne serdi" denilen haber şöyle devam ediyor:

"Sayın Putin geçen ay Moskova'nın müdahalesi sonrası görevini başarıyla tamamladığını deklare etmiş, IŞİD'in çökertildiğini iddia etmiş ve askerlerin kısa sürede ülkelerine döneceklerini söylemişti. Ancak bu açıklama sonrası Rusya'nın Suriye'nin kuzeybatısında Hmeymim'deki hava üssüne en az iki saldırı düzenlendi. Sayın Esad'ın rejimi isyancıların mevzilerini Rus hava desteğiyle vurdu, geçen ay İdlib vilayetinde 190'dan fazla kişi öldürüldü. Türkiye de Suriye'nin kuzeybatısındaki Afrin'de ABD destekli Kürt milislere karşı harekât başlattı." 'Rus toplumunda ikinci bir Afganistan korkusu var'

Financial Times'a konuşan bazı uzmanların Rusya'nın Suriye politikasıyla ilgili görüşleri şöyle:

"Başkanımız IŞİD'in yenilgiye uğratıldığını açıklamakta haklıydı. Ancak Suriye'de diğer tüm ihtilaflarda durum kötüye gidiyor. Rus hükümeti, Suriyelilerin sorunlarına çözüm bulma yeteneklerini abarttı. IŞİD'in ortadan kaldırılmasının ardından askeri sorunların biteceğini düşündü." (Boris Dolgov, Rusya Bilimler Akademisi'nde Orta Doğu uzmanı)

"Rus toplumunda ikinci bir Afganistan korkusu var. Suriye'de yüzleştiklerimiz bana Perestroika adlı bilgisayar oyununu hatırlatıyor. Tam yere sağlam bastığınızı düşünüyorsunuz ki, yeniden batmaya başladığınızı fark ediyorsunuz." (Vasily Kuznetsov, Rusya Bilimler Akademisi'nde Arap ve İslam Çalışmaları Merkezi Başkanı)

"Zafer ilanı ile sadece Rusya'da Mart ayında yapılacak başkanlık seçimleri öncesi bir başarı algısı yaratılmak istendi. (Vasily Kuznetsov, Rusya Bilimler Akademisi'nde Arap ve İslam Çalışmaları Merkezi Başkanı)

"Suriye'deki sorunları aylar içinde çözebileceğimize inandığımız, doğru değil. Bazı askeri yetkililerimiz eğer işleri onların istediği gibi yaparsak kısa süre içinde Suriye'ye girip çıkabileceğimizi düşündü. Ancak kalıcı bir çözüme sadece, diplomasi önderliğinde dikkatli bir yaklaşımla varılabileceğini anlıyoruz. Suriye'de belki de çok uzun bir yolun başındayız. (Adı açıklanmayan üst düzey bir Rus dış politika yetkilisi)

'Batı, Akan Kandan Moskova'yı Sorumlu Tutuyor'

Financial Times'taki haberde Rusya lideri Vladimir Putin'in Eylül 2015'te Suriye'de soruna doğrudan müdahil olduğunda hızlı ve kararlı bir askeri operasyon sözü verdiği hatırlatılıyor.

Haberde 2,5 yıl sonra ise ülkedeki durum şöyle özetlenmiş:

"Rusya destekli askeri başarılarına karşın, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad kendine daha çok güvenen ve kontrol edilmesi daha zor biri oldu. Suriye'de çatışmalar sürüyor ve Batılı hükümetler de akan kandan Moskova'yı sorumlu tutuyor.

(BBC Türkçe, 1 Şubat 2018)

 

Pentagon’un 'İkinci Adamı' Rusya ile Olası Çatışmayı Anlattı

‘Pentagon’un ikinci adamı’ olarak gösterilen ABD Genelkurmay Başkan Yardımcısı Orgeneral Paul Selva, ABD’nin Çin ve Rusya ile olası çatışmaların nasıl olacağını anlattı.

Defense News sitesinde yer alan habere göre, Defense Writers Group’un organize ettiği bir etkinlikte konuşan Selva, “Bu, başa çıkmamız gereken iki eşsiz kapışma, bazı unsurlar engelleniyor ama onlar aynı değil” dedi.

'Kuzey Atlas’ı Geçmeden Rusya’ya Saldıramazsınız'

Çin ile çatışmanın öncelikle deniz ve havada geçeceğini, kara ordusunun ikincil rol oynayacağını söyleyen Orgeneral, Rusya ile çatışmada ise öncelikle kara ve hava kuvvetlerine başvurulacağını, ama deniz kuvvetlerinin de önemli rol oynayacağını belirterek, “Çünkü Kuzey Atlas’ı geçmeden Rusya’ya saldıramazsınız” yorumunda bulundu.

Pentagon’un Ulusal Savunma Stratejisi’nde Rusya’nın ‘derin’ tehdit olarak gösterildiğinin altını çizen Selva, bununla Rusya’nın sadece Avrupa’nın sorunu olduğu görüşünden bilinçli biçimde uzaklaşıldığını anlattı.

‘Rusya ve Çin’e Yönelik Strateji Kuzey Kore’yi de İçine Alıyor’

ABD’nin karşı karşıya kalabileceği diğer sorunları da anlatan ‘Pentagon’un ikinci adamı’, “Kuzey Kore’yle her şey daha basit, çünkü neredeyse tüm askeri teçhizatını Rusya ve Çin’den alıyor. Yani bu iki ülkeye yönelik strateji, Kuzey Kore’yi de içine alıyor” ifadelerini kullandı.

‘İran’la İşimiz Daha Zor’

“İran’la işimiz daha zor” diyen Selva, “Bu ülkenin coğrafisi, ABD’nin çalışmaya alıştığından o kadar farklı ki, farklı bir eylem planını düşünmemiz gerekecek muhtemelen” diye ekledi.

Rusya ve Çin için ‘küresel plan’ geliştirdiklerini kaydeden Selva, “Ancak hangi senaryonun daha olası olacağını anlamak ve bu bilgi temelinde yatırım dağıtımını yapmak Pentagon için ciddi bir meydan okuma. Tüm bunlar, bu yıl sonuna kadar geliştirmeyi planladığımız yeni Ulusal Savunma Stratejisi’nde dikkate alınacak” ifadelerini kullandı.

(Sputnik, 1 Şubat 2018)

 

Çin ve İngiltere İkili Ticareti Görüştü

Çin ziyaretini sürdüren İngiltere Başbakanı Theresa May ile Çin Başbakanı Li Keqiang arasında yapılan görüşmede ikili ticaret konusu gündemdeydi. Çin ziyaretini sürdüren İngiltere Başbakanı Theresa May ile Çin Başbakanı Li Keqiang arasında yapılan görüşmede ikili ticaret konusu gündemdeydi. İngiltere Başbakanı Theresa May ile Çin Başbakanı Li Keqiang, bugün Çin'in başkenti Pekin'de bir araya geldi. Li Keqiang, İngiliz mevkidaşı Theresa May'i başkent Pekin'in merkezinde yer alan Büyük Halk Salonu'nda düzenlenen törenle karşıladı.

İki başbakan, taraflar arasında imzalanan anlaşmaların ardından, karşılıklı olarak piyasaların açılmasının genişletilmesi için çalışacaklarını söyledi. Çin-İngiltere ilişkilerinin Londra ile AB arasındaki ilişkilerin durumundan etkilenmeyeceğini dile getiren Li Keqiang, "İki yönlü açıklık derinleşecek. Çin'in kapıları İngiltere'ye daha da geniş bir şekilde açılacak" dedi.

Çin Başbakanı Li ise, "İşbirliğimizle piyasalara ve tüm dünyaya serbest ticareti, yatırım kolaylığını ve küreselleşmeyi desteklediğimiz, korumacılığa karşı çıktığımız mesajını vermek istiyoruz" diye konuştu.

Theresa May de basına yaptığı açıklamada, ticaretin önündeki engellerin kaldırılması için yeni tedbirler alınması üzerinde mutabık kalındığını ifade etti.

Görüşmenin gündeminde, Çin ile İngiltere arasında imzalanması planlanan, ancak İngiltere AB'den resmen ayrılmadan müzakerelerine başlanamayan serbest ticaret anlaşması da vardı.

May, konuyla ilgili olarak, "AB'den ayrıldığımızda dünyanın geri kalanıyla ticaret anlaşmaları imzalayabilecek, bağımsız ticaret politikası yürütebilen bir ülke olacağız. ve bu, tam da aradığımız şey" ifadesini kullandı.

Rekor Büyüklükte Ticaret Anlaşması İmzalanacak

Theresa May'in üç günlük ziyareti sırasında iki taraf arasında yaklaşık 12,7 milyar dolarlık ticaret anlaşmaları imzalanması bekleniyor.

Diğer yandan, İngiliz basınına yansıyan haberlerde Theresa May'in, Çin tarafının tüm ısrarlarına rağmen İpek Yolu projesiyle ilgili anlayış muhtırasına imza atmadığı belirtildi. Haberlerde, Londra'nın Çin'in Kuşak ve Yol adını verdiği dev altyapı projesine temkinli yaklaştığının, bu nedenle bağlayıcı bir anlaşmaya imza atmaktan kaçındığının altı çizildi.

Pekin, büyük önem atfettiği İpek Yolu'nu canlandırma projesine Batılı ülkelerden aradığı desteği şu ana kadar alamadı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da ocak ayı başlarında Çin'e gerçekleştirdiği ziyarette söz konusu projenin 'tek şeritli' olmaması gerektiği vurgusu yapmıştı.

May-Li görüşmesinde ayrıca Kuzey Kore sorunu ve terörle mücadele konularının da gündeme geldiği bildirildi.

Çin ziyaretine Wuhan kentinden başlayan Theresa May, yarın Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile de görüşecek.

(İHA, 1 Şubat 2018)

 

Çavuşoğlu: Rusya'dan Mihraç Ural'ın Tutuklanmasını ve İadesini İstedik

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Soçi'deki kongrede görülen Türkiye Halk Kurtuluş Partisi Cephesi (THKP-C ) Acilciler örgütünün lideri Mihraç Ural hakkında da "O teröristin tutuklanmasını ve iadesini istedik" dedi.

Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Çavuşoğlu, Mihraç Ural hakkında şunları söyledi:

"Biz Rusya'dan izahat istedik. Bu şahsın tutuklanıp Türkiye'ye teslim edilmesini istedik. Bu şahıs kırmızı bültenle aranan bir isim. Rusya'nın bize verdiği listede bu isim yok. Sahte belgelerle ülkeye girmiş ve farklı yerlerde fotoğraf çektirerek adeta şov yapmıştır. Şimdi bu konuda Rusya çalışmalar yapıp bize dönecek. Bizzat Putin ilgileniyor."

Çavuşoğlu, Ermeni Soykırımını Anma Günü' ilan edileceğini duyuran Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'a tepki gösterdi ve konu için "Gündeme getirse ne olur, getirmese ne olur?" diye sordu.

(Sputnik, 1 Şubat 2018)

 

Erdoğan Nazarbayev’i Ankara’ya Davet Etti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Kazak lider Nursultan Nazarbayev’le görüştü. Kazakistan Cumhurbaşkanlık Sarayı Akorda’nın Basın Servisi, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Kazakistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev arasında bir telefon görüşmesinin gerçekleştiğini bildirdi. Görüşmede liderlerin iki ülke arasındaki işbirliği konularını, bölgesel gündemi ve Suriye’nin şuanki durumunu değerlendirdikleri beliritildi. Bunun yanısıra, görüşmede Türkçe Konuşan Devletler Zirvesi gündemi hakkında fikir alışverişinde bulunulduğu ifade edildi. Akorda tarafından yapılan bildiride, R.T.Erdoğan’ın mevkidaşı N.Nazarbayev’i, “Türkiye ile Kazakistan Arasındaki Yüksek Stratejik Ortak” zirvesine katılması için Ankara’ya davet ettiği açıklandı. Söz konusu görüşmenin Türkiye inisiyatifiyle yapıldığı belirtildi.

(Kaz TR, 1 Şubat 2018)

 

El Cumeyli ve Yıldız Bir Araya Geldi

Türkiye'nin Bağdat Büyükelçisi Fatih Yıldız ve Planlama Bakanı Selman El Cumeyli bir araya geldi. Yapılan görüşmede, Irak ile Türkiye arasındaki ilişkiler ele alındı. Görüşmede ayrıca gümrük işbirliği, altın ticareti ve iki ülke arasındaki sınır kapılarının durumu masaya yatırıldı. Fatih Yıldız, Türkiye'nin gelecek ay Kuveyt'te düzenlenecek Irak'ın yeniden yapılandırılması konulu konferansa katılacağını söyledi. Yıldız, konferansta Türkiye'nin Irak'a sunacağı destek hakkında bilgi vereceğini belirtti. Planlama Bakanı Selman El Cumeyli ise, konferansın başarıya ulaşmasında Türkiye'nin rolünün önemine vurgu yaptı. Türkiye'nin yeniden imardaki önemine de değinen El Cumeyli, Türkiye ve Irak arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin iyileşmeye başladığını da kaydetti. El Cumeyli ayrıca Türk şirketlerini Irak'ın yeniden imarına katkı sağlamaya da davet etti.

(Türkmeneli Haber, 1 Şubat 2018)

 

2017’de, Kırımlı Siyasi Tutsaklar Listesine 16 Kişi Daha Eklendi

Siyasi tutsakların neredeyse hepsi Kırım Tatarı…

Rus işgali altındaki Kırım’da 2017 yılı devamında işgalcilerin artarak devam eden baskıları sonucu siyasi tutsaklar listesine 15’i Kırım Tatarı olmak üzere 16 kişi daha eklendi. Kiev’de 31 Ocak günü düzenlenen basın toplantısında konuşan Kırım Tatar Milli Meclisi üyesi Eskender Bariyev, Kırım’ın Rusya tarafından işgal edilmesinden bu yana toplam 61 kişinin siyasi tutsak olarak kabul edildiğine ve bunlardan 38’inin Kırım Tatarları olduğunu kaydetti.

Bariyev, geçen sene aralarında işgalci güçlerin düzenlediği baskın sonucu hayatını kaybeden Kırım Tatar milli hareketi emektarı Veciye Kaşka’nın da olduğu 4 kişinin işgalci yönetimin kurbanı olduğunu belirtti. “İşgalci güçlerin eylemlerinin sistematik yapısını görüyoruz. Aramalar düzenliyor, sorguya çağırıyor ve tutukluyorlar. Bütün bunlar, Rusya Federasyonu’nun aktif eylemlerden korktuğunu ve insanları korkutmaya çalıştığını gösteriyor.” diyen Bariyev, 2017’de işgalcilerin önemli olaylar sırasında baskıyı yoğunlaştırma uygulamasından Kırım Tatarlarına sürekli baskı uygulamasına geçtiğine dikkat çekti. İnsan hakları savunucuları, Kırım’daki işgalci güçler 248’i Kırım Tatarı olmak üzere toplam 286 kişinin gözaltına alındığını, 61’i Kırım Tatarlarının evi olmak üzere 62 arama yapıldığını, 340 kişinin sorgulandığını ve bunlardan 286’sının Kırım Tatarı olduğunu ve hepsi Kırım Tatarı olmak üzere 42 kişinin tutuklandığını bildirdi.

(QHA, 1 Şubat 2018)

 

Çubarov Rusya'ya Yaptırımları Kaldırmak, Tatarların Ölümüne Onay Vermektir

Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Rıfat Çubarov, bazı Batılı çevrelerin Rusya'ya uygulanan yaptırımların kaldırılması veya hafifletilmesinden bahsettiğine işaret ederek, bu şartlar altında yaptırımları kaldırmanın, Kırım Tatarları'nın ölümüne onay vermek demek olacağını söyledi. Çubarov, Ukrayna'nın başkenti Kiev'de düzenlediği basın toplantısında, Rusya'nın 2014 yılında Ukrayna'nın Kırım Yarımadası'nı ele geçirmesinden bu yana yarımadada yaşanan insan hakları ihlalleri ile ilgili verileri aktardı. Rusya'nın Kırım'ı ele geçirmesinden bu yana onbinlerce Kırım Tatarı'nın Kırım'dan göç etmek zorunda kaldığını, Kırım'da kalan Tatarlar'ın ise her türlü baskıya maruz kaldığını dile getiren Çubarov, yüzlerce kişinin gözaltına alındığını ve bunların büyük çoğunluğunu Kırım Tatarları'nın oluşturduğunu söyledi. Kırım Yarımadası'nın son dört yıllık durumuna ve 2017 yılına ilişkin verilerin sunulduğu basın toplantısında ayrıca, Kırım'da 18 kişiden haber alınamadığını, bunlara öldü gözüyle bakıldığı ve bunların 13'ünü Kırım Tatarları'nın oluşturduğu kaydedildi. Almanya Dışişleri Bakanlığı'nın ve İtalya'nın son zamanlarda Rusya'ya uygulanan yaptırımların kaldırılması veya hafifletilmesi konusunu dile getirdiklerini hatırlatan Çubarov, Rusya'nın ne Birleşmiş Milletler, ne Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ne de Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi'nin Kırım'la ilgili kararlarına hiç bir şekilde uymadığını, bu örgütler nezdindeki yükümlülüklerinin birini bile yerine getirmediğini belirterek, bu şartlar altında Rusya'ya yaptırımların kaldırılması veya hafifletilmesinin, Kırım Tatarları'nın ölümüne onay vermek demek olacağını söyledi.

(Haberler, 1 Şubat 2018)

 

BM Irak Özel Temsilcisi, ITYKK ile Bağdat'ta Bir Araya Geldi

Birleşmiş Milletler (BM) Irak özel temsilcisi Jan Kubis, Irak Türkmenleri Yüksek Koordinasyon Kurulu ile Bağdat'ta bir araya geldi. Toplantıda Irak Türkmen Cephesi lideri Erşat Salihi, Kerkük milletvekili Hasan Turan ve Irak Ordusu'na bağlı Türkmen milislerin komutanı Yılmaz Neccar ve diğer Türkmen yetkililer yer aldı.  Irak Türkmen Cephesi (ITC) Genel Başkanı Erşat Salihi resmi Twitter hesabında, "Türkmen Yüksek Koordinasyon Kurulu, BM Irak Özel Temsilcisi ile toplandı. Toplantıda 12 Mayıs’ta yapılacak genel seçimler, Kerkük ve Tuzhurmatu’da güvenlik durumu, ihtilaflı bölgelerde ortak yönetim ve göçmenlerin dönüşleri ele alındı." ifadelerine yer verildi.

ITC Lideri Salihi'den Türkiye'ye Önemli Mesajlar

Irak seçimlerinde Türkmenler bir çatı altında seçimlere gitmek için çaba gösteriyor. Türkmen partiler aldıkları son kararda Kerkük'te ortak liste ile seçimlere gireceklerini duyurdu. Erşat Salihi tarafından yapılan açıklamalarda "Irak Türkmenleri yapılacak olan parlamento seçimlerinde tek bir liste ile Kerkük Türkmen Cephesi adı altında seçimlere katılacaktır." ifadesi yer aldı. Irak'ta 2005'ten beri yapılan seçimlerde Irak Türkmenleri Sünni, Şii ve hatta Erbil'de Kürt partilerine oy vererek kimliksel temsilde sorunlar yaşamıştı. Irak Türkmen Cephesi öncülüğünde Irak'ın 3'üncü büyük etnik unsuru olan Türkmenler siyasi temsili gerçek oranda parlamentoya yansıtmak istiyor.

(bizturkmeniz.com, 1 Şubat 2018)

 

ABD'den BM Raporuna 'İsrail Takıntısı' Tepkisi

ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Haley, BM'nin İsrail'in Batı Şeria'daki gayrimeşru yerleşim birimlerinde 200 şirketin bulunduğunu ortaya koyan raporunu ''İsrail karşıtlığı takıntısı'' olarak nitelendirdi. ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Nikki Haley, yazılı bir açıklama yaparak, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği'nin İsrail'in gayrimeşru yerleşim faaliyetleriyle bağlantısı olan 206 şirketi belirleyen raporuna tepki gösterdi.

Raporun hazırlanmasına onay veren BM İnsan Hakları Konseyini İsrail karşıtı bir adım atmakla, İnsan Hakları Yüksek Komiserliğini ise ''görev sınırlarının dışına çıkmakla'' suçlayan Haley, BM raporunun ''İsrail karşıtlığı takıntısı'', ''zaman ve kaynak israfı'' olduğunu savundu.

Nikki Haley, Trump yönetiminin İsrail politikalarına en fazla destek veren diplomat olarak öne çıkıyor.

Şirketler, İsrail’in Filistin’i İşgaline Katkı Sağlıyor

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, raporunda 200'den fazla şirketin İsrail'in Batı Şeria'daki gayrimeşru yerleşim birimlerinde faaliyet gösterdiğini ortaya koymuştu.

Raporda ismi açıklanmayan şirketlerin Batı Şeria'da faaliyet göstererek İsrail'in işgal altındaki Filistin'in daha fazla toprağına el koymasına ve doğal kaynaklarının istismarına katkı sağladıkları belirtilmişti. Bu şirketlerin 143'ünün İsrail'de, 22'sinin ABD'de, diğerlerinin ise aralarında Almanya, Birleşik Krallık, Fransa ve Hollanda'nın da olduğu 19 ülkede bulunduğu ifade edilmişti.

(NTV, 1 Şubat 2018)

 

ABD’nin Füze Savunma Testi Başarısız Oldu İddiası

ABD'nin test ettiği Aegis Ashore Füze Savunma Sistemini'nin, uçaktan fırlatılan füzeleri avlamakta başarısız olduğu iddia edildi. Pentagon konuyla ilgili açıklama yapmaktan kaçındı.

ABD Füze Savunma Ajansının Hawaii adalarında konuşlu balistik füze savunma sistemini test ettiği ancak sistemin uçaktan fırlatılan bir füzeyi önleyemediği iddia edildi. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) “Füze Savunma Ajansı ile ABD Donanmasının Aegis Ashore Füze Savunma Test Kompleksi Hawaii’nin Kauai adasında yer alan Pasifik Füze Atış Tesislerinde gerçek Standart Füze (SM) 3 Block IIA füzeleriyle test atışları yaptığını” açıklamıştı. Ancak Amerikan CNN Televizyonu birçok savunma yetkilisine dayandırdığı haberinde Rheython savunma şirketi tarafından geliştirilmekte olan füzenin uçaklardan fırlatılan füzeleri vuramadığını öne sürdü. Pentagon konuyla ilgili açıklama yapmaktan kaçınırken, CNN, ABD ordusunun testin başarısız olmasının nedenlerini araştırdığını duyurdu. Geliştirme aşamasında olan sistemin orta menzilli balistik füzeleri önlemek için inşa edildiği, özellikle de Kuzey Kore’nin füze tehdidine karşı ABD’nin Pasifik’teki füze savunma sisteminin önemli bir unsuru olacağı belirtiliyor. Aegis Ashore füze sistemi daha önce Aegis gemilerinde kullanılırken bu denemenin sistemin karadan havaya atış kabiliyetini test ettiği belirtildi.

(NTV, 1 Şubat 2018)

 

Taleban'a Karşı Nasıl Bir Strateji İzlenecek?

Taleban'ın Kabil'de iki hafta sonu üst üste saldırı düzenlemesi ve aralarında Amerikalılar'ın da bulunduğu yüzlerce kişinin saldırılarda yaşamını yitirmesi, tam da Trump Yönetimi'nin Afganistan'da 16 yıldır devam eden çıkmazdan kurtulma yolları aramak için mücadele çabalarına hız verdiği bir döneme denk geldi.

Trump Yönetimi, Afganistan'daki asker sayısını iki kat arttırarak 16 bine çıkarırken Amerikan Merkez Komutanlığı'nın başında bulunan Orgeneral Joseph Votel, Afgan güçlerine rehberlik yapan askeri danışmanlarına, bahar aylarında Taleban'a karşı başlatılacak operasyonlar öncesinde teyakkuza geçme çağrısında bulundu. Bu durum, son zamanlarda Taleban liderleriyle görüşmeler yapılması yönündeki baskıları arttıran komşu Pakistan'ın tutumuyla ters düşüyor.

İslamabad'ın önerisini dikkate almayan Trump Yönetimi, Pakistan'ı ”ikili oynamakla” suçladı. Trump Yönetimi'nin bu suçlamasının nedeni, Pakistan'ın, 40 yıl önce Pakistan'a yerleşen, Afgan Talebanı'yla bağlantılı varlıklı Hakkani şebekesine kucak açmasıydı.

Başkan Donald Trump, paylaştığı Twitter mesajlarından birinde, Amerika'nın parasını alan, ancak Afganistan'daki NATO güçlerine saldıran Taleban'a yardıma devam eden Pakistan'ı yalan söylemek ve hilekarlık yapmakla suçlamış, Washington, İslamabad'a yaptığı 255 milyon dolarlık yardımı kesmişti. Amerika'nın Birleşmiş Milletler Temsilcisi Büyükelçi Nikki Haley, Ocak ortasında BM Güvenlik Konseyi'nde yaptığı açıklamada, Pakistan'ın Afgan Taleban militanlarına sığınak olmaktan vazgeçmesi gerektiğini vurgulamıştı.

Taleban, Haley'nin konuşmasından tam bir hafta sonra Kabil'deki Intercontinental Oteli'ni 13 saat süren bir kuşatma altına aldı. Binayı ateşe veren militanlar, çok sayıda otel müşterisini de öldürdü ve yaraladı. Yabancıları hedef alan militanların otelde hiçbir şey olmamış gibi yemek yemeleri, örgütün korunaklı bir noktaya istedikleri zaman saldırabileceklerini göstermeleri açısından önemliydi. Afganistan, henüz yaşadığı şoku atlatamadan, bir sonraki hafta sonu, 27 Ocak'ta yeni bir saldırıyla sarsıldı. Bir intihar bombacısı, Kabil'in kalabalık bir noktasına ambülansla düzenlediği saldırıda yüzlerce kişiyi öldürüp yaraladı. Taleban Sözcüsü Zabiullah Mücahit, saldırıda polislerin öldüğünü iddia etse de görgü tanıkları, ölenlerin çoğunun sivil olduğunu kaydetti. Pakistanlı emekli tuğgeneral İshak Hattak, otel saldırısından sonra yaptığı açıklamada, Afganistan ve Amerika'nın, saldırıları Pakistan içinde gizlenen Hakkani şebekesinin düzenlediği şeklindeki suçlamasını reddetti. Hattak, saldırının, Pakistan'ın Taleban'la yapılacak nihai anlaşmada eline daha fazla koz geçirmeye çalışma stratejisinin bir parçası olup olmadığı şeklindeki soruya da, ”Amerika'nın düşünce yapısını değiştirmesi ve 16 yıldır Afganistan'a neden barış getirmeyi başaramadığına kafa yorması gerekir” şeklinde yanıt verdi. Dışişleri Bakanlığı eski yetkililerinden Marvin Weinbaum, Amerika'nın bu görüşe katılmadığını söyledi. Weinbaum, Trump Yönetimi'nin bunun yerine sertlik yanlısı stratejisini güçlendireceğini ve Taleban'ı Amerika'nın öne sürdüğü koşullar çerçevesinde müzakereye zorlamak için askeri baskı uygulayacağını bildirdi. Bu temele göre hareket eden Amerika, 24 Ocak'ta Pakistan'a tek taraflı olarak bir İHA saldırısı düzenledi. Pakistan-Afganistan sınırındaki aşiret bölgesi Orakzay sınırları içindeki Dapa Mamozay köyünün vurulduğu saldırıda Hakkani şebekesinin komutanı Tarık Mahmut öldürüldü. Mahmut, savaşçı rumuzu olarak kullandığı Khowarai adıyla da tanınıyordu. NBC Televizyonu’na göre Mahmut, Afganistan'da Afgan güvenlik güçleri ve Amerikan askerlerine yönelik saldırıların liderliğini üstlenmişti. İHA saldırısında yaralanan bir başka Hakkani komutanıysa 20 Ocak'ta Kabil'deki Intercontinental Otel'e düzenlenen saldırı hakkında sorgulanmak üzere gözaltına alındı.

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, NATO'nun Kararlı Destek Misyonu tarafından düzenlenen tek taraflı İHA saldırısının rahatsızlığa neden olduğunu bildirdi. Bakanlık, saldırının bir Afgan kampını hedef aldığını iddia etti. Ancak kısaca FATA olarak bilinen Federal Aşiret Bölgeleri yönetimi, İHA saldırısında sivil can kaybı olmadığını açıkladı.

Atlantik Konseyi Güney Asya Merkezi'nden yazar Şuja Navaz, 2004 yılından bu yana İngiltere ve Fransa gibi Batılı ülkelerin sınır bölgelerindeki istihbarat ajanlarının sayısını arttırması sayesinde Amerika'nın çok hassas ve hatasız İHA saldırıları düzenleyebildiğini söylüyor. Hakkaniler'in, Afganistan'ın Pakistan sınırına yakın Paktia, Paktika ve Host bölgelerinde sığınakları olduğunu kaydeden Navaz, böylelikle Afganistan sınırındaki Federal Aşiret Bölgeleri'ne kolaylıkla geçebildiklerini belirtiyor. Uzman, Pakistan'ın geçen yıl Hakkani şebekesini Afganistan'a itme fırsatını kaçırdığını da vurguluyor. Pakistan, Amerika'yı müzakereye ikna etmeye çalıştığını bildiriyor. İslamabad'ın 15 Ocak'ta Katar'dan gelen Afgan Taleban heyetini Afganistan Ulusal İslami Cephe lideri Pir Syed Hamid Gilani'yle görüştürmesi, Pakistan'ın ”yumuşak güç” kullanmaya çalışmasının bir örneği sayılıyor. Görüşmenin, Afgan Talebanı'nın lideri Molla Haybatullah Ahundzade'nin onayıyla yapıldığı bildiriliyor. Amerika Dışişleri Bakanlığı eski yetkililerinden Marvin Weinbaum, Taleban'ın Amerika'yla konuşmak istediği şeklindeki tavrının, sık sık başvurduğu, ancak işe yaramayacak bir taktik olduğunu söylüyor. Weinbaum, ”Amerika bölgeden çekilir çekilmez Taleban devreye girecek ve askeri zafer ilan edecek” diyor. Navaz'a göre Pakistan'ın Afgan Talebanı'nı Federal Aşiret Bölgeleri'nden çıkarmayı başaramaması, Amerika'nın sınır ötesine geçmesine yol açabilir. Pakistan, böyle bir durumun ”kırmızı çizgi” olduğunu kaydediyor. Navaz, Amerika'nın Pakistan'ı terörü destekleyen ülke olarak tanımlama şeklindeki son çareye başvurmadan önce Uluslararası Para Fonu IMF, Dünya Bankası ve diğer uluslararası kurumları kullanarak Pakistan'ı işbirliğine zorlayacağı öngörüsünde bulunuyor. Uzmanlar, gerçek sınavın bahar aylarında düzenlenecek operasyonlarda verileceğini kaydediyor. Amerika, bu operasyonlar için daha genç komutanları görevlendirmeye, bölgeye yeni teçhizat ve danışman sevk etmeye hazırlanıyor.

(Amerika’nın Sesi, 1 Şubat 2018)

 

BM Taslağı Düzeltmezse, Macaristan Çekilecek

Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto, Birleşmiş Milletler’in (BM) sığınmacı krizinin çözümü için hazırladığı taslağın Macaristan’ın istediği şekilde değiştirilmediği takdirde ülkesinin görüşmelerden çekileceğini açıkladı. ZIJJARTO, Bakanlar Kurulu toplantısından sonra Macar hükümetinin sığınmacı krizine ilişkin aldığı kararlar hakkında açıklamada bulundu. BM’nin sığınmacı krizinin çözümü için hazırladığı taslağın 5 Şubat’ta açıklanacağını belirten Peter Szijjarto, hükümetinin kendisine, söz konusu taslağın BM Genel Sekreterinin açıklamalarındaki gibi ‘göçmen taraftarı’ olduğu takdirde Macaristan’ı görüşmelerden çekmesi için talimat verdiğini söyledi. Henüz görüşmelere başlamadan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in yaptığı açıklamayla sonucu ilan ettiğini iddia eden Szijjarto, “New York deklarasyonu ve Genel Sekreterin açıklamaları Macaristan’ın duruşu ve çıkarlarına ters. Çünkü onlar göçü iyi ve durdurulamaz bir şey gibi gösteriyorlar. Macaristan ise göçü iyi ve durdurulamaz olarak görmüyor, bilakis ciddi güvenlik riski olarak değerlendiriyor” diye konuştu.

Göç Yolunu Genişletiyor

Söz konusu deklarasyonun ve BM Genel Sekreterinin açıklamalarının, göçü durdurmak yerine göç yollarının genişletilmesine destek verdiğini de savunan Szijjarto, “BM göç paketinde olumlu yöne doğru pozitif bir ilerleme olmazsa, Macaristan görüşmelerden çekilecek” dedi.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban, 26 Ocak’ta yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletler’in (BM) sığınmacı krizi için hazırladığı çözüm önerisini desteklemediklerini belirterek, “Şimdiki BM Genel Sekreteri bugünlerde göçün iyi bir şey olduğunu ve sığınmacıların dünya genelinde dağıtılması için BM’nin çözüm amacıyla bir anlaşma hazırladığını açıkladı. Biz gereken kişilere yardımcı oluyoruz ama sığınmacıları kabul etmiyoruz. Göçmen ülkesine dönmek istemiyoruz” demişti.

(Hürriyet, 1 Şubat 2018)

 

Trump İlk 'Birliğin Durumu' Konuşmasını Yaptı

ABD Başkanı Trump, ilk "Birliğin Durumu" konuşmasında, “Kongre’yi en az 1,5 trilyon dolarlık altyapı yatırımı oluşturacak bir yasa teklifi hazırlamaya davet ediyorum.” dedi. Başkanlık koltuğuna oturduktan sonraki ilk "Birliğin Duruşması" konuşmasını yapan Donald Trump, ağırlıklı olarak ilk yılındaki ekonomik adımlarından bahsettiği konuşmasında dış politikadan DEAŞ'la mücadeleye kadar iç ve dış politikayı ilgilendiren birçok konuda önemli mesajlar verdi. Trump, ABD Kongresinde yaptığı konuşmanın dış politika ve güvenlikle ilgili bölümünde Rusya ve Çin'den "ABD'nin çıkarlarına, ekonomisine ve değerlerine meydan okuyan rakipler" diye bahsetti. Dünya genelinde serseri rejimler, terörist gruplar ve çıkarlarımıza, ekonomimize ve değerlerimize meydan okuyan Çin ve Rusya gibi rakiplerle yüzleşiyoruz." ifadesini kullanan Trump, bu zor dönemde ABD Kongresinden Amerikan ordusuna tam destek vermesini istedi.

Nükleer Silahlarımızı Modernize Etmeliyiz

Dünyada caydırıcılığın giderek daha önemli hale geldiğini kaydeden Trump, "Nükleer silahlarımızı yeniden inşa ve modernize etmeliyiz. Belki gelecekte bir gün ülkeler nükleer silahların ortadan kaldırılması için bir araya gelecek; ancak şu anda o noktada değiliz." değerlendirmesini yaptı.

Neredeyse Yüzde 100'ü Geri Alındı

DEAŞ'la mücadele konusuna da değinen Trump, "Geçen yıl DEAŞ'ı yeryüzünden silmek için müttefiklerimizle çalışma vaadinde bulunmuştum. Bir yıl sonra DEAŞ karşıtı koalisyonun Irak ve Suriye'de bir dönem katillerin elinde olan bölgelerin neredeyse yüzde 100'ünün geri alındığını söylemekten gurur duyuyorum. Hala yapılacak çok iş var. DEAŞ yenilene kadar savaşımıza devam edeceğiz." şeklinde konuştu.

Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıdığını anımsatan Trump, bu süreçte Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulundaki oylamada birçok ülkenin ABD aleyhinde hareket ettiğini dile getirdi. Trump, bundan sonra ABD'nin yapacağı dış yardımların Amerikan çıkarlarına uygun hareket eden ülkelere verilmesi noktasında Kongreye çağrıda bulundu.

ABD, İran Halkının Yanında Durdu

İran'daki protestolara da temas eden Trump, "İran halkı yozlaşmış diktatör rejimlerinin suçlarına karşı ayaklandığında sessiz kalmadım. Amerika, cesur özgürlük mücadelesinde İran halkının yanında duruyor." ifadelerini kullandı. Trump ayrıca, İran'la nükleer anlaşmanın yeniden ele alınması konusunda ABD Kongresine çağrıda bulunduğunu dile getirdi.

Kuzey Kore'ye Sert mesaj

Küba ve Venezuela'daki yönetimleri "sosyalist diktatörlükler" şeklinde tanımlayan Trump, "Ancak hiçbir rejim, kendi halkına Kuzey Kore'nin vahşi diktatörlüğü kadar baskı kurmamıştır." yorumunu yaptı. Kuzey Kore'nin nükleer programının ABD anakarasını tehdit edebileceğini ifade eden Trump, bu ülkeye karşı azami baskı ile kampanya yürüttüklerini vurguladı.

"Yeşil Kart" Çekilişi Kaldırılacak

Trump ayrıca, göçmenlerin ABD'ye gelişini ilgilendiren yasalarla ilgili birçok düzenleme vaadinde de bulunduğu konuşmasında 4 adım altında "göçmenlik reformu" gerçekleştireceğini anlattı.

İlk adım olarak Trump, kamuoyunda DACA olarak bilinen ve çocuk yaşta yasa dışı olarak ebeveynleri tarafından ABD'ye getirilmiş olan göçmenlerden 1.8 milyonunun belirli koşullar altında vatandaşlık hakkına kavuşabileceğini bildirdi.

İkinci adım olarak Trump, seçim vaadi olarak da önerdiği ABD ile Meksika arasına duvarın mutlaka örüleceğini ve böylece sınır güvenliğinin sağlanacağını dile getirdi.

Trump, "Üçüncü adım olarak vize çekilişini kaldırıyoruz. Beceri-temelli bir sisteme geçme zamanımız geldi. Dördüncü ve son olarak da göçmen zincirini sona erdirerek çekirdek aileyi koruyacağız." diyerek yasal olarak oturma izni alan bir kişinin daha sonra aile fertlerini de bu ülkeye getirmesine olanak sağlayan programın sona erdirileceğini belirtti.

Konuşmasının dış politika bölümünde DEAŞ ve El Kaide'ye atıfla güvenlik politikaları merkezli bir değerlendirme yapan Trump'ın en fazla Kuzey Kore ve İran'ı hedef alması dikkatleri çekti.

Amerikan Enerjisine Yönelik Savaşı Bitirdik

“Birliğin Durumu” konuşmasında, başta enerji sektörünü ilgilendiren düzenlemeler olmak üzere birçok düzenlemeyi iptal edildiğini anımsatan Trump, “Washington’ı hesap verebilir kılmak için bir senede ülkemizin tarihindeki bütün yönetimlerden daha fazla regülasyonu kaldırdık. Amerikan enerjisine yönelik savaşı bitirdik. Güzel temiz kömüre açılan savaşı bitirdik. Şimdi dünya için enerji ihracatçısıyız.” diye konuştu.

Trump, ayrıca on yıllardır ABD’nin refahını, şirketlerini ve istihdamını yurt dışına gönderen adaletsiz ticaret anlaşmalarına arkasını döndüğünü belirtirken,“Teslim olma dönemi sona erdi. Bundan sonra ticari ilişkilerimizin adil ve karşılıklı olmasını bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.

Kongre’ye 1,5 Trilyon Dolarlık Altyapı Yatırımı Çağrısı

Konuşmasında seçim vaatleri arasında yer alan altyapı yatırımlarına da yer veren Trump, Cumhuriyetçilerin ve Demokratların, ülkenin giderek bozulan altyapısını tamir etmek için bir araya gelmesi gerektiğini vurgulayarak, “Ekonomimizin ihtiyaç duyduğu ve vatandaşlarımızın hak ettiği güvenli, hızlı, sağlam ve modern altyapı sistemi için iki partiyi bir araya gelmeye davet ediyorum. Bu akşam, Kongre’yi en az 1,5 trilyon dolarlık altyapı yatırımı oluşturacak bir yasa teklifini hazırlamaya çağırıyorum.” dedi. Başkan Trump, ayrıca selefi Barack Obama'nın imzasını taşıyan sağlık sigortası yasasının (Obamacare) en önemli parçasını iptal ettiklerini hatırlatırken, "Felaket Obamacare'in özünü feshettik, zorunlu sağlık sigortası artık yok." dedi. Cumhuriyetçi Kongre üyeleri ve bakanları, Trump’ın konuşmasını sık sık alkışlarla keserken, Demokratların özellikle enerji, ticaret ve göçmenlerle ilgili bölümlerde sessizliğini koruması dikkati çekti. Trump'ın “Birliğin Durumu” konuşması çerçevesinde Kongre binası çevresinde geniş güvenlik önlemleri alınırken, aralarında göçmenlerin de bulunduğu birkaç yüz kişi, Trump'ı "Benim Başkanım Değil", "Trump Hapise", "Herkes Senden Nefret Ediyor" gibi pankartlarla protesto etti. ABD anayasası, başkanların her yıl Kongre’de “Birliğin Durumu” konuşması yaparak, icraatları ve planları hakkında Kongreye ve halka bilgi vermesini gerektiyor.

(AA, 1 Şubat 2018)

 

ABD, Suriyelilere Yeni 'Geçici Koruma Statüsü' Vermeyecek

ABD İç Güvenlik Bakanlığından yapılan açıklamada, ülkede "Geçici Koruma Statüsü" (TPS) altında yaşayan 7 bin Suriyelinin durumunun korunacağını, ancak 31 Mart'tan itibaren aynı statüde yeni başvuru kabul edilmeyeceği bildirildi. İç Güvenlik Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, Suriye'deki iç savaşın etkilerinin halen devam ettiği ve bu sebeple ABD'de TPS altında yasal olarak bulunan yaklaşık 7 bin Suriyelinin durumlarının aynen korunduğu kaydedildi. Bakanlık söz konusu Suriyelilerin Eylül 2019'a kadar mevcut TPS haklarının korunacağını ve bu sürenin sonunda yeniden değerlendirme yapılacağını bildirdi. Bu kararla Suriye, TPS statüsü uzatılan son ülke oldu.

Yeni TPS Başvurusu Alınmayacak

Öte yandan AA muhabirine konuşan ve adının açıklanmasını istemeyen bir bakanlık yetkilisi, 31 Mart 2018 tarihinden itibaren TPS statüsü altında Suriye'den yeni başvuru almayacaklarını belirtti. Yetkili, TPS statüsü dışındaki diğer yollarla Suriye'den mülteci kabulünün ise devam edeceğini kaydetti. 20 Ocak 2017'de göreve gelen ABD Başkanı Donald Trump, TPS statüsü altında ABD'de yaşayan yaklaşık 700 bin kişinin durumlarının yeniden gözden geçirileceğini açıklamıştı.

200 Bin El Salvadorluya Sınır Dışı Kararı

ABD yönetimi, geçen ay, 2001 yılındaki depremin ardından ABD'ye geçici izinle yerleşen yaklaşık 200 bin El Salvadorlunun ülkelerine geri dönmesi ya da sınır dışı edilmesi için bu kişilere 18 ay süre verdiğini açıklamıştı. Benzer şekilde Trump, doğal afetlerin ardından son yıllarda ABD'ye yerleşen Honduraslılar, Nikaragualılar ve Haitililer için de söz konusu Geçici Koruma Statüsünü uzatmama kararı almıştı. Geçen yıl kasım ayında yapılan açıklamada Haitililere ülkeyi terk etmeleri için 18 ay süre verilmişti. ABD'de yasa dışı olarak bulunan yaklaşık 700 bin göçmenin sınır dışı sürecini başlatan Trump yönetimi, bu konuda gereken yasal düzenlemeyi yapması için mart ayına kadar Kongreye süre vermişti. Aynı sürecin bir parçası olarak, ABD'ye yasa dışı yollarla gelmiş göçmen çocuklarının korunmasını düzenleyen "Çocukluk Çağında Gelenler İçin Ertelenmiş Eylem" (DACA) programının sonlandırılması kararı da Demokratlarla Cumhuriyetçiler arasında krize neden olmuştu.

(Akşam, 1 Şubat 2018)

 

ABD, İsmail Haniye'yi "Küresel Terör" Listesine Aldı

ABD yönetimi, eski Gazze'deki Filistin Hükümeti Başbakanı ve Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye'yi "küresel terör" listesine aldığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, eski Gazze'deki Filistin Hükümeti Başbakanı ve Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye'yi "Özel Düzenlenmiş Küresel Teröristler" listesine aldığını açıklandı.

Aynı açıklamada Haniye'nin yanı sıra Sabirin Hareketi, Liva Sevra ve HASM Hareketi adlı organizasyonlar da "küresel terör" listesine eklendi.

"Bu kişiler barış sürecinin altın oydu"

Açıklamada ifadelerine yer verilen ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, "biri doğrudan İran tarafından yönlendirilen, diğer ikisi de İran destekli kişi ve grupların listeye eklendiği" iddiasında bulundu. Tillerson ayrıca, bu kişi ve grupların "Ortadoğu barışını tehdit ettiğini, barış sürecinin altını oyduğunu, İsrail ve Mısır'a yönelik saldırılar yaptığını" savundu.

Açıklamada, Sabirin Hareketinin İran destekli bir yapı olarak Gazze bölgesinde faaliyet gösterdiği, Liva Sevra'nın Mısır'ın Kalyubiya ve Monufiya bölgelerinde etkin olan bir örgüt olduğu, HASM'ın da yine Mısır'da aktif olan bir örgüt olduğu ifade edildi.

Hazine Bakanlığından Yaptırım Kararı

Öte yandan ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıkların Kontrolü Ofisi (OFAC) de İsmail Haniye'yi yaptırım listesine aldı.

OFAC'tan yapılan yazılı açıklamada, eski Gazze'deki Filistin Hükümeti Başbakanı ve Hamas Siyasi Büro Başkanı Haniye'nin yaptırım listesine alındığı, aynı şekilde Liva Sevra, Sabirin Hareketi ve HASM Hareketi adlı organizasyonların da yaptırım listesine eklendiği kaydedildi.

İsmail Haniye, 2006-2014 yılları arasında Gazze'deki Filistin Hükümeti Başbakanlığı görevini yürütmüştü.

Filistin'in tepkisi

Filistin Halk Partisi, ABD yönetiminin, Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye'yi "küresel terör" listesine almasını "Filistin meselesinin tasfiyesi" çabası olarak değerlendirdi.

İslami Cihad'dan açıklama

İslami Cihad Hareketi, ABD yönetiminin, Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye'yi terör listesine almasının işgalcilerin tarafını tutmak olduğunu belirtti.

Hareketten yapılan yazılı açıklamada, "ABD'nin kararı, İsrail işgali lehine yeni bir tarafgirliktir." ifadesi kullanıldı.

(CNN Türk, 1 Şubat 2018)

 

Gabriel, İsrail'de Konuştu: Almanya Büyükelçiliğini Kudüs'e Taşımayacak

Almanya Dışişleri Bakanı Gabriel, Filistin-İsrail arasında iki devletli çözüm esası üzerinde açık bir şekilde anlaşmaya varılmaması durumunda ülkesinin büyükelçiliğini Kudüs'e taşımayacağını ifade etti.

Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, ülkesinin Tel Aviv büyükelçiliğinin ancak Filistinlilerle İsraillilerin iki devletli çözüm konusunda "açık bir şekilde anlaşmaya varması" durumunda Kudüs'e taşınacağını belirtti.

'1967 Sınırları İçinde Değil Dışında Bir İsrail Devleti’

Gabriel, İsrail'in başkenti Tel-Aviv'deki Tel Aviv Üniversitesi Ulusal Güvenlik Enstitüsünün yıllık konferansında yaptığı konuşmada, "1967 sınırları içinde değil dışında bir İsrail devletinin varlığını tanımaya devam edeceğiz. Aynı zamanda İsrail'in var olma hakkına karşı olanları da kınayacağız" dedi.

Gabriel, Filistin-İsrail arasında iki devletli çözüm esası üzerinde açık bir şekilde anlaşmaya varılmaması durumunda Almanya'nın büyükelçiliğini Kudüs'e taşımayacağını vurguladı. İsrail’in Var Olma Hakkı

İsrail'in var olma hakkına dikkati çeken Gabriel, "(İsrail'in varlığına karşı olma) Bu olguyu yok etmeyi başaramadık, ancak bununla savaşmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.

Avrupa Birliği'nin (AB) çoğu ülkesi, ABD'nin aksine İsrail ile Filistin sorununun iki devletli çözüme dayalı bir şekilde çözülmeden Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımayı reddediyor. ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ise, 22 Ocak'ta İsrail parlamentosunda (Knesset) yaptığı konuşmada, "Yönetimimiz, gelecek haftalarda ABD'nin büyükelçiliğini Kudüs'e taşımak için çalışmalarına başlayacak. Büyükelçilik 2019 yılı bitmeden önce Kudüs'e taşınmış olacak" ifadelerini kullanmıştı.

ABD Başkanı Trump, 6 Aralık'ta Beyaz Saray'da düzenlediği basın toplantısında, Kudüs'ü "İsrail'in başkenti" olarak tanıdığını ve ABD Büyükelçiliği'nin Kudüs'e taşınması talimatı verdiğini açıklamıştı.

(Sputnik, 1 Şubat 2018)