Özbekistan tarihi dokusu, nüfus yapısı ve zengin kaynakları ile Avrasya coğrafyasının en önemli ülkelerinden birisidir. Cengizhan ve ardından Timur ile Türkistan coğrafyasında derin izler bırakmış olan Özbekistan, köklü devlet geleneğiyle paralel biçimde uzun yıllar Rus’lar tarafından bir tehdit olarak görülmüştür. Bu sebeple özellikle Sovyetler Birliği (SSCB) döneminde “ayrışan halklar- farklılaşan kimlikler”[1] siyasetinin bir parçası olarak her türlü dönüştürme çabalarının merkezinde yer almışlardır. Gerek Çarlık Rusya gerekse SSCB döneminde Özbekistan toraklarında yüzlerce medrese, okul ve mescit kapatılmış, halkın öz kimliğini kavraması, dinini yaşaması ve dilini konuşması engellenmek istenmiştir.

 

Çeşitli dönemlerde imparatorlukların hüküm sürdüğü bu topraklarda onlarca yıl süren baskı, dayatma ve sindirme siyaseti nihayet SSCB’nin dağılmasıyla son bulmuş ve Özbekistan 20 Haziran 1990’da Egemenliğini, 1 Eylül 1991’de diğer Türk Cumhuriyetleri gibi Bağımsızlığını elde etmiştir. Bu yıllarda Komünist Parti 1.Sekreteri olan İslam Kerimov ülkenin kurucu Cumhurbaşkanı olurken Rusya karşıtlı ya da Rusya’nın karartma siyasetine eleştirel bir bakış ortaya koyarak yeni bir kimlik inşasına odaklanmıştır. Bağımsızlıkla beraber Özbekistan eğitimli ve homojen toplum yapısı, yer altı kaynakları ve stratejik konumu ile küresel güç mücadelesinde rol verilmeye çalışılan bir ülke konumuna getirilmek istenmiştir. Bu kapsamda belirtmek gerekir ki Kipling’in “yeni büyük oyun” yaklaşımına atfen ortaya konulabilecek “yeni savaş alanında”[2] Özbekistan’ın vazgeçilmez bir öneme sahip olduğu görülmektedir.

 

Zengin Kaynaklar

 

27 milyon nüfusu ile Türk Dünyası dediğimiz coğrafyanın en büyük ikinci insan topluluğuna sahip ülkesi Özbekistan Cumhuriyeti Kazakistan, Kırgızistan, Afganistan ve daha pek çok ülkedeki varlığı ile geniş bir alanda temsil edilmektedir. Söz konusu ülkelere bakıldığında ticaret ve el işçiliğinde aranan isimler çoğunlukla Özbeklerdir. Öte yanda Özbekistan, dünya pamuk pazarında lider konumundaki ülkelerden biridir. Öyle ki, pamuk üretim hacmine göre dünyada beşinci ve ihracatına göre ikinci sırada yer almaktadır. Uluslararası verilere göre Özbekistan’da pamuk ipliği üretimi yılda 1.25 milyon ton ve pamuk tüketim hacmi üretimin yüzde 14’ü ile 180 bin tondur. Bunlarla birlikte Özbekistan’da pamuktan başka kaynaklar da mevcuttur. Başlıcaları; altın, alüminyum, doğalgaz, mermer, moliblen, tungsten ve kömürdür. Belirgin doğal gaz üretimine rağmen, Özbekistan son yıllarda, artan petrol ve kömür ithaliyle net bir enerji ithalatçısı haline gelmiştir. Yerli petrol ihtiyacının yüzde 75’ini, yani yılda yaklaşık 9 milyon ton petrol ithal etmektedir.

 

Kültürel Miras

 

Özbekistan toprakları köklü bir medeniyet ve geleceğe gururla taşınabilecek etkili bir kültürel mirasa sahiptir. Ülkenin önemli şehirleri olan Taşkent, Semerkant, Buhara ve Hive gibi pek çok bölgesinde eşsiz tarihi eser ve yapıtlar dikkat çekmektedir. Özbekistan tarihi İpek Yolunun merkezinde yer alan konumu ve modern ile gelenekseli buluşturan mimarisi sayesinde bölgenin parlayan yıldızı konumundadır. Ülkede milli kimliğe dönü stratejisi çerçevesinde 2011 yılına kadar 4.000`e yakın arkeolojik eser ve anıt koruması altına alınmış, 1000`den fazlası restorasyon çalışmasından geçirilmiştir. Özbekistan tarihi eserler bakımından dünyadaki ilk 10 ülke içerisinde gösterilmektedir. İmam Al-Buhari, Al Fergani, At Termizi, İmam Matürüdi’nin türbeleri onarılmış; Amir Temur ve Temuriler Müzesi, Şehidler Meydanı gibi önemli ziyaret merkezleri yeniden toplumun beğenisine sunulmuştur. Ayrıca Özbekistan Dini İşler Başkanlığı’nca saklanmakta olan Hazreti Osman’a ait Kuran UNESCO tarafınca “Dünya Kültür Mirası” listesine eklenmiştir.

 

Turizm Potansiyeli

 

Bu çerçevede önemli bir turizm merkezi olma yolunda ilerleyen Özbekistan’da Dünya Bankası verilerine göre 2010 yılında ülkeye gelen turist sayısı 975.000 milyon, 2013’te 2 milyon kişidir. Ülkeye gelen turist sayısında bir önceki yıla göre ’lık yükseliş dikkat çekmektedir. Özbekistan halen yılda 2 milyon turist ağırlama kapasitesine sahip olup bu sayıyı 2015 yılında 1.200 bine çıkarmayı hedeflemektedir. Bu amaçla Taşkent-Semerkant arasında hızlı tren projesi hayata geçirilmiştir. 2012 yılında yaklaşık olarak 95 bin Özbek turist Türkiye’ye gelmiştir (www.tika.gov.tr). Ülke genelinde yaklaşık 300 otelde 10 bin yatak kapasitesi olduğu ifade edilmektedir. Özbekistan’da Turizm sektörü son 20 yılda ortalama %5,1 büyüme sağlarken ülkeye giren döviz gelirlerinin ’ü Turizmden elde edilmektedir. Özbekistan’a gelen turistlerin %20,7’si yerli, %4,1’i yabancı turistlerden oluşmaktadır. Özbekistan’da 400’e yakın konforlu otel ve 22 bin dolayında yatak kapasitesi bulunmaktadır. İpekyolu güzergahındaki Semerkant ev Buhara şehirlerinde 5 Bine yakın kültürel ve tarihi eser yer almaktadır (Elgin, 2013: 23-28). Müstakil bir Turizm Bakanlığının olmadığı Özbekistan’da Turizm Sektörü önemli ölçüde bir devlet şirketi olarak 1992 yılında kurulan Uzbektourism`in tekelindedir.

 

Dış Politika

 

Özbekistan dış politikasında dikkat çeken unsurlar Orta Asya, Bağımsız Devletler Topluluğu, Rusya, ABD, Çin, Avrupa Birliği ve diğer Asya ülkeleri olarak belirginleşmektedir. Ülkenin ulusal güvenliğinin sağlanması ve bağımsızlığının korunmasına yönelik olarak söz konusu unsurlara karşı çoğunlukla reaktif bir etkileşim biçimi ortaya konulmaktadır. Özellikle 11 Eylül saldırılarının ardından ABD ile yaşanan yakınlaşma, Soros adlı kuruluşun ülkede iç karışıklıklara neden olacağı düşüncesinin hakim olmasıyla durağan bir hal almış ve dış politikada nispeten Rusya yanlısı bir tavır şekillenmiştir. Ancak ABD ve Rusya arasında kurulan ilişkilerin tamimiyle bir denge hedefine odaklandığı ya da bu yaklaşımın çok yönlü dış politika süreçleri oluşturma gayesiyle yapıldığı söylenemez. Öncelikle son 10 yılda Özbekistan dış politikasında yegane belirleyici şey iç siyasette meydana gelen olaylar ve mevcut yönetimin durumuyla alakala endişelerdir. Hatta Özbekistan bu süreçte ülkede yabancı askeri üs olmasını yasaklayan "Özbekistan Dış Politika Faaliyet Konsepti"ni kabul etmiştir. “Yeni savaş alanında” içe kapanık ve korumacı bir yöntem geliştiren Özbekistan bölgesindeki ülkelere karşı da belirli düzeyde mesafelidir. Kazakistan-Kırgızistan arasındaki entegrasyonun boyutları Özbekistan kanadında daha arka plandadır. Yine de Özbekistan’ın aynı tarih ve coğrafyanın parçası olduğu bu ülkelerle ayrıksı düşünülmesi mümkün değildir. Bölgedeki sınır problemleri ve özellikle su kaynaklarının paylaşımı üzerindeki mücadele Özbekistan’ın diğer bölge ülkeleri ile olan ilişkilerini zaman zaman gerginleştirdiği görülse de bölgede meydana gelen olayları –iyimser bir bakış açısıyla- değişken ve kaotik bir yarış olarak adlandırmak mümkündür.

 

Türkiye ile İlişkiler

 

Türkiye ve Özbekistan, kökü tarihin derinliklerine dayanan iki dost ve kardeş ülkedir. Özellikle Bağımsızlığın ilan edildiği 1991 yılından 2000 yılına kadar ilişkiler artan bir grafikle süre gelmiştir. Özbekistan’ı tanıyan ilk ülke Türkiye’dir. Bu zaman diliminde siyaset, ekonomi ve dış politikada genel olarak birliktelik vurgusu hakimdir. Ancak ne yazık ki karşılıklı yapılan yanlışlıklar sebebiyle iki ülke arasına adeta bir duvar örülmüş durumdadır. Bu süreçte resmi ziyaretler durma noktasına gelmiş, ülkede faaliyet gösteren Türk iş adamlarının önemli bir kısmı büyük zorluklarla karşılaşmış ve Özbekistan'ı ziyaret etmek isteyen insanların bir bölümüne vize verilmemiştir. En önemlisi de bu gerginlik ve uzaklık Türk Dünyasının büyümesi ve entegrasyonu açısından ciddi bir zaman kaybına sebep olmuştur. Özbekistan Türk Konseyi başta olmak üzere Türkiye'nin inisiyatifinin bulunduğu uluslararası kuruluşlara katılmayarak diğer Türk toplulukları ile iş birliği süreçlerini olması gerektiği gibi işletememiştir. Oysa Özbekistan 30 milyon nüfusu, stratejik konumu, yer altı kaynakları ve zengin kültürel mirası ile Türk Dünyası için en az Türkiye kadar vazgeçilmezdir. Türkiye-Özbekistan ilişkilerine yönelik bazı rakamlara bakıldığında dış ticaret hacmi 1,378 milyar dolar seviyesindedir. Özbekistan'da yaklaşık 400 Türk firması faaliyet gösterirken Türkiye'deki Özbek sermayeli firma sayısı 114’tür Ayrıca Özbekistan'dan Türkiye'ye gelen turist sayısı 130 bin, Türkiye'den Özbekistan'a giden turist sayısı ise sadece 9 bindir. Bu rakamlar iki ülke ilişkilerindeki durgunluğu açıkça ortaya koymaktadır. Bu kapsamda son olarak Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanlığının son ayında Özbekistan’a yapmış olduğu resmi ziyaret ve bu ziyaretin ardından Özbekistan Devlet Başkanı Kerimov’un sıcak mesajları umutları yeniden artırmıştır.

 

Sonuç olarak Özbekistan pamuk, doğalgaz ve turizm alanında ülkesini dışa açarak Avrasya’da yeni bir güç merkezi oluşturabilir. Aynı zamanda Şanghay İşbirliği Örgütünün de üyesi olan Özbekistan; Çin, Rusya ve Hindistan üçgeninde bölgenin ticaret koridoru haline gelebilir. İnsan gücü ve stratejik konumu sebebiyle bunu başarması mümkündür. Ancak Özbekistan-Türkiye ilişkileri normalleşme sürecine taşınmadan Özbekistan’ın Avrupa bölgesinde ve Türk Dünyasında etkili ilişkiler ve nitelikli sonuçlar meydana getirmesi olası değildir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye, Özbekistan ve Kazakistan arasında kurulacak samimi mutabakat zemini, Türk Dünyasının diğer alanına taşınarak ilgili tüm ülkelerin kendi coğrafyasında olduğu kadar bu coğrafyayı aşan bir güç mekanizması meydana getirmesine de imkan sağlayacaktır.

 

Kaynaklar:

 

– Kodaman T. Ve Birsel H. (2006).Bağımsızlık Sonrası Özbekistan ve Dış Politikası, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 16(2). S: 413-442.

– Elgin, M (2013). Orta Asya’da Turizmin Yeni Yüzü: Özbekistan, Hazar World, Hazar Strateji Enstitüsü Dergisi, Şubat, Sayı: 3, s.23-28.

– Yeniseyev, M (2014). Increasing numbers of foreign tourists visit Uzbekistan, – – http://centralasiaonline.com/en_GB/articles/caii/features/business/2014/02/26/feature-01

http://altinmiras.com/?Syf=26&Syz=53831

www.tika.gov.tr

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/ozbekistanla-duvarlar-yikiliyor-mu-31384yy.htm

 


[1] Lenin ve Stalin döneminde SSCB’nin Türk Topluluklarını birbirinden ayırmak ve ayrıştırmak için geliştirdiği tüm uygulamaların zeminini oluşturan genel yaklaşım biçimi olarak yazar tarafından kullanılmaktadır.

[2] Putin’in Devlet Başkanı olmasıyla birlikte Soğuk Savaş dışında ama onun izleriyle oluşturulan psikolojik temelli diplomatik etkileşim alanını ifade etmek üzere yazar tarafından kullanılmaktadır.